Neden Kimse Beni Aramadı? – Bir Doğum Günü ve Sessiz Kalan Sözler

“Neden kimse beni aramadı?” Annemin sesi telefonda titriyordu. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Sanki yıllardır biriktirdiğimiz tüm o küçük kırgınlıklar, o tek cümlede bir araya gelmişti. Oysa ki, o gün sadece bir doğum günüydü. Sıradan bir kutlama, köyde, bahçede, çocukların koşturduğu, mangalın dumanının havaya karıştığı bir gün… Ama annem yoktu. Ve bu yokluk, gecenin sonunda herkesin yüzüne gölge gibi çökmüştü.

O sabah, eşim Zeynep’le birlikte hazırlık yaparken aklımda binbir telaş vardı. “Ali, pastayı unutma!” diye seslendi Zeynep mutfaktan. “Tamam Zeynep, ben hallederim,” dedim ama aklım başka yerdeydi. Çocuklar bahçede top oynuyor, komşular yavaş yavaş geliyordu. Herkesin keyfi yerindeydi. Ama annemi aramak… O an aklıma gelmedi. Belki de bilinçaltımda, son zamanlarda aramızda oluşan mesafeden dolayı onu davet etmeye çekindim. Belki de sadece unutkanlıktı. Ama sonuçta olan oldu.

Kutlama başladığında herkes neşeliydi. Babam, dayım, halam, komşular… Herkes oradaydı. Annem hariç. Bir ara Zeynep yanıma geldi, “Ali, anneni aramadık mı?” diye sordu sessizce. İçimde bir huzursuzluk başladı ama “Yok canım, nasılsa gelir,” dedim geçiştirdim. Oysa annem gelmedi. Akşam olduğunda, sofrada bir sandalye boş kaldı. Kimse o sandalyeye oturmadı.

Gece eve döndüğümüzde telefonum çaldı. Ekranda “Anne” yazıyordu. Açtım, sesini duydum: “Neden kimse beni aramadı?” O an ne diyeceğimi bilemedim. “Anne… Ben… Çok yoğunduk, unuttum galiba…” dedim kekelerken. Annem sustu bir süre. Sonra yavaşça, “Demek ki artık gerek yokmuş,” dedi ve telefonu kapattı.

O gece uyuyamadım. Zeynep yanımda dönüp durdu. “Ali, anneni üzmek istemezdin biliyorum ama bazen insanlar küçük şeyleri büyütür,” dedi. Ama bu küçük bir şey değildi. Annem için, ailesinin dışında kalmak bir utançtı. Hele ki köyde… Herkesin birbirini tanıdığı yerde, bir annenin oğlunun evine çağrılmaması… Ertesi gün köy kahvesinde konuşulmaya başlanmıştı bile: “Ali’nin annesi neden yoktu?”

Babam sabah erkenden aradı: “Oğlum, annen dün gece sabaha kadar ağladı. Ne yaptın sen?” Babamın sesi öfkeliydi ama daha çok üzgündü. “Baba, vallahi unuttum…” dedim yine ama bu sefer kendi sesime bile inanmadım.

Çocukluğumdan beri annemle aramızda hep mesafeli bir ilişki vardı. O beni severdi ama sevgisini göstermekte zorlanırdı. Ben de ona yaklaşamazdım. Babam hep aramızda köprü olurdu. Şimdi ise o köprü yıkılmıştı sanki.

Bir hafta boyunca annemi arayamadım. Her gün aramak istedim ama cesaret edemedim. Zeynep her akşam “Arasan iyi olur,” dedi ama ben sustum. Sonunda bir Pazar günü cesaretimi topladım ve köye gittim.

Kapıyı çaldığımda annem açtı kapıyı ama göz göze gelmedik. İçeri girdim, salonda oturduk. Annem çay koydu ama konuşmadı. Sessizlik içinde çaylarımızı içtik. Sonunda dayanamayıp “Anne, özür dilerim,” dedim. Gözleri doldu ama bana bakmadı.

“Ali,” dedi sessizce, “Ben senin annenim. Senin doğum gününde yanında olmayı beklerdim. Herkesin içinde yok sayılmak çok acı.”

“Anne, vallahi bilerek yapmadım…”

“Biliyorum oğlum,” dedi ama sesi inandırıcı değildi. “Ama insan bazen bilmeden de kalp kırar.”

O an çocukluğuma döndüm; annemin bana sarılmadığı, duygularını göstermediği günlere… Belki de ben de ona yaklaşmayı hiç öğrenemedim.

Köyde dedikodular büyüdü; halam aradı: “Ali, anneni nasıl unutursun? Herkes konuşuyor.” Komşular selam vermemeye başladı. Sanki annemi dışarıda bırakmakla bütün aileyi utandırmıştım.

Bir akşam Zeynep’le tartıştık: “Senin ailenle hep mesafeli olman yüzünden böyle oldu!” dedi bana öfkeyle.

“Ben mi istedim böyle olmasını? Annem hiç sevgi göstermedi ki bana!”

“Sen de ona hiç yaklaşmadın Ali! Hep kaçtın!”

O gece evde soğuk rüzgarlar esti. Çocuklar bile hissetti gerginliği.

Bir hafta sonra annem hastalandı; grip olmuştu ama köyde yaşlılar hastalanınca hemen kötüye yorulur herkes. Hemen köye gittim; annem yatakta yatıyordu.

Başucuna oturdum; elini tuttum ilk defa yıllar sonra.

“Anne… Ben seni çok seviyorum,” dedim kısık sesle.

Annem gözlerini açtı; bana baktı uzun uzun.

“Biliyorum oğlum,” dedi ve ilk defa elimi sıktı.

O an anladım ki; bazen en basit kelimeleri bile söylemek için yıllar geçiyor ve bazen çok geç kalıyoruz.

Şimdi her doğum gününde o boş sandalyeyi hatırlıyorum; annemin sessizliğini, köydeki dedikoduları ve kendi içimdeki pişmanlığı…

Siz hiç sevdiklerinizi istemeden kırdınız mı? Bir özrü söylemek için neden bu kadar bekliyoruz? Belki de en çok konuşulmayan sözler acıtıyor insanı…