Son Parayı Yabancı Bir Çocuğa: Bir Okul Servisi Şoförünün Hayatı Değiştiren Kararı

— Hadi çocuklar, hızlı olun, donacağız burada! — diye bağırdım, nefesim havada buhar olup kaybolurken. O sabah, Ankara’nın kenar mahallelerinden birinde, okul servisini çalıştırmak için erkenden kalkmıştım. Ellerim direksiyonda, gözüm aynada, çocukların her birini tek tek izliyorum. Ama o gün, arka koltukta sessizce oturan küçük Elif’i ilk kez fark ettim. Saçları dağınık, montu incecik ve gözleri cam gibi donuktu.

Yanıma yaklaştı, sesi titrek: “Amca, annem para veremedi bugün. Okula gitmesem olur mu?” dedi. İçimden bir şey koptu. Kendi kızım Zeynep’in de aynı yaşta olduğunu düşündüm. Cebimdeki son yirmi lirayı çıkarıp Elif’in avucuna sıkıştırdım. “Sen otur kızım, ben hallederim,” dedim. O an, hayatımın en büyük kararını verdiğimi bilmiyordum.

O günün akşamı eve döndüğümde eşim Ayşe beni kapıda karşıladı. Yorgundu, gözleri uykusuzluktan morarmıştı. “Yine mi geç kaldın? Zeynep ateşlenmiş, ilaç alamadım. Maaş da yatmadı hâlâ,” dedi. İçimdeki vicdan azabı büyüdü. Elif’e verdiğim parayı anlatamadım. Ayşe’nin gözlerindeki endişe, evin içindeki soğuk hava gibi üzerime çöktü.

Ertesi sabah Elif’in annesi Hatice Hanım beni durdurdu. “Kusura bakmayın, borcumuzu ödeyemedik. Kocam işsiz kaldı. Elif’i okula göndermesek mi?” dedi utançla. Onun gözlerinde kendi annemi gördüm; yıllar önce babam işsiz kaldığında annemin yaşadığı çaresizliği hatırladım. “Çocuklar okula gitmeli,” dedim kararlı bir sesle. “Ben hallederim.”

Fakat mahallede dedikodular başladı. “Servisçi Mehmet herkese para dağıtıyormuş,” dediler. Bazıları iyi niyetimi sorguladı, bazıları ise bana gizlice teşekkür etti. Ama en çok canımı yakan, kendi kardeşim Murat’ın bana çıkışması oldu:

— Senin kendi çocuğun açken başkasına yardım etmen doğru mu? Biz de zor durumdayız abi!

Bir gece mutfakta Ayşe ile tartıştık. “Mehmet, sen iyi bir insansın ama bazen fazla iyi oluyorsun! Zeynep’in ayakkabısı delik, sen başkasının çocuğuna para veriyorsun!” dedi gözyaşları içinde.

O an sustum. Çünkü haklıydı. Ama Elif’in o donuk bakışları aklımdan çıkmıyordu.

Bir hafta sonra Elif’in babası iş buldu ve bana borcunu ödemek için geldi. “Mehmet abi, Allah senden razı olsun,” dedi elini öperken. O an içimde bir huzur hissettim ama ailemle aramdaki mesafe büyümüştü.

Zeynep’in doğum günü geldiğinde ona istediği oyuncağı alamadım. Kızım bana küskün baktı: “Baba, neden hep başkalarına yardım ediyorsun? Ben de isterdim yeni bir bebek.” O gece uyuyamadım.

Bir sabah serviste Elif yanıma oturdu: “Amca, babam iş buldu. Annem sana teşekkür etti. Ben de büyüyünce senin gibi iyi biri olacağım,” dedi gülümseyerek. O an gözlerim doldu.

Ama mahalledeki baskılar arttı. Bazı veliler servisimi değiştirdi; “Kendi işine bakmıyor,” dediler arkamdan. Ayşe ile aramızdaki gerginlik büyüdü; evde sessizlik hâkim oldu.

Bir gün Zeynep hastalandı ve hastaneye yatırmak zorunda kaldık. O an paramız yoktu; çaresizce eski dostum Ali’den borç istedim. Ali bana bakıp “Sen herkese yardım ettin Mehmet, şimdi sıra sende,” dedi ve cebindeki parayı uzattı.

O gün anladım ki iyilik bazen geri döner ama çoğu zaman insanı yalnız bırakır.

Şimdi yıllar geçti; Elif üniversiteye başladı ve bana mektup yazdı: “Sizin sayenizde okudum Mehmet Amca.” Zeynep ise büyüdü ve bana sarılıp “Baba, ben de senin gibi biri olmak istiyorum,” dedi.

Ama hâlâ geceleri düşünüyorum: Acaba doğru mu yaptım? Kendi ailemin mutluluğunu riske atarak başkasına yardım etmek gerçekten doğru muydu? Siz olsanız ne yapardınız?