Kendi Hayatımı Bulduğumda Kızım Beni Delilikle Suçladı
“Anne, sen gerçekten delirdin mi?!” diye bağırdı Elif, gözleri öfkeyle dolu. O an mutfakta ellerim titredi, çay bardağını tezgâha bırakırken neredeyse düşürüyordum. Torunum Zeynep ise odasında sessizce resim yapıyordu, hiçbir şeyden habersiz. Elif’in sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu: “Bundan sonra Zeynep’i görmeni istemiyorum. Senin bu halin ona zarar verir!”
O an içimde bir şeyler koptu. Yıllarca Elif için yaşadım. Kocam Ahmet’le evlendiğimde yirmi bir yaşındaydım, hayallerim vardı ama hepsini bir kenara bırakıp aileme adadım kendimi. Ahmet’in ani vefatından sonra Elif’i tek başıma büyüttüm. Hiç kolay olmadı; hem çalıştım hem annelik yaptım, gece gündüz demeden. Elif üniversiteye gittiğinde bile ona destek oldum, evlenip kendi ailesini kurduğunda bile yanında oldum. Sonra Zeynep doğdu, hayatımın anlamı oldu. Elif çalışırken ben torunuma baktım, ona masallar anlattım, ilk adımlarını ben gördüm.
Ama şimdi… Şimdi Elif bana deli diyor. Sadece kendi mutluluğumu aradığım için. Oysa ben ne yaptım ki? Sadece yıllar sonra ilk kez kendimi düşündüm. Geçen yaz komşumuz Ayşe Hanım’ın önerisiyle katıldığım halk eğitim merkezindeki resim kursunda tanıştım Kemal Bey’le. O da benim gibi yalnızdı, eşi yıllar önce vefat etmişti. Sohbetlerimiz ilerledi, birlikte çay içtik, sergiye gittik. Hayatımda ilk defa biri bana “Sen ne istersin?” diye sordu. O an anladım ki ben yıllardır sadece başkalarının hayatını yaşıyormuşum.
Bir gün Elif’e Kemal Bey’den bahsettim. Önce şaşırdı, sonra yüzü asıldı. “Anne, bu yaşta neyin peşindesin? Torunun var, ayıp değil mi?” dedi. O an içimdeki umut kırıldı ama yine de vazgeçmedim. İlk defa kendim için bir şey yapmak istiyordum. Kemal Bey’le görüşmeye devam ettim. Birlikte yürüyüşlere çıktık, eski Türk filmlerini izledik, bana çocukluğumu hatırlattı. Hayatımda uzun zamandır hissetmediğim bir huzur vardı.
Ama Elif bunu kabullenemedi. Bir gün eve geldiğinde bizi parkta el ele gördü. O günden sonra her şey değişti. Telefonlarımı açmaz oldu, Zeynep’i bana getirmemeye başladı. “Senin bu halin ailemize zarar veriyor” dedi. Ne zaman konuşmaya çalışsam duvar gibi sustu.
Bir gece sabaha kadar ağladım. Yıllarca onların mutluluğu için yaşadım, şimdi ise yalnız bırakıldım. Komşular dedikodu yapmaya başladı: “Ayşe Hanım’ın kızı annesini evden kovmuş”, “Kadıncağız torununu göremiyormuş.” Mahallede adım çıktı, markete giderken bile insanlar arkamdan fısıldaşıyor.
Kemal Bey ise hep yanımda oldu. “Hayat kısa, kimseye hesap vermek zorunda değilsin” dedi bana. Ama bir yandan da vicdan azabı çekiyorum; ya gerçekten bencil miyim? Elif’in bana ihtiyacı olduğunda hep yanındaydım, şimdi o bana sırtını döndü.
Bir gün cesaretimi topladım ve Elif’in kapısını çaldım. Kapıyı açtı ama yüzü buz gibiydi.
“Elif, lütfen beni dinle,” dedim titrek bir sesle.
“Anne, konuşacak bir şey yok,” dedi sertçe.
“Ben sadece… biraz mutlu olmak istedim. Senin için her şeyimi verdim yıllarca.”
“Ben senden bunu istemedim!” diye bağırdı Elif. “Sen anne olmayı seçtin! Şimdi de torununu düşünmeden kendi keyfini sürüyorsun!”
O an gözlerim doldu. “Ben de insanım Elif… Ben de sevilmek istiyorum.”
Elif kapıyı yüzüme kapattı.
Eve dönerken içimde büyük bir boşluk vardı. Zeynep’in bana koşarak sarıldığı günleri düşündüm; birlikte kek yaptığımız, parka gittiğimiz zamanları… Şimdi ise onun sesini bile duyamıyorum.
Geceleri Kemal Bey’le telefonda konuşuyorum bazen; o da kendi oğluyla sorunlar yaşıyor çünkü ikinci kez evlenmek istiyor ve oğlu buna karşı çıkıyor. Demek ki sadece ben değilmişim; bizim yaşımızdaki insanlar için ikinci bir şans hep ayıp sayılıyor bu ülkede.
Bir gün mahalledeki caminin avlusunda otururken eski arkadaşım Gülten yanıma geldi.
“Nasılsın Hatice?” diye sordu.
“İyi değilim Gülten… Kızım beni torunumdan uzaklaştırdı,” dedim gözlerim dolarak.
Gülten başını salladı: “Biz kadınlar hep başkaları için yaşıyoruz Hatice… Ama biraz da kendimizi düşünmek günah mı?”
O an düşündüm: Ben gerçekten günah mı işliyorum? Yıllarca başkalarının mutluluğu için yaşadım; şimdi biraz da kendi hayatımı yaşamak istiyorum diye suçlu muyum?
Zaman geçtikçe Elif’ten haber alamadım. Zeynep’in doğum günü geldi geçti; pastasını uzaktan izledim sosyal medyada paylaştığı fotoğraflardan… İçim acıdı ama yine de Kemal Bey’le yürüyüşe çıktık o gün; bana “Hayat devam ediyor Hatice Hanım” dedi.
Şimdi bazen geceleri uykusuz kalıyorum; acaba yanlış mı yaptım diye düşünüyorum. Ama sonra aynaya bakıyorum ve ilk defa kendimi görüyorum: Yorgun ama umutlu bir kadın…
Belki bir gün Elif de beni anlar; belki Zeynep büyüdüğünde nedenini sorar ve anlatırım ona: “Babaannen de insanmış kızım…”
Sizce ben bencil miyim? Bir anne olarak hep fedakâr olmak zorunda mıyız? Yoksa biraz da kendimizi düşünmeye hakkımız yok mu?