Kırık Bağlar: Annem Her Zaman Ablamı Seçti
“Anne, neden yine ablamın çocuklarına verdin o oyuncakları? Benim çocuklarım da senin torunların!” diye bağırdım, gözlerim dolu dolu. Annem, mutfağın köşesinde ellerini önlüğüne sildi, yüzüme bakmadan, “Onlar daha çok seviniyor, kızım. Senin çocukların zaten her şeye sahip,” dedi. O an içimde bir şeyler kırıldı. Sanki yıllardır biriktirdiğim tüm umutlar, annemin sesiyle paramparça oldu.
Benim adım Elif. Ankara’nın kenar mahallelerinden birinde büyüdüm. Babam erken yaşta vefat ettiğinde, annem üç çocuğuyla tek başına kalmıştı. Ablam Ayşe benden üç yaş büyük ve her zaman annemin gözdesiydi. Küçükken bile, Ayşe bir hata yaptığında annem ona kızmaz, suçu bana atardı. “Elif, sen küçüksün ama akıllı olmalısın,” derdi. O zamanlar anlamazdım; neden hep ben akıllı olmak zorundaydım?
Yıllar geçti, ben üniversiteyi kazandım, evlendim, iki çocuğum oldu. Ablam ise liseyi bitirip hemen evlendi, dört çocuğu var. Annem hep onun yanında oldu; doğumlarında, hastalıklarında, maddi sıkıntılarında… Ben ise kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalışırken annemden destek göremedim. Hatta bazen, annemin bana karşı mesafeli olduğunu hissettim.
Geçen hafta oğlum Kerem’in doğum günüydü. Aylar öncesinden para biriktirip ona istediği uzaktan kumandalı arabayı aldım. Kızım Zeynep için de bir bebek evi… Hediyeleri güzelce paketledim, annemin evine götürdüm çünkü tüm aile orada toplanacaktı. Çocuklar heyecanla paketleri açacakları anı bekliyordu.
Ama o gün, annem hediyeleri mutfağa kaldırdı. “Şimdi açmayalım, ortalık dağılır,” dedi. Sonra ben mutfakta yemek hazırlarken, ablamın çocuklarının ellerinde benim aldığım oyuncakları gördüm. Kerem’in arabasıyla oynuyorlardı, Zeynep’in bebek evini kurmuşlardı bile. Kan beynime sıçradı.
“Ayşe’nin çocuklarına mı verdin anne?” dedim titreyen bir sesle.
Annem başını eğdi, “Onların hiç oyuncağı yoktu, Elif. Senin çocukların zaten her şeye sahip,” dedi yine.
O an çocukluğumdan beri hissettiğim dışlanmışlık, değersizlik duygusu yeniden üzerime çöktü. Sanki yıllardır içimde tuttuğum gözyaşları bir anda boşaldı. “Benim çocuklarım da senin torunların! Neden onları hep ikinci plana atıyorsun?” diye ağladım.
Ablam salondan bağırdı: “Elif, abartma! Annem ne yapsa yaranamıyor sana!”
O an sustum. Çünkü yıllardır bu cümleyi duymaktan yorulmuştum. Annem hep ablamı savundu, ben ise hep suçlu oldum.
O gece eve döndüğümüzde Kerem sessizdi. Zeynep ise bana sarılıp “Anneanne beni sevmiyor mu?” diye sordu. Cevap veremedim. O an anladım ki bu döngü sadece beni değil, çocuklarımı da etkiliyordu.
Ertesi gün annemi aradım. “Anne, konuşmamız lazım,” dedim.
“Yine ne oldu Elif?” dedi yorgun bir sesle.
“Benim de çocuklarım var anne. Onlar da senin torunların. Onlara da değer vermeni istiyorum. Hep Ayşe’nin yanında oluyorsun, bize gelmiyorsun bile.”
Annem sustu uzun süre. Sonra “Ayşe’nin durumu zor kızım, senin her şeyin var,” dedi yine.
“Benim de ihtiyacım var anne! Sadece maddi değil… Bir kere olsun bana sarılmanı, ‘Seninle gurur duyuyorum’ demeni istedim yıllarca! Hiç duymadım bunu senden!”
Telefonun ucunda sessizlik vardı. Sonra annem ağlamaya başladı. “Baban öldüğünde çok korktum Elif… Ayşe daha zayıftı, ona daha çok sarıldım belki… Ama seni de çok seviyorum kızım…”
O an içimdeki öfke biraz hafifledi ama kırgınlığım geçmedi. Çünkü yıllardır süren bu adaletsizlik sadece bir özürle geçmeyecekti.
Bir hafta boyunca annem aramadı. Ben de aramadım. Evde ise huzursuzluk vardı; eşim Murat bana destek olmaya çalıştı ama ben içine kapanmıştım.
Bir akşam kapı çaldı. Annem elinde bir poşetle gelmişti. Kerem ve Zeynep’e küçük oyuncaklar almıştı ama onların gözlerinde o eski heyecan yoktu artık.
Annem bana sarıldı ve fısıldadı: “Kızım, belki geç kaldım ama bundan sonra telafi etmeye çalışacağım.”
İçimde bir umut filizlendi mi bilmiyorum ama en azından ilk defa annemin gözlerinde pişmanlık gördüm.
Şimdi düşünüyorum da; aile olmak sadece kan bağı mı? Yoksa birbirimize verdiğimiz değer mi? Sizce affetmek kolay mı? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?