Maaş Aşk Değildir: Bir Kadının Korku ve Özgürlük Arasındaki Hikayesi

“Nerede kaldın Zeynep? Yine markette mi oyalandın?” diye bağırdı Mehmet, kapıdan içeri adımımı atar atmaz. Elimdeki poşetleri bırakırken ellerim titriyordu. Cevap vermeye çalıştım ama sesim çıkmadı. Yıllardır her ay maaşımı ona teslim ediyordum, sanki bu bir görevmiş gibi. Annem bana küçükken, “Kocana güven, evin reisi odur,” derdi. Ben de öyle yaptım. Ama şimdi, otuz beş yaşında, iki çocuk annesi bir kadın olarak aynaya baktığımda gördüğüm kişi ben değilim.

Mehmet’le evlendiğimizde her şey çok güzeldi. O zamanlar bana “Birlikte her şeyin üstesinden geliriz,” derdi. İlk işime başladığımda ne kadar gururlanmıştım! Bankada çalışmaya başladığım gün, annem gözlerimin içine bakıp “Kızım, kendi ayakların üzerinde duracaksın,” demişti. Ama o gurur, zamanla yerini sessiz bir korkuya bıraktı. İlk maaşımı aldığımda Mehmet, “Bunu birlikte yönetelim,” dedi. Ben de safça kabul ettim. O günden sonra maaş kartım onun cebine geçti.

Başlarda bunun bir sorun olduğunu düşünmedim. Sonuçta evliydik, her şeyimiz ortaktı. Ama zamanla Mehmet’in bana olan tavrı değişmeye başladı. Harcamalarımı sorguluyor, marketten aldığım yoğurdun markasına bile karışıyordu. “Neden en ucuzunu almadın?” diye çıkışıyordu. Bir gün çocuklara süt almak için cüzdanımdan para almak istedim, ama cüzdanımda tek kuruş yoktu. O an anladım ki ben kendi paramı bile kullanamıyordum.

Bir akşam annem aradı. Sesimden bir şeyler olduğunu anlamıştı. “Kızım, iyi misin?” dediğinde gözyaşlarımı tutamadım. “Anne, ben iyi değilim,” dedim sadece. Annem sustu, sonra yavaşça “Bak Zeynep, kadın dediğin önce kendi ayakları üzerinde durmalı. Senin hayatın senin elinde,” dedi. O gece sabaha kadar uyuyamadım.

Ertesi gün Mehmet’e maaş kartımı geri vermek istediğimi söyledim. Yüzü bir anda karardı. “Sen bana güvenmiyor musun? Bu evde kimse aç kalmadı şimdiye kadar!” diye bağırdı. Çocuklar korkuyla odalarına kaçtı. O an içimde bir şeyler koptu. Kendi paramı istemek bile suçtu sanki.

İş yerinde arkadaşım Ayşe’ye açıldım. O da yıllarca benzer şeyler yaşamıştı. “Zeynep, bu ekonomik şiddet,” dedi bana. O ana kadar bu kelimeyi hiç duymamıştım. Ayşe bana kadın dayanışma derneklerinden bahsetti. Akşam eve dönerken kafamda bin bir düşünce vardı: Ben gerçekten şiddet mi yaşıyordum? Yoksa abartıyor muydum?

O gece Mehmet’in telefonuna bir mesaj geldi: “Yarın toplantıyı unutma.” Mesajı görünce içimde bir huzursuzluk oluştu. Mehmet’in iş yerinde sorunları vardı ve son zamanlarda daha da gergindi. Bütün öfkesini benden çıkarıyordu sanki.

Bir sabah çocukları okula bırakırken küçük kızım Elif, “Anne, babam neden sana hep kızıyor?” diye sordu. Cevap veremedim. O an anladım ki bu sadece benim sorunum değildi; çocuklarım da bu ortamda büyüyordu.

Bir akşam Mehmet eve geç geldi ve yine tartışma çıktı. “Senin yüzünden her şey ters gidiyor! Bir de maaşını istiyorsun ha!” diye bağırdı. O an dayanamadım: “Ben insan değil miyim Mehmet? Kendi paramı istemek suç mu?” dedim titreyerek.

Mehmet bir an sustu, sonra kapıyı çarpıp çıktı. Çocuklar ağlıyordu. Onları kucağıma aldım, “Her şey düzelecek,” dedim ama kendime bile inanmıyordum.

O gece Ayşe’yi aradım ve yardım istedim. Ertesi gün kadın dayanışma derneğine gittik birlikte. Orada benim gibi onlarca kadın vardı; hepsi aynı hikayeyi farklı cümlelerle anlatıyordu. Bir danışman bana, “Ekonomik şiddet çok yaygın ama çoğu kadın bunun farkında bile değil,” dedi.

Bir hafta sonra cesaretimi topladım ve Mehmet’e kartımı geri istedim. “Bundan sonra maaşımı kendim yöneteceğim,” dedim kararlı bir sesle. Mehmet önce alay etti, sonra sinirlendi ama bu kez geri adım atmadım.

İlk kez maaşımı elime aldığımda ellerim titredi ama içimde tarifsiz bir özgürlük hissi vardı. Çocuklara dondurma aldım, Elif’in gözleri parladı: “Anne, bugün çok mutlusun!” dedi.

Mehmet’le aramızdaki mesafe giderek arttı ama ben artık korkmuyordum. Kendi hayatımı yönetmenin ne demek olduğunu yeniden hatırladım.

Şimdi bazen aynaya bakıp kendime soruyorum: Sevgi gerçekten fedakârlık mı demek? Yoksa önce kendimize mi sahip çıkmalıyız? Siz olsaydınız ne yapardınız?