Annem Beni Yalnız Bıraktı: Bir İstanbul’da Hayatta Kalma Mücadelesi
“Anne, lütfen… Birkaç saatliğine çocuklara bakabilir misin? Yarın iş görüşmem var, çok önemli.”
Telefonun ucunda annemin nefesini duydum, ama cevabı çoktan biliyordum. “Zeynep, ben artık yoruldum. Senin çocukların senin sorumluluğun. Benim de bir hayatım var.”
O an, mutfakta yere çöktüm. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Üç çocuğumdan en küçüğü, Elif, eteğime sarıldı. “Anne, neden ağlıyorsun?” dedi. Ona sarıldım, kokusunu içime çektim. Cevap veremedim.
Kocam Murat’ı geçen yıl bir trafik kazasında kaybettim. O gün, hayatım ikiye ayrıldı: Murat’tan önce ve Murat’tan sonra. O zamandan beri İstanbul’un bu gürültülü mahallesinde, üç çocuğumla hayatta kalmaya çalışıyorum. Annemle aramızda hep mesafe vardı ama Murat varken bunu hissetmiyordum. Şimdi ise annemin soğukluğunu iliklerime kadar hissediyorum.
İş bulmak kolay değil. Üniversiteyi yarıda bırakmak zorunda kalmıştım, çünkü Elif’e hamile kaldığımda Murat “Sen evde ol, ben çalışırım” demişti. Şimdi ise ne diplomam var ne de bir mesleğim. Temizlik işlerine gidiyorum, komşuların çocuklarına bakıyorum ama yetmiyor. Kira, faturalar, çocukların okul masrafları… Her ay sonu geldiğinde içimdeki düğüm biraz daha sıkılıyor.
Geçen hafta oğlum Emir’in okulundan aradılar. “Zeynep Hanım, Emir son zamanlarda çok içine kapanık. Bir sorun mu var?” dediler. Ne diyebilirdim ki? Babasını kaybetti, annesi sürekli yorgun ve gergin. Akşamları bazen yemek bile yapamıyorum; makarna haşlayıp önlerine koyuyorum. Sonra da suçluluk duygusuyla sabaha kadar uyuyamıyorum.
Bir akşam annemi ziyarete gittim. Çocuklar salonda oynarken ona yaklaştım. “Anne, neden bana yardım etmiyorsun? Sen de anne oldun, bilirsin ne kadar zor olduğunu.”
Yüzüme bile bakmadan cevap verdi: “Benim zamanımda kimse bana yardım etmedi. Herkes kendi başının çaresine bakardı. Sen de öğreneceksin.”
O an içimde bir şeyler koptu. Annemin sevgisine hep muhtaçtım ama şimdi ona öfke duyuyordum. “Ama ben senin gibi olmak istemiyorum!” diye bağırdım istemsizce. Çocuklar korkuyla bana baktı.
O gece eve dönerken yağmur başladı. Elif’in montu yoktu; kendi montumu ona verdim, ben ıslandım. Otobüste yanımdaki kadın bana acıyarak baktı. O bakıştan nefret ettim; acınacak halde olmak istemiyordum.
Bir sabah kapımız çaldı. Komşum Ayşe abla elinde bir tabak börekle geldi. “Kızım, nasılsın? Çocuklar iyi mi?” dedi. O an ağlamamak için kendimi zor tuttum. Ayşe abla bana iş bulmamda yardımcı oldu; bir apartmanda temizlik işi ayarladı. Her sabah saat altıda kalkıp çocukları hazırlıyor, Elif’i komşuya bırakıyor, işe gidiyordum.
Ama her şey üst üste geliyordu. Bir gün Elif ateşlendi; işten izin alamadım. Komşuya bıraktım ama aklım hep Elif’teydi. Akşam eve döndüğümde Elif’in ateşi daha da yükselmişti. Hastaneye koştuk; doktor “Çok yorgun görünüyorsunuz” dedi bana. Haklıydı; hem bedenen hem ruhen tükenmiştim.
Bir gece Emir yanıma geldi: “Anne, babam neden öldü? Sen de ölecek misin?”
O an ne diyeceğimi bilemedim. Onu kucağıma aldım, “Hayır oğlum, ben hep yanınızda olacağım” dedim ama içimden geçenleri söyleyemedim: Ya ben de bir gün pes edersem?
Bir gün annem aradı: “Zeynep, komşular bana laf ediyor; kızın perişan haldeymiş diyorlar.”
İçimdeki öfke patladı: “Anne, bana yardım etmiyorsun ama insanların ne dediğini önemsiyorsun! Ben çocuklarımı korumaya çalışıyorum, sen ise sadece başkalarının lafını düşünüyorsun!”
Telefonu kapattım ve ağladım. O gece çocuklarımı yanıma aldım; birlikte uyuduk.
Bazen düşünüyorum: Neden annem bana bu kadar uzak? Neden toplumda bir kadının tek başına ayakta kalması bu kadar zor? Neden herkes konuşuyor ama kimse el uzatmıyor?
Bir sabah Emir’in öğretmeni aradı: “Zeynep Hanım, Emir resim dersinde sizi çizmiş; yanında ağlıyormuşsunuz.”
O resmi görünce içim parçalandı. Çocuklarımın gözünde güçlü olmak istiyorum ama bazen dayanamıyorum.
Bir gün Ayşe abla bana sarıldı: “Kızım, sen çok güçlüsün. Kimseye ihtiyacın yok.”
Ama ben biliyorum ki bazen insanın sadece birinin yanında olduğunu hissetmeye ihtiyacı var.
Şimdi her sabah çocuklarımı okula gönderirken onlara sarılıyorum ve içimden dua ediyorum: Allah’ım, bana güç ver.
Hayat kolay değil; İstanbul’un kalabalığında kaybolmuş hissediyorum bazen. Ama çocuklarım için ayakta durmak zorundayım.
Bazen düşünüyorum: Annem beni neden yalnız bıraktı? Toplum neden yalnız anneleri suçluyor? Sizce bir kadın tek başına her şeyi başarabilir mi? Yoksa hepimizin biraz desteğe ihtiyacı yok mu?