Sevincin Gölgesinde, Acının Merkezinde: Bir Annenin Yalnızlığı

“Anne, lütfen bu akşam yine tartışma çıkarma. Zeynep zaten yorgun, bir de seninle uğraşmasın.”

Serkan’ın sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Oğlumun bana böyle konuşmasına alışamadım, alışmak da istemiyorum. On yıl önce, Serkan Zeynep’le evlenmeye karar verdiğinde, bana sadece bir telefon açıp haber verdi. Düğüne çağrılmadım. O gün, mutfağın köşesinde sessizce ağladığımı kimse bilmez. Oğlumun mutluluğu için sustum, içime attım. Ama insanın içi ne kadar geniş olabilir ki? Herkesin yükünü taşırken, kendi acını nereye koyarsın?

Zeynep’in ilk evliliğinden kızı Elif de vardı. Serkan, Elif’i öz kızı gibi sahiplendi. Ben de öyle yapmaya çalıştım. Ama Elif bana hiçbir zaman “babaannem” demedi. Hep “Gülten Hanım” dedi. İçimde bir yer sızladı her seferinde. Bir gün mutfakta Elif’e kek yaparken, “İstersen bana babaanne diyebilirsin,” dedim. Küçük kız gözlerini kaçırdı, “Annem öyle istemiyor,” dedi sessizce. O an anladım ki, bu evde ben hep misafir olacaktım.

Yıllar geçti. Serkan işte yükseldi, Zeynep çalışmaya başladı. Elif büyüdü, liseye başladı. Herkesin hayatı hızla akarken, ben hep aynı yerde kaldım. Sabahları erkenden kalkıp kahvaltı hazırladım, akşamları sofrayı topladım. Kimseye yük olmamak için elimden geleni yaptım ama yine de bazen Zeynep’in bakışlarında bir rahatsızlık hissediyordum.

Bir gün Serkan işten eve yorgun döndü. Zeynep ise telefonda annesiyle tartışıyordu. Elif odasında ağlıyordu. Sofrada herkes sessizdi. Dayanamadım, “Bir derdiniz mi var çocuklar?” dedim. Zeynep gözlerini devirdi, “Her şeye karışmak zorunda mısınız Gülten Hanım?” dedi. Serkan ise başını önüne eğdi. O an içimde bir şeyler kırıldı.

O gece odama çekildim ve yıllardır tuttuğum günlüğümü açtım:

“Bugün yine fazlalık hissettim kendimi. Oğlumun evinde misafirim sanki. Kimseye yaranamıyorum. Anne olmak bu mu? Sadece acı günlerinde hatırlanmak mı?”

Bir hafta sonra Elif hastalandı. Zeynep işteydi, Serkan toplantıdaydı. Elif’in ateşi yükseldi, titriyordu. Onu kucağıma aldım, hastaneye koştum. Serum takıldı, başında sabaha kadar bekledim. Sabah Zeynep geldiğinde bana teşekkür bile etmedi; “İlaçlarını saatinde verin yeter,” dedi.

O gün Serkan’la konuşmak istedim:

“Serkan, ben bu evde kendimi yabancı hissediyorum.”

Serkan gözlerini kaçırdı:

“Anne, lütfen… Zeynep’in üstüne gitme artık.”

“Ben kimsenin üstüne gitmiyorum oğlum! Sadece… Sadece biraz sevgi görmek istiyorum.”

Serkan’ın sesi titredi:

“Anne, herkesin kendi hayatı var artık.”

O an anladım ki, benim hayatım sadece onların ihtiyaç duyduğu zamanlarda var oluyordu.

Bir gün mahalledeki komşum Ayşe Hanım’a dert yandım:

“Benim oğlum da gelinimin yanında eziliyor Gülten abla,” dedi. “Biz anneler hep ikinci plandayız artık.”

Kafamda dönüp duran sorularla eve döndüm: Biz anneler ne zaman gereksiz olduk? Ne zaman sadece acı günlerinde hatırlanan insanlar olduk?

Bir akşam Serkan eve geç geldi. Yorgundu, moralsizdi. Sofraya oturduğunda gözleri doluydu.

“Anne… İşten çıkarıldım.”

Zeynep hemen tepki gösterdi:

“Ne yapacağız şimdi? Krediler var, Elif’in okul taksiti var!”

Serkan başını ellerinin arasına aldı:

“Bilmiyorum Zeynep… Gerçekten bilmiyorum.”

O an içgüdüsel olarak cüzdanımı çıkardım:

“Benim biraz birikmişim var oğlum, al bunları kullanın.”

Zeynep’in bakışları buz gibiydi:

“Gülten Hanım, siz de emeklisiniz, kendinize saklasaydınız keşke.”

Ama Serkan parayı aldı ve teşekkür etti.

Aylar geçti, Serkan iş buldu ama aramızdaki mesafe hiç kapanmadı. Zeynep’le aramda görünmez bir duvar vardı artık. Elif üniversiteyi kazandı; mezuniyet törenine çağrılmadım.

Bir gece mutfakta bulaşık yıkarken Zeynep geldi:

“Gülten Hanım… Artık kendi evinize dönseniz daha iyi olur bence.”

Elimden tabak düştü, kırıldı.

“Ben… Ben nereye gideyim?”

“Burası bizim evimiz artık,” dedi Zeynep soğukça.

Serkan hiçbir şey söylemedi o gece.

Ertesi sabah valizimi topladım. Kapıdan çıkarken Elif kapının arkasında duruyordu:

“Teşekkür ederim Gülten Hanım… Her şey için.”

O an gözlerim doldu ama ağlamadım.

Küçük bir kiralık daireye taşındım. İlk gecem yalnız geçti; duvarlar sessizdi ama içimde fırtına kopuyordu.

Aylar sonra Serkan aradı:

“Anne… Hastayım galiba.”

Koşa koşa yanına gittim; çorba yaptım, başında bekledim.

İyileştiğinde yine sessizce evime döndüm.

Şimdi pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Anne olmak sadece acı günlerinde hatırlanmak mı? Sevincin gölgesinde kalıp acının merkezinde olmak adil mi? Sizce bir annenin sevgisinin sınırı olmalı mı?