Zamanın Esiri: Kayınvalidemin Evinde Geçen Günlerim
“Saat sekiz oldu, kahvaltı masasına gelmeyen aç kalır!” Kayınvalidem Nermin Hanım’ın sesi, evin her köşesinde yankılandı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yatak odamda, yorganın altında titreyerek, gözlerim tavana dikili, kendi kendime sordum: “Ben ne zaman kendi hayatımın sahibi olmayı bıraktım?”
Üç yıl önce, Barış’la evlendiğimde hayallerim vardı. Kendi evimizde, kendi kurallarımızla, huzurlu bir hayat sürecektik. Ama işler hiç de öyle olmadı. Barış’ın babası vefat edince, annesi yalnız kalmasın diye onun evine taşındık. Başta kısa süreli olacağını düşündüm; ama günler, haftalar, aylar geçti ve ben bu evin duvarları arasında kaybolmaya başladım.
Nermin Hanım’ın evi bir saat gibi işlerdi. Sabah sekizde kahvaltı, on ikide öğle yemeği, akşam yedide akşam yemeği… Her şey dakik, her şey planlı. Ama bu düzenin içinde ben yoktum. Bir sabah geç kalktığımda, mutfağa indiğimde masada hiçbir şey bulamadım. Nermin Hanım gözlüğünün üzerinden bana bakıp, “Geç kalan aç kalır kızım,” dedi. O an midemdeki açlıktan çok, kalbimdeki boşluğu hissettim.
Barış’a anlatmaya çalıştım. “Bak, ben burada kendimi misafir gibi hissediyorum,” dedim. O ise annesinin ne kadar hassas olduğunu, yaşının ilerlediğini ve ona ayak uydurmamız gerektiğini söyledi. “Biraz sabret,” dedi. Ama sabrım her geçen gün tükeniyordu.
Bir gün mutfakta Nermin Hanım’la yalnız kaldık. Bulaşıkları yıkarken bana döndü:
— Senin annen sana hiç düzen öğretmemiş mi? Herkesin bir saati olur bu evde.
— Ben çalışırken bazen geç kalkıyorum, bazen erken… Biraz esnek olamaz mıyız?
— Bu evde esneklik yok! Herkes kurallara uyar. Uyamayan da aç kalır!
O an ellerimden tabak kaydı, yere düştü ve kırıldı. Gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım. “Özür dilerim,” dedim kısık sesle.
O gece Barış’la tartıştık. “Sen neden annene karşı çıkmıyorsun?” dedim. “Ben senin karınım! Biraz da benim tarafımda ol!”
Barış sessizce başını eğdi. “Annemin kalbi kırılırsa ben de üzülürüm,” dedi sadece.
Her geçen gün biraz daha yalnızlaştım. Kendi odamda gizlice ağladığım geceler arttı. Annemi aradığımda sesimi titrek buldu:
— Kızım iyi misin? Sesin kötü geliyor.
— İyiyim anne… Sadece biraz yorgunum.
Ama iyi değildim. Sabahları aç uyanıyor, öğleye kadar beklemek zorunda kalıyordum. Kendi mutfağımda bir bardak çay bile demleyemiyordum izinsiz. Bazen gizlice mutfağa girip ekmek arası peynir yapmaya çalışırken yakalanmaktan korkuyordum.
Bir gün işten eve geç döndüm. Nermin Hanım kapıda bekliyordu:
— Nerede kaldın? Akşam yemeği saatini kaçırdın! Sana yemek yok!
— Anneciğim, işim uzadı… Biraz bir şeyler atıştırabilir miyim?
— Hayır! Bu evde herkes kurallara uyar!
Barış’a döndüm:
— Lütfen bir şey söyle! Ben insan değil miyim?
Barış yine sessizdi. O an anladım ki bu evde benim sesim duyulmuyordu.
Bir gece, pencerenin önünde otururken kendi kendime sordum: “Ben neden burada kalıyorum? Sırf Barış’ın annesi üzülmesin diye mi? Ya benim üzüntüm?”
Ertesi sabah annemi aradım:
— Anne, ben çok yoruldum… Dayanamıyorum artık.
Annemin sesi kararlıydı:
— Kızım, kimse senin mutsuz olmana değmez. Gel istersen bir süre bizde kal.
O gün ilk defa valizimi topladım. Barış’a baktım:
— Ben gidiyorum Barış. Kendimi bu evde hapis gibi hissediyorum. Seninle konuşmaya çalıştım ama beni duymadın.
Barış şaşkındı:
— Nereye gidiyorsun? Annem ne der?
— Annem ne der diye düşünüyorsun da… Ben ne diyorum hiç umursamıyorsun!
Valizimi alıp kapıdan çıktığımda içimde hem korku hem de hafiflik vardı. Annemin evine vardığımda ilk defa özgürce nefes aldım.
Ama içimde hâlâ bir yara vardı: Evliliğim ne olacaktı? Barış’ı seviyordum ama onun annesinin gölgesinde yaşamak istemiyordum.
Bir hafta sonra Barış aradı:
— Dönmeyecek misin?
— Döneceğim ama kendi evimize çıkarsak…
Uzun bir sessizlik oldu telefonda.
— Annemi yalnız bırakamam…
Gözlerimden yaşlar süzüldü.
Şimdi burada oturmuş, pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Bir kadının kendi hayatını seçme hakkı yok mu? Hep başkalarının mutluluğu için mi yaşamalıyız? Siz olsanız ne yapardınız?