Bir Yuvanın Sessiz Çığlığı: “Beni de Duyun!”
“Nereye gidiyorsun?” diye sordum, sesim titreyerek. O ise gömleğinin düğmelerini iliklerken bana bakmadı bile. “Arkadaşlarla buluşacağım, biraz kafa dağıtacağım,” dedi, sanki ben evde bir gölgeymişim gibi. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yıllardır aynı evin içinde, aynı sofrada, ama bambaşka dünyalarda yaşıyorduk.
Benim adım Elif. Otuz sekiz yaşındayım. On beş yıllık evliyim. Kocam Murat’la üniversitede tanıştık, o zamanlar gözlerinin içine bakarak konuşurdu. Şimdi ise göz göze gelmekten bile kaçıyor. İki çocuğumuz var: Zeynep ve Efe. Onlar için her şeye katlandım, her şeyi sineye çektim. Ama bu gece, Murat’ın arkasından kapıyı kapatırken, içimdeki yalnızlık öyle büyüdü ki, neredeyse boğulacaktım.
Mutfakta oturup ellerimi dizlerimin üstüne koydum. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kızım, yuvanı koru. Erkekler böyledir, dışarıda kafa dağıtırlar. Sen evinin direği ol.” Ama ben ne zaman direk olmaya çalışsam, kendimden bir parça daha kaybettim. Murat’ın sesi salonda yankılandı: “Zeynep, Efe! Annenize iyi bakın, geç döneceğim.” Çocuklar başlarını kaldırıp bana baktılar, gözlerinde bir soru: “Anne, sen iyi misin?”
İyi miyim? Bilmiyorum. Sanki yıllardır kendimi unuttum. Sabahları çocukları okula hazırlamak, akşamları yemek yapmak, evi toplamak… Bir günüm diğerini kovalıyor. Murat ise işten gelir gelmez ya televizyonun karşısına geçiyor ya da arkadaşlarıyla buluşuyor. Birlikte oturup iki laf edemiyoruz artık. Sanki evliliğimiz bir zorunluluk, bir alışkanlık olmuş.
O gece saat ilerledikçe içimdeki huzursuzluk büyüdü. Telefonuma baktım; Murat’tan bir mesaj yoktu. Zeynep odasından çıkıp yanıma geldi. “Anne, babam yine mi arkadaşlarına gitti?” diye sordu usulca. Gözlerindeki kırgınlık beni bıçak gibi kesti. “Evet kızım,” dedim, “Ama merak etme, yakında hep birlikte güzel vakit geçiririz.” Yalan söyledim. Çünkü ben de inanmıyordum.
Birden aklıma geçen hafta yaşadığımız kavga geldi. Murat eve geç gelmişti, üstü sigara kokuyordu. “Neredeydin?” diye sorduğumda yüzüme bile bakmadan “İşten çıktım, biraz oturdum,” demişti. O an patladım: “Ben de insanım Murat! Bir gün olsun bana da vakit ayırsan ne olur?” O ise omuz silkip odasına çekilmişti.
Ertesi sabah annemi aradım. “Anne,” dedim, “Ben çok yoruldum.” Annem yine aynı şeyleri söyledi: “Sabret kızım, çocukların için katlan.” Ama ben artık katlanamıyordum. İçimde biriken öfke ve hüzünle baş edemiyordum.
Bir akşam Murat eve geldiğinde sofrayı hazırlamıştım. Çocuklar masadaydı, ben de karşısına oturdum. “Murat,” dedim, “Biz ne zaman bu kadar uzaklaştık?” O ise kaşığını tabağa bırakıp bana baktı: “Ne demek istiyorsun Elif?”
“Eskiden konuşurduk, dertleşirdik… Şimdi birbirimize yabancı gibiyiz.”
Murat yüzünü buruşturdu: “Abartıyorsun Elif. Herkesin hayatı böyle.”
“Hayır!” diye bağırdım istemsizce. “Herkesin hayatı böyle olmak zorunda değil! Ben de varım bu evde! Ben de sevilmek istiyorum!”
Çocuklar korkuyla bana baktı. Murat ise sandalyesini geri itti: “Yine başladın Elif… Hep sorun çıkarıyorsun.”
O gece sabaha kadar ağladım. Kendimi suçladım; belki de ben fazla hassastım, belki de gerçekten abartıyordum… Ama sonra aynaya baktığımda gözlerimdeki boşluğu gördüm. Bu ben değildim.
Bir gün Zeynep okuldan ağlayarak geldi. Arkadaşının annesiyle babasının boşandığını söylemişti. “Anne,” dedi, “Siz de ayrılacak mısınız?” O an kalbim sıkıştı. Kızımı kucağıma aldım: “Hayır kızım… Biz aileyiz.” Ama içimden geçenleri ona söyleyemedim.
Murat’la konuşmaya çalıştıkça daha çok uzaklaştık birbirimizden. Bir akşam eve geç geldiğinde ona kapıyı açmadım. Kapıda kaldı bir süre; sonra anahtarıyla açıp içeri girdi. Bana öfkeyle baktı: “Ne yapmaya çalışıyorsun Elif?”
“Artık yok sayılmak istemiyorum,” dedim sessizce.
O gece ilk defa Murat’la uzun uzun konuştuk. O da mutsuzdu aslında; iş stresi, geçim derdi… Ama konuşmak yerine kaçmayı seçmişti.
Birlikte bir aile danışmanına gitmeye karar verdik. İlk seansımızda danışman bize şunu sordu: “Birbirinizin ne hissettiğini en son ne zaman sordunuz?” İkimiz de sustuk.
O gün anladım ki; yıllardır aynı evde yaşasak da birbirimizin acısını duymamışız.
Şimdi her şey mükemmel mi? Hayır… Ama en azından konuşmaya başladık. Ben artık kendimi yok saymıyorum; duygularımı dile getiriyorum.
Bazen düşünüyorum: Kaç kadın benim gibi sessizce ağlıyor bu ülkede? Kaç kişi kendi sesini bulmak için mücadele ediyor?
Siz hiç kendinizi evinizde yabancı hissettiniz mi? Yoksa hâlâ içinizdeki çığlığı susturmaya mı çalışıyorsunuz?