Suskunluğun Gölgesinde: Sevginin Sessiz Çığlığı
“Elif, çay nerede kaldı?” Murat’ın sesi, mutfağın kapısından salona kadar yankılandı. O an, elimdeki bardağı neredeyse düşürüyordum. İçimde biriken öfke ve yorgunluk, boğazıma düğümlendi. Oysa sabah altıdan beri ayaktaydım; çocukların kahvaltısı, evin temizliği, market alışverişi… Hepsiyle tek başıma uğraşmıştım. Murat ise her zamanki gibi gazetesini okuyor, televizyonun karşısında sessizce oturuyordu.
İçimden “Bir gün olsun bana yardım etse, bir gün olsun ‘Nasılsın Elif?’ dese…” diye geçirdim. Ama biliyordum, Murat’ın dünyasında böyle şeyler yoktu. O, babasından böyle görmüştü; erkek çalışır, kadın evde her şeyi hallederdi. On iki yıllık evliliğimizde bir kere bile bana sarılıp “Seni seviyorum” dememişti. Hatta bazen onunla konuşurken kendi sesimi bile duyamaz oluyordum; sanki evin içinde görünmez bir gölgeydim.
O gün, çayı tepsiye koyup salona götürdüm. Murat göz ucuyla bile bakmadı. “Şeker nerede?” dedi sadece. İçimde bir şeyler koptu. “Murat, ben de insanım,” dedim titrek bir sesle. “Biraz olsun ilgini, sevgini hissetmek istiyorum.”
Murat başını kaldırmadan, “Elif, abartma. Herkesin hayatı böyle. Kadın dediğin sabreder,” dedi. O an gözlerim doldu. Yutkundum, ama kelimeler boğazımda düğümlendi. O an anladım ki; bu evde duygularımın hiçbir önemi yoktu.
Akşam çocuklar uyuduktan sonra annemi aradım. “Anne, ben çok yoruldum,” dedim ağlamaklı bir sesle. Annem ise “Kızım, sabret. Erkek milleti böyledir. Yuvanı bozma,” dedi. Oysa ben yuvamı değil, kendimi kaybediyordum.
Bir hafta sonra, komşumuz Zeynep uğradı. Gözleri pırıl pırıldı; yeni bir iş bulmuştu ve heyecanla anlatıyordu. “Elif, sen de çalışsana! Hem kafan dağılır, hem kendi paran olur,” dedi. İçimde bir umut kıpırdadı ama Murat’ın tepkisini düşününce o umut hemen söndü.
O akşam cesaretimi topladım ve Murat’a söyledim: “Ben de çalışmak istiyorum.” Murat’ın yüzü asıldı. “Evde işin mi bitti? Çocuklara kim bakacak? Kadın dediğin evinde oturur,” dedi sertçe.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda binbir düşünce… Ben ne zaman bu kadar sessizleşmiştim? Ne zaman kendi isteklerimi unutmuştum? Sabah olunca aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmıştı, yüzümde yılların yorgunluğu vardı.
Bir gün çocuklar okuldan gelince oğlum Efe sordu: “Anne, neden hiç gülmüyorsun?” O an içim parçalandı. Çocuklarım bile benim mutsuzluğumu fark etmişti.
Bir akşam Murat işten geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. Yemek masasında sessizlik hâkimdi. Birden patladı: “Ev neden dağınık? Çocuklar neden bu kadar gürültü yapıyor?” Sanki her şeyin suçlusu bendim.
O gece karar verdim; artık susmayacaktım. Ertesi sabah çocukları okula bırakıp belediyenin kadın danışma merkezine gittim. Danışman Ayşe Hanım beni dikkatle dinledi. “Elif Hanım, yalnız değilsiniz. Sizin gibi birçok kadın var,” dedi.
O gün eve dönerken içimde bir güç hissettim. Akşam Murat’a tekrar söyledim: “Ben çalışmak istiyorum ve bu konuda kararlıyım.” Murat öfkeyle bağırdı: “Benim sözümden çıkamazsın!” Ama bu kez korkmadım.
Günler geçti, Murat bana küstü, evde soğuk rüzgarlar esti. Ama ben yılmadım; belediyede yarı zamanlı işe başladım. İlk maaşımı aldığımda gözlerim doldu; yıllar sonra ilk kez kendimi değerli hissetmiştim.
Bir akşam işten dönerken Efe kapıda karşıladı: “Anne, bugün çok güzel gülüyorsun!” dedi sarılarak. O an anladım ki; mutluluğum sadece bana değil, çocuklarıma da iyi geliyordu.
Murat hâlâ değişmedi; hâlâ suskun ve uzak… Ama ben artık susmuyorum. Kendi ayaklarım üzerinde durmanın gururunu yaşıyorum.
Bazen geceleri pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Acaba kaç kadın daha kendi hayatını yaşamak için suskunluğunu kırmayı bekliyor? Sizce bir kadının mutluluğu için neler değişmeli?