Neden Hep Ben Eğiliyorum? – Bir Gelinin Kayınvalidesinin Evinde Hayatta Kalma Mücadelesi

“Yeter artık, Zeynep! Şu sofrayı neden hâlâ kaldırmadın? Misafirler gitti, herkes odasında, sen hâlâ tabaklarla uğraşıyorsun!” Kayınvalidem Ayten Hanım’ın sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. Ellerim deterjanlı sudan çıkmış, parmaklarım buruşmuştu. İçimde biriken öfkeyi yutkunarak bastırdım. “Hemen kaldırıyorum anne,” dedim, sesim titreyerek. O an, göz göze geldik. Gözlerinde küçümseme vardı; sanki ben bu evin hizmetçisiymişim gibi.

Eşim Murat, salondan başını uzattı. “Anne, Zeynep zaten ilgileniyor işte,” dedi ama sesi öylesineydi; arkamda durmuyordu, sadece laf olsun diye söylüyordu. O an içimden geçenleri kimse duymadı: Neden hep ben eğiliyorum? Neden bu evde herkesin yükü benim omuzlarımda?

İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, üç katlı eski bir apartmanın ikinci katında yaşıyoruz. Evlendiğimden beri kayınvalidemle aynı evdeyim. Başta “Aile olmak güzel bir şeydir,” dediler. “Büyüklerin duası alınır, bereket olur.” Ama kimse bana kendi hayatımdan vazgeçmem gerekeceğini söylemedi.

Her sabah Ayten Hanım benden önce kalkar, mutfağa girer ve bana ne yapmam gerektiğini sıralar: “Zeynep, çamaşırları ayır. Zeynep, kahvaltıyı hazırla. Zeynep, Murat’ın gömleğini ütüle.” Kendi annemden görmediğim baskıyı, burada her gün yaşıyorum. Annem bana “Kızım, kimseye boyun eğme,” derdi. Ama burada o sözler yankılanmıyor; burada sadece Ayten Hanım’ın sesi var.

Bir gün, annemi aradım. “Anne, çok yoruldum,” dedim telefonda fısıldayarak. “Burada herkes benden bir şey bekliyor. Murat bile annesinin tarafını tutuyor.” Annem sustu bir süre. Sonra “Kızım, sabretmek gerek bazen,” dedi. “Ama kendini de ezdirme.” O an gözlerim doldu. Sabretmek… Sabretmek nereye kadar?

Bir akşam Murat işten geç geldi. Sofrayı hazırlamıştım, Ayten Hanım sofranın başında oturuyordu. Murat içeri girdiğinde annesi hemen söze girdi: “Oğlum, Zeynep bugün yine evi toplamakta gecikti. Misafirler gitti, ben hâlâ ortalığı toparlıyorum.” Murat bana baktı, yüzünde yorgun bir ifade vardı. “Zeynep, biraz daha dikkatli olsan?” dedi sessizce. O an içimde bir şey koptu.

“Ben de insanım Murat!” dedim sesim titreyerek. “Ben de yoruluyorum! Herkes benden bir şey bekliyor ama kimse bana ‘Nasılsın?’ diye sormuyor!” Ayten Hanım kaşlarını çattı: “Bak bak bak! Ne biçim konuşuyorsun oğlumun yanında? Biz seni bu eve gelin diye aldık, başımıza dert olsun diye değil!”

O gece odamıza çekildiğimizde Murat sessizdi. Ben ise ağlamaktan gözlerim şişmişti. “Murat,” dedim, “neden hep annenin tarafını tutuyorsun? Ben senin eşinim.” Murat başını eğdi: “Annem yaşlı Zeynep… Onu üzmek istemiyorum.”

“Peki ya ben?” dedim fısıltıyla. “Ben üzülünce ne oluyor?”

Ertesi sabah Ayten Hanım’ın sesiyle uyandım: “Zeynep! Kalk kızım! Bugün pazara gideceğiz.” İçimdeki isyanı bastırıp kalktım. Pazarda Ayten Hanım sürekli bana emirler yağdırdı: “Şu domatesleri seç, patateslerin iyisini bul.” Yanımızdan geçen komşu Hatice Abla gülümsedi: “Ayten Abla, gelinin maşallah çok çalışkan.” Ayten Hanım dudak büktü: “Çalışacak tabii, genç kız daha.” O an Hatice Abla’nın gözlerinde acıma gördüm.

Bir gün dayanamadım; mutfakta bulaşık yıkarken ellerim titriyordu. Ayten Hanım içeri girdi: “Ne oldu sana böyle?” dedi alaycı bir sesle. “Yoksa ağlıyor musun?”

“Evet,” dedim gözyaşlarımı silerek. “Çünkü artık dayanamıyorum.”

Ayten Hanım bir an durdu, sonra omuz silkti: “Biz de genç olduk kızım. Herkes çekiyor bu sıkıntıları.”

O gece Murat’la konuşmaya karar verdim. “Murat,” dedim, “bu böyle gitmez. Ya ayrı eve çıkalım ya da ben kendi ailemin yanına dönerim.” Murat şaşırdı: “Zeynep, abartıyorsun…”

“Abartmıyorum!” dedim hıçkırarak. “Ben bu evde kendimi yok gibi hissediyorum! Senin annenin gölgesinde eziliyorum!”

Murat sustu uzun süre. Sonra başını ellerinin arasına aldı: “Bilmiyorum Zeynep… Annemi yalnız bırakamam.”

O an anladım ki bu evde benim mutluluğum kimsenin umurunda değil.

Bir sabah kahvaltıda Ayten Hanım yine başladı: “Zeynep, ekmek bitmiş niye söylemedin? Çay soğumuş niye demlemedin?” Birden ayağa kalktım: “Yeter artık!” dedim yüksek sesle. Herkes sustu.

“Ben bu evde sadece hizmetçi değilim! Ben de insanım! Ben de sevilmek istiyorum! Biraz saygı görmek istiyorum!”

Ayten Hanım şaşkınlıkla bana baktı. Murat ise başını önüne eğdi.

O gün ilk defa kendimi savundum. O günden sonra Ayten Hanım bana biraz daha mesafeli davrandı; emirleri azaldı ama sevgisi de azaldı sanki… Murat’la aramızda ise görünmez bir duvar örüldü.

Şimdi geceleri yatağımda uzanırken düşünüyorum: Neden hep ben eğiliyorum? Neden kadınlar hep kendinden vazgeçmek zorunda kalıyor? Bir gün gerçekten kendi hayatımı yaşayabilecek miyim?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi mutluluğunuz için savaşır mıydınız yoksa susup boyun mu eğerdiniz?