Kendi Evimde Yabancı: Bir Büyükanne’nin Sessiz Çığlığı
“Anneanne, neden yine ağlıyorsun?” diye sordu Elif, gözlerinde masum bir endişeyle. O an, gözyaşlarımı saklayamadım. Mutfağın köşesinde, eski sandalyemde oturmuş, ellerim dizlerimde titrerken, içimdeki fırtınayı susturmak için çabalıyordum. Elif’in sesiyle irkildim, ama ona gülümsemeye çalıştım. “Yok bir şey kuzum,” dedim, ama sesim titriyordu.
İstanbul’a taşınalı altı ay olmuştu. Kırklareli’ndeki küçük evimi, bahçemi, yıllardır biriktirdiğim anılarımı geride bırakıp, sırf kızım Zeynep’in yanında olayım, torunlarımı büyüteyim diye her şeyimi satmıştım. Zeynep’in ikizleri Elif ve Defne’ye bakmak için gelmiştim; onların ilk adımlarını, ilk kelimelerini kaçırmak istememiştim. Ama şimdi, kendi evimde bir yabancı gibiydim.
Her şey, Zeynep’in eşi Murat’ın işsiz kalmasıyla başladı. Zeynep çalışıyordu; Murat ise gün boyu evdeydi. Bir de Murat’ın önceki evliliğinden oğlu Baran vardı. Baran, üniversiteyi kazanamayınca İstanbul’a gelmiş, bizimle yaşamaya başlamıştı. Evdeki düzen bir anda altüst oldu. Ben mutfağa girdiğimde Baran çoktan kahvaltısını hazırlamış, mutfağı darmadağın bırakmış oluyordu. Murat ise televizyonun karşısında saatlerce oturuyor, bana tek bir teşekkür bile etmiyordu.
Bir gün, sabahın erken saatlerinde mutfağa girdim. Baran yine masanın başında telefonuyla oynuyordu. “Anneanne, çay yok mu?” dedi umursamazca. İçimden bir şeyler koptu o an. “Baran, biraz da sen hazırlasan ya,” dedim. Bana küçümseyici bir bakış attı: “Ben misafirim burada.”
O an anladım ki, bu evde artık ben misafirdim. Kendi evimde, kendi mutfağımda bile sözüm geçmiyordu. Zeynep akşamları yorgun argın eve geliyor, bana sarılıp “Anneciğim iyi ki varsın,” diyordu ama sonra hemen çocuklarla ilgilenmek zorunda kalıyordu. Murat ise bana sanki görünmezmişim gibi davranıyordu.
Bir akşam, Zeynep’le salonda otururken cesaretimi topladım: “Kızım, ben kendimi burada çok yalnız hissediyorum.” Zeynep başını önüme eğdi: “Anne, biliyorum… Ama ne yapabilirim? Murat iş bulamıyor, Baran’ın da başka gidecek yeri yok.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Yatak odamda eski fotoğraflara baktım; gençliğimdeki neşemi, hayat dolu halimi hatırladım. Şimdi ise sabahları uyanmak bile zor geliyordu. Sabahları Elif ve Defne’yi okula hazırlıyor, sonra mutfağı topluyor, çamaşırları yıkıyor, akşam yemeğini hazırlıyordum. Kimse bana “Eline sağlık” demiyordu.
Bir gün Murat’la mutfakta karşılaştık. “Anne,” dedi soğuk bir sesle, “Baran’ın odasını biraz daha düzenli tutsan iyi olur. O çocuk ders çalışamıyor.” O an öfkem boğazıma düğümlendi: “Ben hizmetçi miyim burada?” dedim. Murat yüzüme bile bakmadan çıktı gitti.
Komşumuz Ayşe Hanım’la markette karşılaştığımda içimi döktüm: “Ayşe abla, ben bu evde fazlalık gibiyim.” O da iç çekti: “Bizim kuşak hep böyle oldu kızım… Evlatlar için her şeyimizi verdik ama sonunda yalnız kaldık.”
Bir gün Elif okuldan ağlayarak geldi. “Anneanne, Baran abim bana bağırdı! Odamı dağıtmış…” Küçük kızın gözyaşlarını silerken içimdeki öfke büyüdü. Baran’ı odasında buldum: “Elif’e neden bağırdın?” dedim sertçe. Baran umursamazca omuz silkti: “Çocuk işte… Beni rahat bırak.”
O gece Zeynep’le yeniden konuştum: “Kızım, ben bu şekilde devam edemem. Ya bir çözüm bulalım ya da ben geri döneyim.” Zeynep’in gözleri doldu: “Anne ne olur gitme… Sensiz yapamam.”
Ama ben de artık tükenmiştim. Her sabah aynı döngü; kimseye yaranamamak, kimse tarafından görülmemek… Bir gün sabah kahvaltısında Baran yine masanın başında oturuyordu. “Anneanne peynir bitti,” dedi emir verir gibi. O an elimdeki bardağı masaya bıraktım: “Baran! Ben senin annen değilim! Herkes kendi işini yapsın!”
Evde buz gibi bir hava esti o sabah. Murat suratını astı; Zeynep ise bana mahcup mahcup baktı. O gün boyunca kimse benimle konuşmadı.
Akşam olunca odama çekildim ve eski günleri düşündüm. Annemin bana öğrettiği sabrı, babamın verdiği gücü hatırladım. Ama şimdi ne sabrım kalmıştı ne de gücüm…
Bir hafta sonra Zeynep işten erken geldi ve yanıma oturdu: “Anne… Belki de Baran’a başka bir yer bulmalıyız. Senin bu kadar üzülmene dayanamıyorum.” Gözlerim doldu; ilk defa biri beni anlamıştı.
Baran birkaç hafta sonra bir arkadaşının yanına taşındı. Evde hava değişti; Elif ve Defne yeniden gülmeye başladı. Ama ben hâlâ kırgındım; çünkü oğlumun eşi Murat hâlâ bana soğuk davranıyordu.
Şimdi pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Hayatımı çocuklarım için feda ettim ama sonunda yalnız kaldım mı? Yoksa hâlâ umut var mı? Siz olsanız ne yapardınız? Kendi evinizde yabancı olmayı kabul eder miydiniz?