Bir Yılbaşı Gecesi: Umutla Savaşan Bir Çocuğun Hikayesi
“Anne, ben ölecek miyim?” diye fısıldadım, gözlerim tavana kilitlenmişken. Annem, gözyaşlarını saklamaya çalışarak elimi tuttu. “Hayır Emir, sen çok güçlüsün. Biz buradayız, birlikte başaracağız,” dedi. O an, hastane odasının soğuk duvarları arasında annemin sesi bana sarılıp sarmaladı. Odamın camından dışarıya bakınca, Aralık ayının gri gökyüzüyle göz göze geldim. Dışarıda kar taneleri usulca süzülüyordu ama içimde fırtınalar kopuyordu.
Her şey geçen yaz başladı. Karnımda bir ağrı, halsizlik… Babam beni hemen hastaneye götürdü. Doktorlar uzun uzun konuştular, tahliller yapıldı. Sonunda annemle babamın gözleri dolu dolu odama geldiler. Annem bana sarıldı, “Emirciğim, biraz hastasın ama iyileşeceksin,” dedi. Ama ben onların fısıltılarından ve babamın titreyen ellerinden bunun sıradan bir hastalık olmadığını anlamıştım. Sonra öğrendim: Lösemiymişim.
İlk kemoterapi seansında saçlarım dökülmeye başladı. Arkadaşlarımın hepsi dışarıda top oynarken ben yatağımda yatıyordum. Babam her gün işten çıkıp yanıma geliyordu. Annem ise başucumdan hiç ayrılmıyordu. Bir gün babamla aramızda şöyle bir konuşma geçti:
“Baba, neden ben?”
Babam derin bir nefes aldı, gözleri doldu. “Bazen hayat adil değil oğlum. Ama biz birlikte güçlüyüz. Seninle gurur duyuyorum.”
Hastanede günler birbirini kovaladı. Hemşire Ayşe abla bana her sabah moral vermek için küçük hediyeler getiriyordu. Doktor Murat Bey ise her kontrolde bana umut dolu bakışlar atıyordu. Ama içimdeki korku büyüyordu. Bir gece ateşim çıktı, nefes almakta zorlandım. Apar topar yoğun bakıma alındım. Annem kapıda dua ediyordu.
Tam iyileşmeye başlamıştım ki, bu sefer COVID-19 salgını patladı. Hastanede yeni kurallar geldi; ziyaretçiler azaldı, herkes maskelerle dolaşıyordu. Bir sabah doktorlar odamda toplandı ve anneme fısıldayarak bir şeyler söylediler. Annemin gözleri yine doldu. Sonra bana döndü: “Emirciğim, testin pozitif çıkmış.”
O an dünya başıma yıkıldı sandım. Zaten kanserle savaşıyordum, şimdi bir de bu virüs… Annem bana sarılırken titriyordu ama korkusunu belli etmemeye çalışıyordu. Babam ise telefonla arayıp “Oğlum, sen bizim kahramanımızsın!” diyordu.
COVID yüzünden odamdan çıkamıyordum artık. Hemşireler uzaktan el sallıyor, doktorlar koruyucu kıyafetlerle giriyordu. Annem ise maskesini hiç çıkarmadan yanımda bekliyordu. Bir gece nefesim daraldı, annem panikle hemşireye seslendi:
“Ne olur oğlumu kurtarın!”
O an annemin çaresizliğini gördüm ve ilk defa ölümden korktum.
Günler geçti, ateşim düştü ama vücudum çok zayıflamıştı. Yılbaşı yaklaşıyordu ve ben hâlâ hastane odasındaydım. Arkadaşlarım bana video mesajlar gönderiyordu; “Geçmiş olsun Emir! Seni çok özledik!” diye bağırıyorlardı ekrandan.
Bir akşamüstü hemşire Ayşe abla yanıma geldi:
“Emir, bu yılbaşı senin için özel olacak,” dedi göz kırparak.
Anlamamıştım ama gece olunca odam birden renkli ışıklarla doldu. Hastane personeli küçük bir yılbaşı ağacı getirmişti! Annem ve babam da izin alıp yanıma gelmişlerdi. Hep birlikte şarkılar söyledik, pastalar kestik. O an ilk defa uzun zamandır güldüm.
Babam bana sarıldı:
“Oğlum, bu yılbaşı senin ikinci doğum günün olsun,” dedi.
O gece yatağımda yatarken düşündüm: Hayat ne kadar kırılganmış… Bir anda her şey değişebiliyormuş. Ama ailem ve sevdiklerim yanımda olduğu sürece hiçbir şeyden korkmamam gerektiğini anladım.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç sevdikleriniz için gerçekten mücadele ettiniz mi? Hayatınızda umudu kaybettiğiniz anlarda sizi ayakta tutan neydi?