Altı Yılın Ardından: Bir Gelinin Sessiz Çığlığı

“Yeter artık, ben de insanım!” diye bağırdım mutfağın ortasında, ellerim titreyerek bulaşık süngerini yere fırlattım. O an, babaannemin odasından gelen öksürük sesiyle irkildim. Altı yıldır bu evde, bu yükün altında eziliyorum. Herkesin gözünde iyi gelin, sabırlı eş, mükemmel anneydim ama içimde fırtınalar kopuyordu.

Her şey altı yıl önce başladı. Kayınvalidem, Gülten Hanım, bir sabah kahvaltı masasında, “Ben Almanya’ya çalışmaya gidiyorum,” dediğinde, eşim Serkan’ın yüzü bembeyaz olmuştu. O an, ailedeki herkesin gözü bana çevrildi. “Babaannenin bakıma ihtiyacı var, Zeynep,” dedi Serkan. “Sen zaten evdesin, çocuk da küçük.” O an içimde bir şeyler koptu ama sesimi çıkaramadım. Oğlum Emir henüz üç yaşındaydı, ben ise işimi bırakıp evde oturuyordum. Herkesin gözünde doğal aday bendim.

İlk başlarda babaannem Şerife Hanım’la aramız iyiydi. Bana çocukluğundan hikâyeler anlatır, bazen de eski İstanbul’dan bahsederdi. Ama zaman geçtikçe hastalığı ilerledi, geceleri altına kaçırmaya başladı, huysuzlaştı. Serkan işten yorgun gelirdi, “Biraz sabret Zeynep,” derdi. Kayınvalidem ise her telefon konuşmasında “Allah senden razı olsun kızım,” deyip kapatırdı. Ama kimse bana gerçekten yardım etmiyordu.

Bir gün Emir ateşlendi. O gece hem oğlumun başında hem de babaannenin odasında mekik dokudum. Sabah olduğunda gözlerim kan çanağı gibiydi. Serkan’a “Artık dayanamıyorum,” dedim. “Bir bakıcı tutsak?” dedim çekinerek. “Paramız yok Zeynep, annem dönecek yakında,” dedi ve konuyu kapattı.

Aylar yılları kovaladı. Gülten Hanım her yaz geleceğim dedi ama her defasında “Biraz daha kalmam lazım, borçlar bitmedi,” diye oyaladı. Akrabalar arada uğrasa da kimse elini taşın altına koymadı. Komşular bile “Sen ne sabırlı kadınsın,” deyip geçiyordu. Ama kimse geceleri ağladığımı, bazen mutfakta sessizce yere çöküp hıçkırıklarımı yastığa gömdüğümü bilmiyordu.

Bir gün babaannem banyoda düştü. O an panik içinde ambulansı aradım, Serkan’ı işten çağırdım. Hastanede doktor bana dönüp “Bu kadar yaşlı birine tek başına bakmak çok zor,” dediğinde gözlerim doldu. Serkan ise bana bakmadan yere bakıyordu.

Babaannem hastaneden çıkınca daha da kötüleşti. Artık neredeyse hiç konuşmuyordu, sürekli ağlıyordu. Ben ise her gün biraz daha tükeniyordum. Bir gece Serkan’a “Ben artık yapamıyorum,” dedim. “Beni hiç anlamıyorsun.” O ise “Hepimiz zor durumdayız Zeynep,” deyip odadan çıktı.

O günden sonra aramızda görünmez bir duvar örüldü. Konuşmalarımız azaldı, tartışmalar arttı. Emir bile bazen “Anne neden üzgünsün?” diye soruyordu. Ona ne diyebilirdim ki? “Anneni kimse anlamıyor oğlum” mu deseydim?

Altı yıl böyle geçti. Altı yıl boyunca gençliğimi, hayallerimi bu evde bıraktım. Arkadaşlarım birer birer uzaklaştı; kimse beni aramaz oldu. Annem bile “Kızım kendini harcama,” dediğinde suçluluk duydum.

Sonunda Gülten Hanım döndü. Eve geldiğinde bana sarıldı, “Çok yoruldun biliyorum kızım,” dedi ama gözlerinde minnetten çok rahatlama vardı. Birkaç gün sonra ailece otururken konu mirasa geldi. Gülten Hanım, “Şerife Hanım’ın evi Serkan’ın üstüne geçecek,” dedi. Ben ise şaşkınlıkla baktım: “Peki ya ben? Altı yıl boyunca ben baktım ona!” dedim titreyen sesle.

Gülten Hanım soğuk bir ifadeyle, “Sen de bu ailenin bir parçasısın Zeynep, hepimiz elimizden geleni yaptık,” dedi. O an içimdeki öfke patladı: “Kimse elini sürmedi! Herkes bana sırtını döndü!” dedim ağlayarak.

Serkan ise sessizdi; bana bakmaya bile cesaret edemedi. O gece valizimi hazırladım; Emir’in yanına oturdum ve ona sarıldım. “Anneciğim, biraz uzaklaşmam lazım,” dedim.

Şimdi annemin evindeyim ve hayatımı sorguluyorum. Altı yıl boyunca neden kimse bana destek olmadı? Neden kadınların fedakârlığı bu kadar görünmez? Evliliğimi kurtarmak için daha ne kadar kendimden vazgeçmeliyim?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir kadının emeği gerçekten bu kadar kolay harcanabilir mi?