Bir Çatı Altında: Kayınvalidemin Evi, Benim Hapishanem

“Elini sürme ona, o danteli annem kendi elleriyle ördü!” Kayınvalidemin sesi yine evin duvarlarında yankılandı. O an, elimdeki toz beziyle salonun ortasında donup kaldım. Sanki nefes almak bile yasaktı bu evde. Kendi evim sandığım bu dört duvar arasında, her gün biraz daha küçülüyordum.

Adım Elif. Yirmi sekiz yaşındayım. Üç yıl önce büyük bir aşkla evlendiğim eşim Murat’la, İstanbul’un kalabalık bir semtinde, onun annesinin evinde yaşıyoruz. Başlarda geçici olacağını düşünmüştüm; Murat’ın babası vefat edince annesi yalnız kalmasın diye yanına taşındık. Ama geçici olan hiçbir şey kadar kalıcı olmamıştı hayatımda.

İlk zamanlar kayınvalidem Ayşe Hanım’la iyi anlaşıyorduk. Bana kızından ayırmadığını söylerdi. Ama zaman geçtikçe, evin kuralları, yasakları ve onun bitmek bilmeyen titizliği arasında nefes alamaz oldum. Her şeyin bir yeri vardı ve o yerden bir santim bile oynatamazdınız. Salonun ortasındaki eski ceviz sehpa, üzerindeki dantel örtü, cam vitrindeki porselen takımlar… Hepsi dokunulmazdı. Bir gün yanlışlıkla sehpanın üstüne çay döktüğümde, Ayşe Hanım’ın yüzündeki öfkeyi asla unutamam.

Murat işten geç gelir, ben ise gün boyu evde Ayşe Hanım’ın gözetimi altındaydım. Sabahları mutfağa girdiğimde, “Ocağı silmeden çay koyma,” derdi. Akşamları yemek yaparken, “Soğanı çok ince doğra, benim midem hassastır,” diye uyarırdı. Kendi annemden görmediğim kadar kural vardı bu evde. Bir gün cesaretimi toplayıp Murat’a açıldım:

“Murat, ben burada kendimi misafir gibi hissediyorum. Kendi evimiz olsa… En azından bir süreliğine kiraya çıksak?”

Murat başını öne eğdi. “Annem yalnız kalamaz Elif, biliyorsun. Hem şu an maddi olarak da zorlanırız.”

O an içimde bir şeyler kırıldı. Sanki Murat’la aramda görünmez bir duvar örülmüştü. O duvar her geçen gün daha da yükseldi.

Bir akşam, Ayşe Hanım’ın eski arkadaşları misafirliğe geldi. Ben mutfakta çay servisi yaparken, salondan gelen konuşmaları duydum:

“Elif iyi kız ama gençler şimdi rahatına düşkün,” dedi biri.

Ayşe Hanım cevap verdi: “Bizim zamanımızda gelinler kayınvalidesine hizmet etmekten şikayet etmezdi.”

O an içimdeki öfke gözlerime doldu. Kendi evimde yabancıydım, kendi hayatımda figürandım sanki.

Geceleri uykusuzluk başladı. Sabahları gözlerim şiş kalkıyordum. Annemi aradığımda sesim titriyordu:

“Anne, ben burada çok mutsuzum.”

Annem ise “Sabret kızım,” dedi. “Evlenmek kolay değil, herkesin derdi var.”

Ama ben sabredemiyordum artık. Bir gün mutfakta Ayşe Hanım’la tartıştık. Bulaşıkları yıkarken bir tabak kırıldı. “Dikkatsizsin!” diye bağırdı bana.

“Ben de insanım! Hata yapabilirim!” dedim ilk kez sesimi yükselterek.

O an Murat içeri girdi. “Ne oluyor burada?”

Ayşe Hanım ağlamaklı bir sesle: “Gelin bana bağırıyor oğlum!”

Murat bana döndü: “Elif, biraz daha dikkatli olamaz mısın?”

O an yalnızlığımı iliklerime kadar hissettim.

Günler geçtikçe evdeki huzursuzluk arttı. Ayşe Hanım bana soğuk davranmaya başladı. Murat ise arada kalmıştı ama çoğunlukla annesinden yana tavır aldı. Bir akşam yemek masasında sessizlik vardı. Kaşığımı tabağa bırakıp konuştum:

“Ben artık burada yaşamak istemiyorum.”

Ayşe Hanım kaşlarını çattı: “Burası senin de evin Elif.”

“Hayır,” dedim titreyen sesimle, “Burası asla benim evim olmadı.”

Murat sessiz kaldı. O gece valizimi topladım ve annemin evine gittim.

Annem kapıyı açınca gözyaşlarımı tutamadım:

“Anne, ben başaramadım galiba.”

Annem sarıldı bana: “Kızım, kimse senin mutsuz olmanı istemez.”

Bir hafta boyunca Murat’tan haber alamadım. Sonunda aradı:

“Elif, annem çok üzgün. Dönmeni istiyor.”

“Ya sen Murat? Sen ne istiyorsun?”

Uzun bir sessizlik oldu telefonda.

“Elif… Ben de seni istiyorum ama annemi yalnız bırakamam.”

O an anladım ki; bazen en büyük savaşlarımızı en sevdiklerimizle veririz.

Şimdi kendi odamda otururken düşünüyorum: Bir kadının evi neresidir? Kendi hayatımızdan ne zaman vazgeçmeye başlarız? Siz olsanız ne yapardınız? Lütfen bana yazın; yalnız olmadığımı bilmek istiyorum.