Aksamit Kadar Sessiz: Annemle Aramdaki Dikişler
“Lenka, yine mi getirdin o paçavraları eve?” Annemin sesi, kapıdan içeri adımımı attığım anda evin duvarlarına çarptı. Elimdeki poşetleri sıkıca kavradım, başımı öne eğdim. “Bunlar paçavra değil, anne. Kadife kumaş parçaları. Atacaklardı, ben de—”
“Bırak şimdi! Kaç kere söyledim sana, dikiş dikmek meslek değil, heves! Git fabrikada ikinci vardiyayı al, bak kardeşin gibi adam ol!”
İçimde bir şeyler kırıldı o an. Annemin gözlerinde küçümseme, dudaklarında alay vardı. Oysa ben, gün boyu tekstil atölyesinde çalışırken yere düşen kumaş parçalarını toplarken hayal kuruyordum: Belki bir gün kendi tasarımlarımı dikerim, belki bir gün… Ama annem için bunların hiçbiri gerçek değildi.
O gece odamda kumaşları yatağımın üzerine serip ellerimle okşadım. Her biri başka bir hikâye anlatıyordu bana. Ama annemin sesi kafamda yankılanıyordu: “Dikişle karnını doyuramazsın!”
Sabah kahvaltı sofrasında sessizlik vardı. Babam gazeteye gömülmüş, kardeşim Yusuf telefonunda oyun oynuyordu. Annem ise bana bakmadan çayını karıştırıyordu. Dayanamadım:
“Anne, ben atölyede kalıp çıkarmayı öğreniyorum. Belki ileride—”
“Yeter artık!” diye kesti sözümü. “Senin yaşındaki kızlar çoktan nişanlandı. Sen hâlâ çocuk gibi hayal peşindesin.”
Babam başını kaldırdı: “Kız haklı hanım. Herkesin yolu farklıdır.”
Annem gözlerini devirdi: “Sen de hep onun tarafındasın zaten!”
O an içimde bir öfke kabardı. “Ben kendi yolumu bulmak istiyorum!” dedim titreyen sesimle.
Annem sandalyesini itti, kalktı. “O zaman kendi yolunu bul da gör bakalım hayat neymiş!”
O gün işe giderken gözlerim doluydu. Atölyede makine gürültüsünün arasında bile annemin sözleri kulağımda çınlıyordu. Arkadaşım Gülcan yanıma geldi:
“Ne oldu Lenka? Suratın beş karış.”
“Annem yine dikişi küçümsedi. Sanki ben suç işliyorum.”
Gülcan omzuma dokundu: “Boş ver, sen yeteneklisin. Bak, geçen hafta diktiğin elbiseyi herkes konuştu.”
Biraz moral buldum ama akşam eve dönerken içimde yine bir korku vardı. Annemle yüzleşmekten çekiniyordum.
O akşam annem beni mutfağa çağırdı. Yüzü sertti.
“Bak kızım,” dedi, “bu evde herkes elinden geleni yapıyor. Senin de katkın olmalı. Hayal kurmakla olmuyor bu işler.”
“Anne, ben de çalışıyorum. Ama dikişi bırakmak istemiyorum.”
“Sen bilirsin,” dedi ve arkasını döndü.
Geceleri gizlice dikiş makinesinin başına oturup kumaşları birleştiriyordum. Her dikişte içimdeki öfkeyi ve umudu ilmek ilmek işliyordum. Bir gece babam kapımı tıklattı.
“Lenka, uyumadın mı?”
“Yok baba, biraz çalışıyorum.”
Yanıma oturdu. “Anneni anlıyorum, ama seni de anlıyorum kızım. Kolay değil bu hayat.”
Gözlerim doldu: “Baba, ben başka türlü mutlu olamıyorum.”
Babam saçımı okşadı: “Sen mutlu ol kızım. Ama anneni de üzme.”
O gece karar verdim: Bir cesaret gösterip mahalledeki kadınlar için küçük bir dikiş kursu açacaktım. Gülcan’la konuştum, o da destek oldu.
İlk kurs günü annem bana bakmadı bile. Ama komşu kadınlar geldi; kimisi eski gömleklerini getirdi, kimisi çocuklarına elbise dikmek istediğini söyledi. Onlara bildiklerimi anlattım, birlikte güldük, birlikte öğrendik.
Bir ay sonra mahallede herkes kursu konuşuyordu. Annem hâlâ bana soğuktu ama bir akşam sofrada konu açıldı:
“Lenka’nın kursuna giden Ayşe teyze geçen gün bana teşekkür etti,” dedi babam.
Annem sessiz kaldı.
Ertesi sabah annemi mutfakta ağlarken buldum.
“Anne?” dedim korkarak.
Gözyaşlarını sildi: “Ben de gençken terzilik isterdim aslında… Ama babam izin vermedi.”
İçimde bir şeyler koptu o an. Annemin bana olan öfkesinin aslında kendi yaralarından kaynaklandığını anladım.
Elini tuttum: “Beraber dikelim mi anne?”
Uzun süre sustu. Sonra başını salladı.
O günden sonra annemle aramızdaki duvarlar yavaş yavaş yıkıldı. Birlikte dikiş diktik, birlikte güldük, birlikte ağladık.
Ama hâlâ içimde bir korku var: Ya toplumun beklentileri bizi yine ayırırsa? Ya annemin yaraları hiç iyileşmezse?
Sizce insan kendi yolunu seçerken ailesini ne kadar üzmeli? Yoksa bazen kendimizden vazgeçmek mi gerekir?