Kayınvalide, Mop ve Tava: Bir Evin İçinde Savaş

“Bu evi ben temizledim, o mopu sakın eline alma!” Nermin Hanım’ın sesi, mutfağın fayanslarında yankılandı. Elimdeki eski bezle tezgâhı silerken, içimdeki öfkeyi yutmaya çalışıyordum. Murat, salonda annesinin sesiyle irkildi, ama yine de araya girmedi. O an, beş yıl önce bu eve ilk adım attığım günü hatırladım. O zamanlar kapıdan bile içeri alınmamıştım.

Murat’la üniversitede tanıştık. O, mühendislik okuyordu; ben ise edebiyat. Farklı dünyalardan geliyorduk ama birbirimizi tamamlıyorduk. Ailelerimizle tanışma zamanı geldiğinde, Murat’ın annesi Nermin Hanım’ın beni istemeyeceğini biliyordum. Ama bu kadarını beklemiyordum.

İlk kez evlerine gittiğimizde, Nermin Hanım kapıyı açtı, yüzüme şöyle bir baktı ve Murat’a döndü: “O kızla mı evleneceksin?” dedi. O an yer yarılsa da içine girsem dedim. Annem hep derdi: “Kızım, kayınvalideyle iyi geçinmek lazım.” Ama o gün anladım ki, bazen ne yaparsan yap yetmiyor.

Düğünümüzü istemeye istemeye kabul etti. Nikâh günü bile suratını asmıştı. Evliliğimizin ilk yılında, Murat’la küçük bir evde yaşamaya başladık. Nermin Hanım ise her fırsatta arayıp “Oğlum aç mı kaldı? Yemek yapmayı biliyor musun?” diye soruyordu. Bir gün Murat hastalandı; annesi hemen geldi. Evin her köşesini kontrol etti, mutfağa girdi, tencereleri açtı. “Senin elinden yemek yenir mi?” dediğinde gözlerim doldu ama ağlamadım.

Zaman geçti, ben de alıştım. Kendi düzenimi kurdum. Murat’la aramızda küçük tartışmalar olsa da birbirimizi seviyorduk. Ama Nermin Hanım’ın gölgesi hep üzerimizdeydi. Her bayramda, her aile toplantısında beni küçümseyen bakışlarıyla karşılaşıyordum.

Bir gün Murat işten geç gelecekti. Nermin Hanım aradı: “Evde yalnızsın, gel bana.” dedi. Gittim. Sofrada üç çeşit yemek vardı ama bana bir tabak pilav koydu sadece. “Sen bizim damak tadımıza alışamazsın zaten.” dedi. O gün eve dönerken gözyaşlarımı tutamadım.

İki yıl geçti. Hamile kaldım. Haberi ilk Murat’a söyledim; çok sevindi. Sonra anneme ve kayınvalideme haber verdik. Nermin Hanım telefonda “İnşallah sana benzemez.” dedi. O an yıkıldım.

Doğumdan sonra işler daha da zorlaştı. Nermin Hanım her gün gelmeye başladı. Bebeği kucağıma alırken “Sen tutamıyorsun, ver bana.” diyordu. Emzirirken bile başımda dikilip “Sütün yetmiyor galiba.” diye laf sokuyordu.

Bir gün dayanamadım, Murat’a anlattım: “Beni hiç kabul etmiyor, ne yapsam yaranamıyorum.” dedim. Murat sessiz kaldı: “Annem böyle işte, takılma.” dedi sadece.

O günden sonra içime kapanmaya başladım. Kendi evimde yabancı gibi hissettim. Annemi aradım: “Anne, ben ne yapacağım?” dedim. Annem: “Kızım, sabretmek zorundasın; çocuk için güçlü ol.” dedi.

Bir sabah Nermin Hanım yine geldi. Elinde poşetlerle mutfağa girdi: “Bugün ben yemek yapacağım.” dedi. Ben de yardım etmek istedim ama izin vermedi: “Sen bilmezsin, çekil kenara.” dedi. O an içimde bir şeyler koptu.

O akşam Murat eve geldiğinde sofrada annesinin yaptığı yemekler vardı. Ben ise sessizce köşede oturuyordum. Murat tabağına yemek koyarken bana bakmadı bile.

Bir gece oğlum ağladı; uykusuzdum, yorgundum. Nermin Hanım ertesi gün geldiğinde yüzüme baktı: “Böyle mi anne olunur? Kendine bakamıyorsun ki çocuğa bakasın.” dedi. O an dayanamadım:

“Neden beni hiç sevmiyorsunuz? Ne yapsam yaranamıyorum!” diye bağırdım.

Nermin Hanım bir an durdu, sonra başını çevirdi: “Ben oğlumu kimseye kaptırmak istemedim.” dedi sessizce.

O günden sonra aramızda soğuk bir barış oldu. Ben kendi köşeme çekildim; o da kendi kurallarını koydu.

Şimdi beş yıl geçti evliliğimizin üzerinden. Geçen hafta Nermin Hanım aradı: “Pazar günü kahvaltıya gelin ama erken gelin, sofrayı birlikte kuracağız.” dedi. Yine kendi şartlarıyla davet ediyordu bizi.

Pazar sabahı Murat’la birlikte gittik. Kapıyı açtı; bu kez yüzünde hafif bir tebessüm vardı ama gözleri hâlâ mesafeli. Mutfakta yine mopu ve tavasını bana bırakmadı; ama bu sefer birlikte çay koyduk, masayı birlikte hazırladık.

Sofrada oğlum bana sarıldı: “Anneciğim en güzel yumurtayı sen yapıyorsun!” dediğinde Nermin Hanım’ın gözleri doldu sanki ama hemen toparladı kendini.

Belki hiçbir zaman tam anlamıyla kabul edilmeyeceğim bu ailede; ama artık kendimi daha güçlü hissediyorum. Çünkü biliyorum ki ben de bu evin bir parçasıyım ve kendi yerimi kendim yaratmak zorundayım.

Sizce bir kadının aile içinde kabul görmesi için ne kadar mücadele etmesi gerekir? Yoksa bazen vazgeçmek mi gerekir? Siz olsanız ne yapardınız?