Kızım Mezun Olunca Kaçtım: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Nereye gidiyorsun Zehra? Cevap ver!”

Kapının önünde, elimde eski bir valiz, kızım Elif’in titreyen ellerini tutarken, arkamdan yükselen bu öfke dolu sesi duydum. Kocam Hasan’ın sesi, yıllardır içimde yankılanan korkunun sesiyle aynıydı. O an, kalbim deli gibi atıyordu. Elif’in gözleri dolu dolu bana bakıyordu; “Anne, gerçekten gidecek miyiz?” dedi fısıltıyla. “Evet kızım,” dedim, “artık burası bizim evimiz değil.”

Küçük kasabamızda, herkes birbirini tanır. Herkesin gözü üzerimizdeydi. Hasan’ın annesi Fatma Hanım, pencerenin ardından bizi izliyordu. Komşu Ayşe Teyze, kapısının önünde dedikoduya başlamıştı bile: “Vah vah, Zehra da iyice şaşırdı. Kızını da alıp kaçıyor. Hasan gibi adama yapılır mı bu?”

Ama kimse bilmiyordu. Kimse gece yarıları uykumdan sıçrayarak uyandığımı, Hasan’ın öfkesinin evin duvarlarını nasıl titrettiğini bilmiyordu. Kimse Elif’in odasında sessizce ağladığını, babasının bağırışlarından korkup bana sığındığını görmüyordu. Herkes dışarıdan bakınca mutlu bir aile sanıyordu bizi; oysa ben her gün biraz daha eksiliyordum.

Elif’in mezuniyet töreninde, herkes gibi ben de gülümsedim. Ama içimde fırtınalar kopuyordu. O gece kararımı verdim: Elif artık büyümüştü, kendi ayakları üzerinde durabilirdi. Onu bu evde daha fazla tutamazdım. Kendi hayatımı da…

O sabah erkenden kalktım. Elif’e usulca yanaşıp kulağına fısıldadım: “Hazırlan kızım, gidiyoruz.” Gözleri büyüdü, korkuyla karışık bir umut parladı bakışlarında. Valizimizi hazırlarken ellerim titriyordu. Her şeyden çok korkuyordum ama kalmak daha çok korkutuyordu beni.

Otobüs terminaline vardığımızda, kasabanın yarısı bizi görmüştü bile. Ayşe Teyze’nin oğlu Murat, hemen Hasan’a haber uçurmuş. Telefonum çaldı; açmadım. Elif’in elini sımsıkı tuttum. Otobüs hareket ettiğinde, arkamızda bıraktığımız hayatın ağırlığı omuzlarıma çöktü.

Ankara’ya vardığımızda cebimde sadece birkaç kuruş vardı. Eski bir arkadaşım olan Meryem’in yanına sığındık. Meryem bana sarılırken gözlerimden yaşlar süzüldü: “Zehra, sonunda geldin… Kaç yıldır bekliyordum bu anı.”

Ama kaçmak kolaydı; asıl zor olan yeniden başlamakmış. Elif yeni bir okula alışmaya çalışırken ben de iş aramaya başladım. Temizlik işlerine gittim, bulaşık yıkadım, yaşlı bir kadına baktım. Her akşam eve yorgun argın dönerken Elif’in gözlerinde endişe görüyordum: “Anne, pişman mısın?”

Pişman mıydım? Bazen geceleri eski evimizi düşünüyordum; annemin bana küçükken söylediği masalları hatırlıyordum. Ama sonra Hasan’ın bağırışları kulaklarımda çınlıyordu ve pişmanlığım yerini kararlılığa bırakıyordu.

Bir gün Elif okuldan ağlayarak geldi: “Anne, arkadaşlarım babamla neden yaşamadığımızı soruyorlar. Onlara ne diyeyim?”

O an boğazım düğümlendi. “Kızım,” dedim, “bazen insanlar anlamazlar. Ama senin için en iyisini yaptığımı bilmeni istiyorum.”

Kasabadan haberler gelmeye devam etti. Hasan’ın ailesi beni aradı; “Utanmıyor musun? Adamcağız perişan oldu!” dediler. Komşular dedikoduyu büyüttü: “Zehra kocasını bırakıp şehre kaçtı; kim bilir ne işler çeviriyor!”

Bir gün Elif’in telefonu çaldı; babasıydı. Konuşmak istemedi ama ben cesaret edip telefonu aldım.

“Ne istiyorsun Hasan?”

“Dön Zehra! Kızımı da al gel! Sensiz olmuyor bu ev!”

“Biz artık dönmeyeceğiz,” dedim titreyen sesimle.

“Beni rezil ettin! Herkes arkamdan konuşuyor!”

“Yıllarca ben sustum Hasan! Şimdi sıra sende.”

Telefonu kapattığımda ellerim buz gibiydi ama içimde garip bir huzur vardı.

Aylar geçti. Elif yeni arkadaşlar edindi, ben de bir kafede garsonluk buldum. Hayatımız yavaş yavaş düzene girdi ama kasabanın gölgesi peşimizi bırakmadı. Bir gün sosyal medyada eski komşularımızdan biri Elif’e mesaj attı: “Babanı nasıl bırakıp gittiniz? Yazık değil mi adama?”

Elif bana sarıldı ve ağladı: “Anne, neden kimse seni anlamıyor?”

Bilmiyorum kızım… Belki de bu ülkede kadınların sesi hep kısık kalıyor diye düşündüm o an.

Bir akşam işten dönerken Meryem’le oturduk balkonda çay içtik.

“Zehra,” dedi Meryem, “keşke herkes senin cesaretini gösterebilse.”

Gözlerim doldu: “Ben cesur muyum bilmiyorum Meryem… Sadece artık susmak istemedim.”

Yıllar sonra bile kasabadan gelen laflar bitmedi. Ama ben her sabah Elif’in yüzüne bakıp yeni bir güne başlarken içimde küçük de olsa bir umut yeşerdi.

Şimdi bazen düşünüyorum: Acaba başka kadınlar da benim gibi susuyor mu? Kaçımız kendi hayatımızı kurmak için bu kadar bedel ödüyoruz? Siz olsaydınız ne yapardınız?