Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Kayınvalidem Ailemizi Parçalıyor
“Yeter artık, Hatice Hanım! Benim de bir sabrım var!” diye bağırdım, sesim mutfağın fayanslarında yankılandı. O an, elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Kızım Elif, odasında oyuncaklarıyla oynarken bir an durdu, gözleri korkuyla kapıya çevrildi. Eşim Murat ise salondan fırladı, yüzünde şaşkınlık ve endişe karışımı bir ifade vardı.
Hatice Hanım, yani kayınvalidem, bana küçümseyici bir bakış attı. “Senin sabrın mı var? Sen daha bu evin kadını olmayı öğrenemedin!” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır biriktirdiğim öfke, kırgınlık ve çaresizlik, gözyaşlarım gibi yanaklarımdan süzüldü.
Ben Zeynep. 32 yaşındayım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde büyüdüm. Üniversiteyi bitirip öğretmen oldum. Hayatım boyunca hep kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalıştım. Murat’la tanıştığımda, onun sıcaklığına ve dürüstlüğüne aşık oldum. Evlendik, küçük ama huzurlu bir evimiz oldu. Sonra Elif doğdu. Her şey çok güzeldi… ta ki Hatice Hanım bizimle yaşamaya başlayana kadar.
Kayınpederim vefat edince Hatice Hanım yalnız kalmasın diye yanımıza aldık. O günden beri evimizde huzur kalmadı. Sabahları mutfağa girdiğimde, “Bu börek böyle mi yapılır? Annem olsa elleriyle açardı hamuru,” diye başlar. Akşamları Murat işten gelince sofrada bir eksik bulur, “Zeynep kızım, Murat’ı aç mı bırakıyorsun?” der. Elif’e kendi yöntemlerimle yaklaşmaya çalışırım, “Çocuğu şımartıyorsun, bak ileride başına bela olacak,” diye azarlar.
Murat ise arada kalır. Bazen bana hak verir gibi bakar ama annesine tek kelime edemez. “Zeynep, annem yaşlı kadın, idare et biraz,” der. Ama ben her gün biraz daha tükeniyorum. Geceleri Elif uyuduktan sonra banyoya kapanıp sessizce ağlıyorum. Annemi aramaya utanıyorum; “Kızım, sabret,” der biliyorum ama ben sabrımı çoktan tükettim.
Bir gün Elif ateşlendi. Gece boyunca başında bekledim, Murat işten yorgun geldiği için uyuyordu. Sabah Hatice Hanım mutfağa girdiğinde beni Elif’in başında buldu. “Senin yüzünden çocuk hasta oldu! Camı açık bırakmışsındır kesin!” dedi. O an elim ayağım titredi, kendimi suçlu hissettim. Oysa tek istediğim Elif’in iyi olmasıydı.
Bir akşam Murat’la konuşmaya karar verdim. Elif uyuyordu, Hatice Hanım odasına çekilmişti. “Murat, ben böyle devam edemem,” dedim gözlerim dolarak. “Annenle aynı evde yaşamak beni mahvediyor. Her gün biraz daha küçülüyorum, yok oluyorum.”
Murat başını eğdi, sessizce ellerimi tuttu. “Biliyorum Zeynep,” dedi kısık sesle. “Ama annemi ne yapacağım? Yalnız kalamaz ki…”
“Ben de yalnız kalıyorum Murat! Senin yanında ama sensiz… Kızımızı alıp gitmek istiyorum bazen,” dedim titreyen sesimle.
O gece sabaha kadar uyuyamadık. Murat’ın gözlerinde çaresizlik vardı, benimkinde ise tükenmişlik.
Ertesi gün Hatice Hanım yine başladı: “Elif’in saçını neden böyle toplamışsın? Çocuk kız mı erkek mi belli değil!”
Dayanamadım: “Anneciğim, lütfen artık karışmayın! Ben de Elif’in annesiyim!”
Bir anlık sessizlik oldu. Hatice Hanım’ın gözleri doldu, bana ilk defa kırgın baktı: “Ben de oğlumun annesiyim Zeynep… Ben de bu evde bir köşeye atıldım sanıyorum bazen.”
O an şaşırdım. İlk defa onun da yalnızlığını hissettim ama bu benim yükümü hafifletmedi.
Günler geçtikçe evdeki hava daha da ağırlaştı. Murat iyice içine kapandı, Elif ise huzursuzlanmaya başladı. Bir akşam Elif ağlayarak yanıma geldi: “Anneciğim, babaannem bana kızıyor hep… Ben kötü müyüm?”
O an içimdeki tüm zincirler koptu. Kızımı kucağıma aldım, sarıldım: “Hayır yavrum, sen dünyanın en güzel kızısın.”
O gece kararımı verdim. Sabah Murat’a söyledim: “Ben artık bu evde kalamayacağım Murat. Ya annen için başka bir çözüm buluruz ya da ben Elif’i alıp annemin yanına giderim.”
Murat uzun süre sustu. Sonra gözleri doldu: “Seni kaybetmek istemiyorum Zeynep… Annemi bir süre ablamlara göndereyim, biraz nefes alalım.”
Hatice Hanım bunu duyunca çok kırıldı ama başka çaremiz yoktu. Birkaç gün sonra ablasının yanına gittiğinde evde ilk defa sessizlik oldu. Elif gülmeye başladı, Murat’la yeniden konuşmaya başladık.
Ama içimde bir yara kaldı. Hâlâ kendimi suçlu hissediyorum; acaba çok mu bencil davrandım? Ya da yıllarca sustuğum için mi bu noktaya geldik?
Şimdi geceleri Elif’in başında otururken düşünüyorum: Bir kadının mutluluğu için ne kadar fedakârlık yapması gerekir? Yoksa bazen kendi mutluluğumuz için savaşmak da mı gerekir? Siz olsanız ne yapardınız?