Neden Eşimle Ailesiyle Tüm Bağlarımızı Kopardık: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Yeter artık, Hatice! Ben bu evde huzur bulamıyorum!” Murat’ın sesi bir bıçak gibi havada asılı kaldı. O an, mutfakta bulaşıkları yıkarken ellerim titredi, gözlerim doldu. Annemden kalan eski fincanı yere düşürdüm; porselenin kırılma sesi, içimdeki sessiz çığlığıma karıştı.
Murat’ın ailesiyle tanıştığım ilk günleri hatırlıyorum. Kayınvalidem Ayşe Hanım, bana sarılırken “Kızım, ailemize hoş geldin,” demişti. O zamanlar bu sıcaklık gerçek sanmıştım. Ama zamanla, her ziyaretin ardından üzerime çöken ağırlığı fark ettim. Her bayramda, her doğum gününde, her küçük kutlamada; sofrada ne varsa ben hazırlardım, çocuklara ben bakardım. Murat’ın ablası Gülşen’in üç çocuğu vardı, hepsiyle ben ilgilenirdim. “Hatice, sen zaten evde oturuyorsun, çocuklara da bakıver,” derlerdi. Kimse benim de bir hayatım, hayallerim olduğunu sormazdı.
Ama asıl mesele para meselesiydi. İlk başlarda küçük yardımlar istediler: “Muratcığım, şu ay elektrik faturasını ödeyemedik,” “Hatice kızım, şu alışverişi de sen yapsan?” Sonra istekler büyüdü: “Evdeki buzdolabı bozuldu, yenisini alabilir misiniz?” “Gülşen’in oğlunun sünneti var, altın takacaksınız değil mi?”
Bir gün Murat işten eve geldiğinde yüzü asıktı. “Annem aradı, yine para lazım,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. “Murat, biz de zor geçiniyoruz. Kira, faturalar, çocukların masrafları… Daha ne kadar böyle devam edecek?” dedim. Murat başını öne eğdi: “Biliyorum Hatice, ama onlar bizim ailemiz.”
Bir akşam yemeğinde Ayşe Hanım yine lafı dolandırmadan söyledi: “Bak kızım, senin annen baban yok, biz sana sahip çıkıyoruz. Bizim de zor zamanlarımızda yanımızda olman lazım.” O an boğazım düğümlendi. Annemi küçük yaşta kaybetmiştim; babam ise yıllar önce başka bir şehirde yeni bir aile kurmuştu. Yalnızlığımı kullanıyorlardı.
Bir gece Murat’la tartıştık. “Senin ailen sadece bizi kullanıyor! Sadece ihtiyaçları olduğunda arıyorlar!” dedim. Murat sinirlendi: “Onlar benim annem, ablam! Sen anlamazsın!”
Ama anlamıştım. Her ay maaşımızın yarısı onlara gidiyordu. Kendi çocuklarımız için biriktirdiğimiz para eriyip gidiyordu. Bir gün oğlumuz Emir’in okul gezisi için para gerekiyordu ama verememiştik; çünkü Gülşen’in kirasını ödemiştik.
Bir sabah telefonum çaldı. Gülşen arıyordu: “Hatice abla, bu ay da bana biraz yardım eder misin? Yoksa çocukları okula gönderemeyeceğim.” O an içimdeki öfke patladı: “Gülşen, ben de çocuk okutuyorum! Hepinizin yükünü taşımaktan yoruldum!” dedim ve telefonu kapattım.
O günden sonra aralarındaki soğukluk başladı. Bayramda kimse aramadı, doğum günümü kimse kutlamadı. Murat sessizleşti; geceleri balkonda sigara içerken gözleri doluyordu.
Bir akşam Murat eve geldiğinde elinde bir zarf vardı. İçinde annesinden bir mektup: “Madem bize yardım etmeyeceksiniz, o zaman kendi yolunuza gidin.” O an Murat’ın gözyaşları yanaklarından süzüldü. Ona sarıldım ama içimde bir rahatlama vardı.
Aylar geçti. Kimse aramadı, sormadı. Başlarda yalnızlık zordu ama sonra hafifledik. Kendi ailemizi kurmaya başladık; Emir’in okul masraflarını rahatça ödedik, hafta sonları pikniğe gittik. Murat’la ilişkimiz güçlendi; ilk defa birbirimizi gerçekten dinledik.
Bir gün markette Ayşe Hanım’la karşılaştım. Göz göze geldik; o başını çevirdi, ben ise içimdeki acıyı ve öfkeyi yuttum. Eve döndüğümde Murat’a anlattım; o sadece başını salladı: “Bazen aile olmak sadece kan bağı değildir,” dedi sessizce.
Şimdi geceleri oğlumun odasına girip onu izlerken düşünüyorum: Kendi sınırlarımı koruyarak yanlış mı yaptım? İnsan bazen ailesinden vazgeçmek zorunda kalır mı? Siz olsaydınız ne yapardınız?