Okul Bahçesinde Utanç: Oğlumun Onuru İçin Verdiğim Mücadele
“Baba, lütfen okula gelme, herkesin içinde rezil oldum zaten!”
Mert’in sesi telefonda titriyordu. O an, içimde bir şeyler koptu. Ellerim titreyerek telefonu kapattım. Oğlumun gözyaşlarını, sesindeki çaresizliği hissettim. Yıllardır uğruna çalıştığım, her şeyini korumaya çalıştığım oğlum, şimdi okulun bahçesinde, arkadaşlarının ve öğretmenlerinin önünde aşağılanmıştı. Ve bu utanç, birkaç saat içinde sosyal medyada binlerce kişi tarafından izlenmişti.
Olayı ilk olarak komşumuz Ayşe Hanım’dan duydum. “Erhan Bey, Mert’in videosunu gördünüz mü?” dediğinde neye uğradığımı şaşırdım. “Ne videosu?” dedim. “Kızım WhatsApp grubunda gördü, herkes konuşuyor.”
O an kalbim sıkıştı. Hemen Mert’in odasına koştum. Kapıyı çaldım, açmadı. İçeriden hıçkırık sesleri geliyordu. “Oğlum, aç kapıyı. Ne oldu anlat bana!” dedim. Sessizlik… Sonra kapı aralandı. Gözleri kıpkırmızıydı.
“Baba, ben artık okula gitmek istemiyorum.”
O an, oğlumun gözlerindeki utancı ve kırgınlığı gördüm. “Kim yaptı bunu sana?” dedim. Başını eğdi, “Hepsi… Öğretmen bile güldü.”
Bir baba olarak o an ne yapardınız? İçimdeki öfkeyi zor tuttum. Hemen okulu aradım, müdürle görüşmek istediğimi söyledim. Ertesi sabah, Mert’i zorla okula götürdüm. Okulun kapısında veliler bana tuhaf tuhaf bakıyordu. Sanki suçlu benmişim gibi.
Müdür odasında beni soğuk bir şekilde karşıladı. “Erhan Bey, olay büyütülecek bir şey değil. Çocuklar arasında olur böyle şeyler.”
“Benim oğlumun onuru ayaklar altına alınmış! Siz buna ‘olur böyle şeyler’ mi diyorsunuz?”
Müdürün yüzü asıldı. “Bakın, sosyal medya çağındayız. Her şey anında yayılıyor. Biz de üzgünüz ama elimizden bir şey gelmez.”
O an anladım ki, sistem oğlumu korumayacak. Kendi başımızın çaresine bakmalıydık.
Eve döndüğümüzde annesi Zeynep de perişandı. “Erhan, ne yapacağız? Mert kendine zarar verir diye korkuyorum.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Sosyal medyada videoyu buldum; izlemeye yüreğim dayanmadı. Mert’in üzerine su döküyorlar, herkes gülüyor, öğretmen bile müdahale etmiyor. Yorumlarda ise acımasızca dalga geçenler…
Ertesi gün Mert okula gitmek istemedi. Zeynep ağlıyordu. “Erhan, oğlumuzun psikolojisi bozulacak.”
Bir karar verdim: Bu işin peşini bırakmayacaktım.
İlk işim diğer velilerle konuşmak oldu. Birçoğu sessizdi, bazıları ise “Aman Erhan Bey, çocuklar arasında olur böyle şeyler” dedi geçti. Sadece Sevda Hanım bana destek oldu: “Ben de kızımı bu okuldan almak istiyorum, artık güvenemiyorum.”
Bir avukat buldum; adı Cihan’dı. Ona her şeyi anlattım. “Bu olay sadece sizin oğlunuzun değil, tüm çocukların meselesi,” dedi.
Okula resmi şikâyet dilekçesi verdik. Sosyal medyada videoyu paylaşanlar hakkında suç duyurusunda bulunduk. Ama işler kolay olmadı; okul yönetimi bizi dışladı, bazı veliler arkamızdan konuşmaya başladı.
Bir gün markette karşılaştığım eski arkadaşım Murat bile bana sırt çevirdi: “Erhan, fazla abartıyorsun. Çocuklar büyürken böyle şeyler yaşar.”
Ama ben vazgeçmedim.
Mert günlerce odasından çıkmadı. Bir akşam yanına girdim; elinde eski bir fotoğrafımız vardı, birlikte pikniğe gittiğimiz bir gün çekilmişti.
“Baba, neden herkes bana gülüyor? Ben kötü bir şey mi yaptım?”
O an gözyaşlarımı tutamadım. “Hayır oğlum, sen hiçbir yanlış yapmadın! Yanlış olanlar onlar!”
Psikolojik destek almaya başladık; Mert yavaş yavaş toparlanıyordu ama eski neşesi yoktu.
Aradan haftalar geçti; dava açıldı, okul yönetimi savunma yaptı: “Biz elimizden geleni yaptık.” Ama mahkemede videoyu izleyen hâkim bile gözyaşlarını tutamadı.
Sonunda karar açıklandı: Okul yönetimi ve olayda ihmali olan öğretmen cezalandırıldı; videoyu paylaşan öğrencilere de disiplin cezası verildi.
Ama asıl yara oğlumun kalbinde kaldı.
Bir akşam Mert’le birlikte balkonda otururken bana döndü:
“Baba, insanlar neden başkasının acısından eğlenir?”
Cevap veremedim… Sadece sarıldım ona.
Şimdi düşünüyorum da; bir baba olarak daha fazlasını yapabilir miydim? Siz olsaydınız ne yapardınız? Oğlunuzun onuru için nereye kadar giderdiniz?