Torunuma Karşı Soğukluğum: Bir Büyükanne Olarak İçimdeki Savaş

“Gülseren Hanım, torununuz sizi görmek istiyor.”

Kızım Elif’in sesi, mutfakta çay demlerken arkamdan yankılandı. Ellerim titredi, çaydanlığı neredeyse düşürüyordum. O an içimde bir şeyler koptu; yine aynı his, yine aynı soğukluk… Torunum Arda, salonda oyuncaklarıyla oynarken bana bakıyordu. Gözlerinde bir beklenti, bir umut vardı. Ama ben… Ben ona karşı hiçbir sıcaklık hissedemiyordum. İçimde bir boşluk, bir yabancılık vardı. Kendi torunuma karşı…

Elif’in bakışları üzerimdeydi. “Anne, Arda seni çok özledi. Biraz onunla oynar mısın?” dediğinde, dudaklarımda zoraki bir gülümseme belirdi. “Tabii kızım,” dedim, ama içimden geçenleri kimse bilmiyordu. Arda’nın yanına oturdum, elindeki arabayı bana uzattı. “Babaannenle yarış yapalım mı?” dedi neşeyle. Elimi uzattım, ama kalbim yerinden kıpırdamadı.

O an aklımdan geçen tek şey şuydu: Neden? Neden bu çocuğa karşı sevgi hissedemiyorum? Kendi kanımdan canımdan olan birine karşı nasıl bu kadar yabancı olabilirim? Utancım büyüdükçe, Arda’nın gözlerindeki ışık sönmeye başladı. Oynamak istemediğimi anlamış gibi sessizce arabasını aldı ve köşeye çekildi.

Akşam yemeğinde Elif ve damadım Murat karşıma oturdu. Masada garip bir sessizlik vardı. Elif’in gözleri dolmuştu. “Anne, Arda neden seninle oynamak istemiyor? Bir şey mi oldu?” diye sordu titrek bir sesle. Boğazım düğümlendi. “Yorgunum kızım,” dedim kısık sesle. Ama gerçek yorgunluğum bedenimde değil, ruhumdaydı.

Gece herkes uyuduğunda, salonda tek başıma oturdum. Kendi annemi düşündüm; bana nasıl sarılırdı, bana nasıl şefkat gösterirdi… Ben neden aynı sıcaklığı torunuma veremiyordum? İçimdeki bu soğukluk nereden geliyordu? Kendimi suçladım, ağladım. Ama gözyaşlarım bile içimdeki buzları eritemedi.

Ertesi gün Elif, “Anne, Arda’yı parka götürür müsün? Ben markete gideceğim,” dediğinde yine aynı huzursuzluk sardı içimi. Arda’nın elini tutup parka gittik. Diğer büyükanneler torunlarını öpüp kokluyor, onlarla gururla oynuyordu. Ben ise sadece izliyordum. Yanımdaki Ayşe Hanım bana döndü: “Gülseren Hanım, torununuz ne kadar tatlı! Allah bağışlasın.”

Gülümsedim ama içimden geçenleri kimse bilmiyordu. Arda kaydıraktan kayarken bana el salladı. Elimi kaldırdım ama yüzümdeki ifade donuktu. O an Ayşe Hanım’ın torununa sarılışını izledim; içimde kıskançlık ve utanç birbirine karıştı.

Eve döndüğümüzde Elif beni köşeye çekti: “Anne, sana bir şey soracağım ama lütfen dürüst ol… Arda’yı sevmiyor musun?”

O an dünya başıma yıkıldı. Gözlerim doldu, kelimeler boğazıma düğümlendi. “Kızım… Bilmiyorum… Çok utanıyorum ama… İçimde ona karşı bir sıcaklık yok,” dedim titreyen sesimle.

Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Anne, ben senin gibi bir anneye sahip olduğum için hep şanslı hissettim kendimi… Ama şimdi Arda için endişeleniyorum. Onu da mı sevmeyeceksin?”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi anneliğimi sorguladım; Elif’e nasıl şefkat gösterdiğimi düşündüm. Belki de yıllarca çalışıp didinmekten, hayatın yükünden duygularımı bastırmıştım. Belki de annemden gördüğüm sevgiyi aktarmakta eksik kalmıştım.

Bir hafta boyunca Arda’ya yaklaşmaya çalıştım; birlikte resim yaptık, kitap okuduk ama içimdeki boşluk dolmadı. Her gece kendime kızdım: “Neden? Neden sevemiyorum?”

Bir gün Elif’in sesiyle irkildim: “Anne, psikoloğa gitmeyi düşünür müsün? Belki konuşmak iyi gelir.”

İlk başta reddettim; “Ben deli miyim?” dedim öfkeyle. Ama sonra aynada kendime baktığımda gördüğüm kadının mutsuzluğu beni korkuttu.

Psikolog Sevil Hanım’la ilk görüşmemde ağlamaktan konuşamadım. Sevil Hanım yavaşça sordu: “Gülseren Hanım, çocukluğunuzda size kim şefkat gösterdi?”

O an çocukluğum gözümde canlandı; babamın sertliği, annemin suskunluğu… Sevil Hanım devam etti: “Bazen sevgi vermek için önce kendi yaralarımızı sarmamız gerekir.”

Haftalarca terapiye gittim; geçmişimi sorguladım, annemi affetmeye çalıştım. Bir gün Arda yanıma gelip “Babaannem beni seviyor mu?” diye sorduğunda gözlerim doldu. Onu kucağıma aldım; ilk defa kalbimde bir sıcaklık hissettim.

Ama hâlâ tam anlamıyla sevgiyle dolmuyordum; hâlâ eksik bir şeyler vardı. Elif’le konuşurken “Anne olmak başka, büyükanne olmak başka… Belki de zamanla olur,” dedi.

Yıllar geçtikçe Arda büyüdü; ben de onunla birlikte değişmeye başladım. Her gün biraz daha yaklaştım ona; bazen sarılmak zor gelse de denedim. Ama hâlâ kendime soruyorum: Gerçekten sevebilecek miyim? Yoksa bu eksiklik hep içimde mi kalacak?

Şimdi sizlere soruyorum: Hiç kendi çocuğunuza ya da torununuza karşı böyle yabancı hissettiniz mi? Sevgi öğrenilebilir mi? Yoksa bazı duygular sonsuza dek eksik mi kalır?