Oğlum Ev Sahibi Olmayacak: Aile Sofrasında Nesil Çatışması ve Kendi İnançlarım Arasında Sıkışmak
“Senin oğlun bu evin reisi olacak, Ayşe. Sofrayı kurarken de kaldırırken de o başta olmalı. Bizim zamanımızda böyleydi.” Annemin sesi, mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı hafifçe titredi. İçimde bir şeyler kırıldı o an. Oğlum Ali henüz on yaşında, ama annem onun geleceğini şimdiden şekillendirmek istiyordu.
“Anne, artık devir değişti. Herkes kendi işini yapmalı. Ali de sofrayı kurabilir, kaldırabilir. Bu onun erkekliğinden bir şey eksiltmez,” dedim, sesim titrek ama kararlıydı.
Annem gözlerini devirdi, dudaklarını büzdü. “Senin bu yeni nesil fikirlerin yüzünden çocuklar saygısız oluyor. Erkek adam sofrada oturur, kadın hizmet eder. Biz böyle büyüdük.”
O an içimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. Eşim Mehmet salondan başını uzattı, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Göz göze geldik. Onun da arada kaldığını biliyordum; bir yanda annesi, bir yanda ben.
O akşam sofraya otururken Ali, bana yardım etmek için tabakları taşımaya başladı. Annem ise koltuğa oturmuş, göz ucuyla bizi izliyordu. “Bak oğlum,” dedi Ali’ye, “sen erkek adamsın. Bırak annen yapsın.”
Ali bana baktı, gözlerinde bir kararsızlık vardı. “Anne, yardım edeyim mi?” diye fısıldadı.
“Tabii ki yardım edebilirsin oğlum,” dedim ve elini tuttum. O an annemin bakışlarını hissettim; sanki bir suç işlemişim gibi.
Mehmet sofraya geldiğinde ortam gergindi. Annem, “Bak oğluna sahip çık, erkek adamı kadın işine karıştırma,” dedi ona. Mehmet’in yüzü kızardı. “Anne, Ayşe haklı. Ali’nin yardım etmesinde ne var?” dedi ama sesi cılızdı.
O gece yatakta Mehmet’le uzun uzun konuştuk. “Ayşe, annem böyle büyümüş. Onu değiştiremeyiz,” dedi yorgun bir sesle.
“Ben de böyle büyütülmek istemiyorum Mehmet! Ali’nin ileride eşine saygılı bir adam olmasını istiyorum. Her şeyi kadından bekleyen biri olmasını istemiyorum,” dedim gözlerim dolarak.
Mehmet sustu. O da biliyordu ki bu sadece bizim ailemizin değil, tüm toplumun sorunu.
Günler geçti, annem her fırsatta laf sokmaya devam etti. Bir gün komşumuz Emine Teyze geldiğinde konu yine açıldı.
“Bizim kız da aynı senin gibi,” dedi Emine Teyze anneme, “Kocası sofrayı kurmaya kalkınca kıyamet kopuyor evde.”
Annem başını salladı, “Şimdiki gelinler erkekleri kadınlaştırıyor,” dedi.
O an içimde bir isyan yükseldi. “Peki ya biz kadınlar? Hepimiz hizmetçi miyiz? Erkekler neden kendi işini yapmasın?” dedim yüksek sesle.
Emine Teyze şaşkınlıkla bana baktı. Annem ise öfkeyle kalktı yerinden.
“Ben sana laf anlatamam Ayşe! Sen bilirsin!” dedi ve odasına çekildi.
O gece Ali yanıma geldi. “Anneanne bana kızdı mı?” diye sordu ürkekçe.
“Hayır oğlum, sadece bazı insanlar değişime alışamıyor,” dedim sarılarak.
Ama içimde bir yara açılmıştı artık. Annemin sevgisiyle onayını birbirine karıştırıyordum yıllardır. Onun gözünde iyi bir gelin olmak için kendimden vazgeçmem gerekiyordu sanki.
Bir sabah kahvaltıda Mehmet’e sordum: “Sence ben yanlış mı yapıyorum?”
Mehmet derin bir nefes aldı. “Hayır Ayşe, ama annemi de üzmek istemiyorum.”
İşte tam da burada sıkışıp kalıyordum: Kendi inançlarım ve ailemin beklentileri arasında eziliyordum.
Bir gün Ali okuldan ağlayarak geldi. Arkadaşları ona “kız gibi tabak taşıyorsun” demişler. Kalbim paramparça oldu.
O gece Ali’yle uzun uzun konuştum:
“Bak oğlum, yardım etmek asla utanılacak bir şey değildir. Erkek ya da kız olman fark etmez; önemli olan iyi insan olman.”
Ali başını salladı ama gözlerinde hala bir tereddüt vardı.
Ertesi gün annem yine sofrada başladı: “Bak gördün mü? Çocuğu şaşırttın!”
Artık dayanamıyordum. “Anne! Ben oğlumu senin istediğin gibi yetiştirmeyeceğim! Ben onun iyi bir insan olmasını istiyorum, sadece erkek olması yetmez!”
Annem sustu, gözleri doldu. O an ilk defa onun da kırıldığını gördüm.
Bir hafta boyunca konuşmadık. Evde soğuk rüzgarlar esti. Mehmet arada kalmıştı; bana destek olmak istiyor ama annesini de üzmek istemiyordu.
Bir akşam annem yanıma geldi, sessizce oturdu karşıma.
“Belki de haklısın Ayşe,” dedi kısık sesle. “Biz böyle gördük ama belki de çocuklarımıza başka türlü davranmalıyız.”
Gözlerim doldu. Annemle ilk defa gerçekten konuştuk o gece; korkularımızı, beklentilerimizi ve hayal kırıklıklarımızı paylaştık.
Şimdi sofrada Ali bana yardım ettiğinde annem sadece izliyor; bazen gülümsüyor bile.
Ama biliyorum ki bu mücadele bitmedi; toplumda hala milyonlarca kadın benim yaşadıklarımı yaşıyor.
Kendi değerlerimizle gelenekler arasında sıkışıp kalmak zorunda mıyız? Yoksa değişimi başlatmak için önce kendi evimizde mi mücadele etmeliyiz? Siz olsanız ne yapardınız?