Nikola, Acele Etme: Bir Ailenin Gölgesinde Kendi Yolumu Bulmak
“Sen bizim gelinimizsin, öyle kafana göre davranamazsın!”
Okan’ın annesi Şengül Hanım’ın sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimde menemen tavası, gözlerim dolmuş, ne diyeceğimi bilemeden öylece kalakaldım. Okan ise salonda, babasıyla maç izliyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi…
O sabah her şey çok sıradan başlamıştı. Okan’ın en sevdiği menemeni yapmak istemiştim; belki de ona olan sevgimi göstermek için, belki de bu evde kendimi biraz daha ait hissetmek için… Ama Şengül Hanım’ın mutfağa girişiyle tüm huzurum bozuldu. “Nikola, yumurtaları fazla karıştırma, Okan öyle sevmez,” dedi önce. Sonra da ekledi: “Bak kızım, bizim ailede gelinler sabah erkenden kalkar, kahvaltıyı hazırlar. Senin gibi yatakta uyuyarak vakit geçirmez.”
İçimde bir şeyler kırıldı o an. Ben Nikola, 27 yaşında, üniversite mezunu, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir kadındım. Ama burada, bu evde, sadece bir ‘gelin’ olarak görülüyordum. Kendi ailemden uzakta, İstanbul’un kalabalığında yalnızdım. Annemle babam İzmir’deydi; onlara her şeyi anlatamıyordum. “Her şey yolunda,” diyordum telefonda. Ama aslında hiç de yolunda değildi.
Okan’la üç yıldır beraberdik. Onun yanında kendimi güvende hissediyordum. Ama ailesiyle tanıştıktan sonra işler değişti. Şengül Hanım ve kayınpederim Halil Bey’in beklentileri sonsuzdu: “Nikola, akşam yemeklerinde sofrayı kuracaksın, misafir gelirse çayları sen dolduracaksın, Okan’ın gömleklerini ütüleyeceksin…”
Bir gün Okan’a açıldım: “Böyle devam edemem. Kendi hayatım var, işim var. Sadece senin ailenin isteklerini yerine getiren biri olmak istemiyorum.”
Okan başını öne eğdi: “Annemler biraz gelenekçidir, biliyorsun. Zamanla alışırlar.”
Ama alışmadılar. Hatta baskı daha da arttı. Bir akşam yemeğinde Halil Bey bana döndü: “Nikola, sen bizim ailemize layık mısın? Okan’a iyi bakabilecek misin?”
O an içimdeki isyan büyüdü. Ben kimdim? Sadece bir eş adayı mıydım? Yoksa kendi hayalleri olan bir kadın mı?
Bir gece annemi aradım. Sesim titriyordu: “Anne, ben burada çok yalnızım. Ne yapsam yaranamıyorum.”
Annem uzun bir sessizlikten sonra şöyle dedi: “Kızım, kimseye kendini kanıtlamak zorunda değilsin. Sen Nikola’sın, unutma.”
O gece sabaha kadar düşündüm. Okan’ı seviyor muydum? Evet. Ama kendimi daha çok sevmem gerekmiyor muydu?
Ertesi sabah Şengül Hanım yine mutfağa girdi: “Nikola, bugün komşular gelecek. Börek açmayı biliyor musun?”
“Hayır,” dedim sessizce.
“E o zaman öğrenmen lazım! Bizim ailede herkes börek açar.”
İçimdeki öfke patladı: “Ben Nikola’yım! Sadece sizin gelininiz değilim! Kendi hayatım var!”
Şengül Hanım şaşkınlıkla bana baktı: “Ne demek istiyorsun?”
“Ben kendim olmak istiyorum! Sadece sizin isteklerinizi yerine getiren biri değil!”
Okan koşarak geldi: “Ne oluyor burada?”
Gözlerimden yaşlar süzülüyordu: “Okan, ben böyle yaşayamam. Ya seninle birlikte kendi yolumuzu çizeriz ya da ben kendi yoluma giderim.”
O an evde derin bir sessizlik oldu. Halil Bey gazeteyi bırakıp bana baktı: “Biz seni ailemizden biri olarak gördük.”
“Ben de sizi ailem olarak görmek istedim,” dedim titreyen sesimle. “Ama bana hiç yer bırakmadınız.”
O gün valizimi topladım. Okan arkamdan geldi: “Gitme Nikola… Lütfen…”
Durdum, ona baktım: “Kendimi kaybetmekten korkuyorum Okan. Aşk iki kişiliktir ama ben burada yok oluyorum.”
İstanbul’un sokaklarında yürürken gözyaşlarımı tutamadım. Annemi tekrar aradım: “Anne, ben geldim.”
İzmir’e döndüğümde kendimi yeniden buldum. Kendi işime odaklandım, yeni arkadaşlar edindim. Okan bazen aradı; ama ben artık başka bir Nikola’ydım.
Şimdi geriye dönüp bakınca soruyorum kendime: Bir kadının kendi hayatını seçmesi bencillik mi? Yoksa gerçek aşk önce kendini sevmek mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?