Ellerim Hayatı Hatırlıyor: Bir Hemşirenin Sessiz Çığlığı

“Neden ben? Neden yine ben?” diye içimden haykırırken, gözlerim elimdeki dosyaya kilitlenmişti. O gece, nöbetçi hemşire odasında bir sessizlik vardı ki, sanki duvarlar bile nefes almıyordu. Elif abla, başhemşiremiz, gözleri kıpkırmızı olmuş, boş bir çay bardağına bakıyordu. Masanın üzerinde yarım kalmış çaylar, dağınık dosyalar… Ama en kötüsü, o masaydı. Her zaman düzenli, tertemiz olan masa şimdi darmadağındı. Sanki bir fırtına geçmişti üstünden.

Birden kapı hızla açıldı. İçeriye doktor Cem girdi. “Merve, acil servisten aradılar. Yine bir doğum vakası… Ama bu sefer işler yolunda gitmiyor,” dedi. Sesinde alışık olmadığım bir titreme vardı. Hemen ayağa kalktım, ellerim titriyordu. Annemin bana çocukken söylediği o cümle aklıma geldi: “Ellerinle hayat kurtaracaksın kızım.” Oysa bugün ellerimle bir hayatı kurtaramamıştım.

Koşarak doğumhaneye girdim. Genç bir kadın, Ayşe, sancıdan kıvranıyordu. Yanında eşi Murat, gözyaşları içinde dua ediyordu. Herkes panik içindeydi. Elif abla bana baktı, gözleriyle yardım istedi. Hemen eldivenlerimi giydim, Ayşe’nin başucuna geçtim. “Ayşe, derin nefes al canım. Ben buradayım,” dedim. Ama içimdeki korku büyüyordu. Bir an için zaman durdu sanki. Sonra… O an geldi. Bebeğin kalp atışları yavaşladı. Doktor Cem’in sesi yankılandı: “Merve, hemen!”

Ellerim otomatik olarak hareket etti. Yılların tecrübesiyle ama yüreğimde tarifsiz bir ağırlıkla… Ama ne yaptıysak olmadı. O minik kalp atmayı bıraktı. Ayşe’nin çığlığı kulaklarımda yankılandı. Murat yere çöktü, elleriyle yüzünü kapattı. Ben ise orada öylece kaldım. Ellerime baktım; ne kadar uğraşırsam uğraşayım, bazen hayatı tutamıyordum.

O gece hastanede kimse konuşmadı. Herkes kendi köşesine çekildi. Elif abla yanıma geldi, omzuma dokundu: “Sen elinden geleni yaptın Merve,” dedi ama gözlerinde inanç yoktu. Ben de inanmıyordum zaten.

Sabah olduğunda eve döndüm. Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Beni görünce yüzü aydınlandı ama hemen ardından kaşlarını çattı: “Yine mi sabaha kadar çalıştın? Kızım, kendini harap ediyorsun.”

“Anne, ben… Dün gece bir bebek… Onu kurtaramadık,” dedim ve sesim titredi.

Annem sustu, bana sarıldı ama o eski sıcaklık yoktu kollarında. Babam gazeteyi indirip baktı: “Bu iş seni mahvediyor Merve. Hemşirelik kolay mı sandın?”

O an içimde bir öfke kabardı. “Baba, ben bu işi seçtim çünkü insanlara yardım etmek istedim! Ama bazen elimden hiçbir şey gelmiyor!” diye bağırdım.

Evde bir sessizlik oldu. Annem gözlerini kaçırdı, babam tekrar gazetesine gömüldü.

O gün boyunca kendimi sorguladım. Acaba yanlış meslek mi seçmiştim? Arkadaşlarımın çoğu evlenmişti, çocukları vardı. Ben ise geceleri hastanede nöbet tutuyor, gündüzleri yorgunluktan bitap düşüyordum.

Akşamüstü Elif abla aradı: “Merve, Ayşe’nin ailesi seni görmek istiyor.” Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.

Hastaneye gittim, Ayşe’nin odasına girdim. Yatakta bitkin yatıyordu; gözleri şişmişti ağlamaktan. Yanında annesi ve eşi Murat vardı.

Ayşe bana baktı: “Merve hemşire… Sen elinden geleni yaptın biliyorum. Ama neden ben? Neden benim bebeğim?”

Cevap veremedim. Sadece elini tuttum ve ağladık beraber.

O gece eve dönerken İstanbul’un kalabalığında kayboldum. Herkesin bir telaşı vardı ama kimse kimsenin acısını bilmiyordu.

Evde annem beni bekliyordu kapıda: “Kızım, senin de bir hayatın var! Kendini bu kadar harap etme.”

“Anne,” dedim gözyaşları içinde, “Ben başka türlü yaşayamam ki…”

O gece odamda eski fotoğraflara baktım; hemşirelik okulundan mezuniyetimde annemle babam yanımdaydı, gururlu ve mutluydular. Şimdi ise aramızda görünmez duvarlar vardı.

Ertesi gün hastaneye gittiğimde herkes sessizdi. Ayşe taburcu olmuştu ama odasında onun bıraktığı hüzün hâlâ duruyordu.

Elif abla yanıma geldi: “Merve, bazen ellerimizle hayat kurtarırız; bazen de sadece acıya tanık oluruz.”

O an anladım ki bu meslek sadece ellerle değil, yürekle de yapılmalıydı.

Ama yine de kendime sormadan edemiyorum: Ellerim daha kaç hayatı hatırlayacak? Ve ben bu yükün altında ezilmeden nasıl ayakta kalacağım?

Siz olsanız ne yapardınız? Bu mesleğin ağırlığıyla nasıl başa çıkılır? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın.