Ailem Bana Sırtını Döndüğünde: Bir Kadının Sessizlikten Çığlığa Yolculuğu
“Sen de annen gibi inatçısın Melike! Bir gün bu inadın başına iş açacak!” Babamın sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. Annem başını önüne eğmiş, elleriyle masanın kenarını sımsıkı tutuyordu. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yirmi sekiz yaşındaydım ve hâlâ kendi evimde, kendi hayatımda bir misafir gibiydim.
Küçükken, annem bana hep “Kızım, susmak bazen en büyük erdemdir,” derdi. Ben de sustum. Babamın öfkesine, ablamın küçümseyici bakışlarına, ailedeki adaletsizliğe… Herkesin gözünde uslu, sessiz, uyumlu Melike’ydim. Ama içimde biriken kelimeler, geceleri uykumu bölen kabuslara dönüşüyordu.
Bir akşam, sofrada ablam Zeynep’in nişanlısı için yapılan hazırlıklar konuşulurken, annem bana dönüp “Sen de artık birini bulsan diyorum Melike. Yaşın geçiyor,” dedi. O an boğazımda düğümlenen kelimeler patladı: “Ben kendi hayatımı yaşamak istiyorum anne! Herkes gibi evlenmek zorunda değilim!”
Babam sandalyesini geri itti, gözleriyle beni delip geçti. “Bizim ailede öyle şey olmaz! Ya bu evin kurallarına uyarsın ya da kapı orada!”
O gece odamda sabaha kadar ağladım. Annemin sessizce kapımı aralayıp “Kızım, babanı üzme,” deyişi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Ama ilk defa içimde bir kıvılcım yanmıştı. Belki de ilk defa gerçekten yaşıyordum.
Ertesi gün iş yerinde bile gözlerim doluydu. Bankada çalışıyordum; herkesin hayatı düzenli, herkesin yüzü maskeliydi. Çay molasında arkadaşım Elif yanıma sokuldu: “Yine mi ağladın? Ne oldu?”
“Evde yine kavga çıktı,” dedim kısık sesle. Elif omzuma dokundu: “Melike, ne zaman kendin için bir şey yapacaksın?”
O soru günlerce aklımdan çıkmadı. Akşam eve döndüğümde annemle babam salonda televizyon izliyordu. Onlara bakarken içimde bir öfke kabardı: Neden hep onların istediği gibi olmak zorundaydım? Neden kendi kararlarımı veremiyordum?
Bir hafta sonra cesaretimi topladım ve aileme taşınmak istediğimi söyledim. Babam ayağa fırladı: “Evlenmeden kız başına ev mi tutulurmuş? Mahalle ne der?” Ablam Zeynep ise alaycı bir şekilde güldü: “Sen tek başına ne yapabilirsin ki?”
O gece bavulumu topladım. Annem kapıda ağladı, babam yüzüme bile bakmadı. Zeynep ise arkamdan fısıldadı: “Bir hafta sonra geri dönersin.”
İlk defa İstanbul’da tek başıma bir ev tuttum. Korkuyordum ama aynı zamanda özgürdüm. İlk sabah kahvaltımı kendi başıma hazırlarken ağladım; hem korkudan hem de mutluluktan.
Ailemden kimse aramadı. Annem gizlice mesaj attı: “İyi misin?” Ama babamdan tek bir kelime bile gelmedi. İş yerinde Elif bana destek oldu; birlikte sinemaya gittik, sahilde yürüdük. Yavaş yavaş kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim.
Ama yalnızlık geceleri daha çok acıtıyordu. Bir gün annem hastalanmış; Zeynep beni aradı: “Annem seni soruyor ama babam hâlâ çok kızgın.” Koşa koşa eve gittim. Annem yatağında zayıf bir sesle “Kızım, mutlu musun?” diye sordu.
O an gözyaşlarımı tutamadım: “Anne, ilk defa kendim için yaşıyorum ama çok yalnızım.” Annem elimi tuttu: “Bazen yalnız kalmak gerek kızım. Ben de yıllarca sustum… Keşke senin kadar cesur olabilseydim.”
Babam odaya girdiğinde göz göze geldik. Hiçbir şey söylemedi ama bakışlarında ilk defa bir pişmanlık gördüm. O günden sonra aramızdaki buzlar yavaş yavaş erimeye başladı ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Ailemle aramdaki mesafe hâlâ var ama artık kendimi suçlu hissetmiyorum. Kendi hayatımı kurdum; bazen yalnızım, bazen korkuyorum ama en azından kendimim.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç ailenizin beklentilerine karşı çıkıp kendi yolunuzu seçtiniz mi? Yalnız kalmak mı daha zor yoksa kendini kaybetmek mi?