Kendi Evimde Yabancı
“Yeter artık! Ben bu evde hizmetçi değilim!” diye içimden haykırırken, anahtarımı zor bela kapının kilidine soktum. Ayaklarım, gün boyu eczanede ayakta durmaktan şişmiş, dizlerim sızlıyordu. Apartmanın merdivenlerini çıkarken tek düşündüğüm, sıcak bir duş, yumuşak pijamalarım ve bir fincan çay eşliğinde sessizlikti. Kapıyı açar açmaz, annemin gençliğinden kalma eski halının üzerine çantamı bıraktım. Tam üzerimi değiştirmek için odaya geçecekken, telefonum çaldı. Ekranda “Murat” yazıyordu. Eşim. Yorgunluğumu unutup açtım.
“Ne oldu Murat?” dedim, sesimdeki yorgunluğu gizleyemeden.
Murat’ın sesi her zamanki gibi sakindi, hatta biraz da umursamazdı: “Akşam annemler gelecek. Bir güzel sofra kurarsın, tamam mı? Ben de iş çıkışı marketten bir şeyler alırım.”
Bir an nefesim kesildi. O an, içimdeki bütün öfke ve çaresizlik birikti. Sanki bu evde sadece başkaları için yaşayan bir gölgeydim. Kendi evimde bile yabancıydım.
Telefonu kapattıktan sonra aynanın karşısına geçtim. Gözlerimin altındaki mor halkalar, yüzümdeki solgunluk… Kendimi tanıyamadım. “Ben kimim?” diye sordum sessizce. Murat’ın ailesiyle evlendiğimden beri, kendi adımı bile unutur olmuştum. Her akşam başka bir misafir, her gün başka bir beklenti…
O akşam Murat eve annesiyle babasını getirdiğinde, mutfakta telaşla yemek hazırlıyordum. Kayınvalidem Ayşe Hanım mutfağa girdi, göz ucuyla masaya baktı.
“Salatanın limonu az olmuş kızım,” dedi, sanki ben onun yanında çalışan bir yardımcıymışım gibi.
İçimden geçenleri söylemek istedim ama sustum. Çünkü annem hep derdi: “Gelinin dili kısa olur kızım, sabretmek gerek.” Ama ben sabretmekten yorulmuştum.
Yemek boyunca Murat’ın babası Halil Bey sürekli işten bahsetti, Murat ise telefonuna gömülmüştü. Kimse bana nasıl olduğumu sormadı. Sanki ben bu sofranın bir parçası değilmişim gibi…
Gece herkes gittikten sonra Murat’a döndüm:
“Murat, ben bu evde kendimi hizmetçi gibi hissediyorum. Senin ailene de sana da yetmeye çalışıyorum ama kimse bana ‘nasılsın’ bile demiyor.”
Murat başını kaldırmadan cevap verdi: “Abartıyorsun Elif. Herkesin ailesi böyle. Hem senin işin de hafif sayılır.”
O an içimde bir şeyler koptu. “Ben eczanede sabahtan akşama kadar ayakta duruyorum! Eve gelince de burada çalışıyorum! Sen hiç bana yardım ettin mi?”
Murat’ın yüzünde küçümseyici bir gülümseme belirdi: “Sen kadınsın Elif, bunlar senin görevin.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin bana küçükken söylediği sözler kulaklarımda yankılandı: “Kızım, kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğren.” Ama ben ne zaman kendi hayatımı yaşamak istesem, ya ailemin ya da toplumun duvarlarına çarpıyordum.
Ertesi gün eczanede çalışırken, müşterilerden biri – yaşlı bir kadın – bana şöyle dedi:
“Kızım, gözlerin çok yorgun bakıyor. Dert etme, hayat kısa.”
O an gözlerim doldu. Kimseye anlatamadığım yüklerimi o yabancı kadının bakışlarında gördüm sanki.
Akşam eve dönerken kararımı verdim. Artık kendi hayatımı yaşamak istiyordum. Murat’a açıkça konuşacaktım.
Eve girer girmez Murat’ı salonda buldum.
“Murat, ben böyle devam edemem,” dedim kararlı bir sesle.
Murat şaşırdı: “Ne demek şimdi bu?”
“Ben bu evde sadece yemek yapan, temizlik yapan biri olmak istemiyorum. Ben de insanım! Benim de hayallerim var, dinlenmeye hakkım var!”
Murat sinirlendi: “Bak Elif, bu evde huzur istiyorum! Annem babam geldiğinde surat asma yeter!”
Gözlerimden yaşlar süzüldü: “Ben huzur bulamıyorum ki Murat! Kendi evimde bile yabancıyım!”
O gece ilk defa kendim için ağladım. Sabah annemi aradım.
“Anne,” dedim titrek bir sesle, “Ben mutlu değilim.”
Annem sustu önce, sonra yavaşça konuştu: “Kızım, hayat kolay değil ama kimse için kendini feda etme. Sen de değerlisin.”
O günden sonra küçük adımlarla değişmeye başladım. Akşamları kendime zaman ayırdım, kitap okudum, yürüyüşe çıktım. Murat önce anlamadı, hatta kızdı ama ben pes etmedim.
Bir gün Murat’ın annesi yine habersiz geldiğinde ona şöyle dedim:
“Ayşe Hanım, bugün çok yorgunum. Eğer isterseniz birlikte çay içeriz ama mutfağa giremeyeceğim.”
Ayşe Hanım şaşırdı ama ilk defa bana insan gibi baktı.
Belki de en büyük mücadele kendi değerimizi hatırlamakta…
Şimdi düşünüyorum da; acaba kaç kadın kendi evinde yabancı gibi hissediyor? Kaçımız sırf başkaları mutlu olsun diye kendimizi unutuyoruz? Siz hiç kendi evinizde hizmetçi gibi hissettiniz mi?