Bir Anneye Verilen Son Ultimatom: Yalnızlığın Eşiğinde
“Beni bu evde tek başıma bırakıp gitmeyin!” diye haykırdım, gözyaşlarım yanaklarımı yakarken. O an, mutfağın ortasında, ellerim titreyerek masanın kenarına tutunmuş haldeydim. Oğlum Emre ve kızım Derya, birbirlerine bakıp sessizce başlarını eğdiler. Yıllardır içimde biriktirdiğim kırgınlık, o akşam sofrada patladı.
Emre, “Anne, yine mi aynı konu? Bizim de hayatımız var,” dedi. Sesi yorgun ve sabırsızdı. Derya ise gözlerini kaçırdı, dudaklarını ısırıyordu. Onların bu tavrı, içimdeki yalnızlığı daha da büyüttü.
Ben Zeynep, 68 yaşında bir anneyim. Hayatım boyunca çocuklarım için yaşadım. Eşim Hasan’ı on yıl önce kaybettim; o günden beri bu evde tek başıma yaşıyorum. Emre ve Derya, üniversiteyi kazandıklarında İstanbul’a gittiler. Önce sık sık aradılar, bayramlarda geldiler. Ama zamanla aramalar seyrekleşti, ziyaretler azaldı. Şimdi ise ayda bir arıyorlar, yılda bir uğruyorlar.
Geçen hafta banyoda düştüm. Kalkamadım, saatlerce yerde yattım. O an anladım ki artık yalnız başıma yapamıyorum. Komşum Ayşe teyze yardımıma koştu ama çocuklarımın haberi bile olmadı. O gece onlara mesaj attım: “Sizinle konuşmam lazım.”
O akşam sofrada buluştuk. Onlara, “Bakın çocuklar,” dedim, “Ben artık yaşlandım. Bu evde tek başıma kalamam. Ya benimle ilgilenirsiniz ya da bakım evine giderim.”
Emre hemen itiraz etti: “Anne, bakımevi mi? Ne gerek var? Biz elimizden geldiğince ilgileniyoruz.”
Derya ise gözyaşlarını tutamadı: “Anneciğim, işimiz gücümüz var. İstanbul’da hayat çok zor. Her hafta gelemeyiz ki…”
Onlara hak vermek istiyorum ama içimdeki sızı dinmiyor. Ben de gençken anneme bakmıştım; işten çıkıp eve koşar, onun yemeğini yapar, banyosunu yaptırırdım. Şimdi ise çocuklarım bana bir telefon kadar bile yakın değiller.
O gece Emre kapıyı çarpıp çıktı. Derya ise bana sarıldı: “Anne, ne olur böyle konuşma. Biz seni seviyoruz.” Ama sevgileri bana yetmiyor artık; ben onların yanında olmak istiyorum.
Ertesi gün komşular toplandı; Ayşe teyze bana, “Kızım, çocukların da haklı. Gençler şimdi çok meşgul,” dedi. Ama ben de haklıyım değil mi? Yıllarca onların her ihtiyacını karşıladım; şimdi sıra onlarda.
Bir hafta geçti, Emre aramadı bile. Derya ise her gün mesaj attı ama hiçbirinde yanıma gelmekten bahsetmedi. İçimde bir boşluk büyüdü; geceleri uyuyamıyorum.
Bir sabah kapı çaldı; Emre gelmişti. Yorgun ve sinirliydi: “Anne, bakıcı tutalım sana,” dedi. “Her gün biri gelsin, ihtiyaçlarını karşılasın.”
O an içimde bir şeyler koptu: “Ben yabancıya mı emanet edileceğim Emre? Senin annenim ben!”
Emre başını öne eğdi: “Anne, ben çalışmak zorundayım. Herkesin hayatı var.”
O an anladım ki çocuklarım bana mecbur oldukları için değil, istedikleri için bakmalıydılar. Ama onlar bunu istemiyordu.
Bir hafta sonra Derya geldi; elinde bir broşür vardı: “Bak anneciğim, şu huzurevi çok güzelmiş. Bahçesi varmış, aktiviteler düzenleniyormuş… Hem orada arkadaşların olur.”
Gözlerim doldu: “Sizden başka arkadaş istemiyorum ki! Benim ihtiyacım sizin sesiniz, kokunuz… Birlikte kahvaltı yapmak istiyorum!”
Derya ağladı: “Anneciğim, ne olur bizi anlamaya çalış… İstanbul’da hayat çok zor… Kira, iş stresi… Herkes kendi derdinde…”
O an sustum. İçimdeki fırtına dindi; yerini derin bir hüzün aldı.
O gece uzun uzun düşündüm; anneliğin fedakarlık olduğunu biliyordum ama karşılığında biraz ilgi beklemek bencillik miydi? Sabah kalktığımda kararımı verdim: Çocuklarıma mesaj attım: “Ben bakım evine gitmeye karar verdim. Sizi zorlamak istemiyorum. Sadece arada bir arayın yeter…”
İki gün sonra Emre ve Derya geldiler; ikisi de perişan haldeydi.
Emre: “Anne, lütfen gitme! Biz daha fazla uğraşacağız seninle…”
Derya: “Sana daha çok zaman ayıracağız söz veriyoruz!”
Ama ben artık kararımı vermiştim; onlara sarıldım: “Çocuklarım, sizi seviyorum ama kimseyi zorla yanında tutamazsın… Belki de biraz ayrı kalmak hepimize iyi gelir…”
Şimdi huzurevinde küçük bir odada yaşıyorum; her sabah bahçede yürüyüş yapıyorum ama içimde hep bir eksiklik var. Çocuklarım arıyor bazen ama o eski sıcaklık yok.
Bazen düşünüyorum: Acaba onları çok mu zorladım? Yoksa annelik böyle bir şey mi? Siz olsanız ne yapardınız? Aile olmak sadece fedakarlık mı demek yoksa karşılıklı ilgi ve sevgi mi?