Beklenmedik Bir Telefon: Yılbaşı Akşamı Dağılan Hayallerim
“Kübra, konuşmamız lazım.” Murat’ın sesi telefonda titriyordu. O an elimdeki peçeteler yere düştü, mutfağın ortasında donup kaldım. Masanın üstünde titrek mum ışığı, fırından yayılan börek kokusu, her şey bir anda anlamını yitirdi. Bugün bizim onuncu evlilik yıldönümümüzdü ve yılbaşı akşamıydı. Her şeyin kusursuz olmasını istemiştim. Ama Murat’ın sesi, içimdeki bütün huzuru paramparça etti.
“Ne oldu Murat? Bir şey mi var?” dedim, sesim çatallandı. O ise derin bir nefes aldı, “Kübra, lütfen panik yapma. Sadece… eve gelmeden önce konuşmamız lazım.”
O an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. On yıldır yanımda olan adamın sesinde alışık olmadığım bir yabancılık vardı. Telefonu kapattıktan sonra elimdeki peçeteleri tekrar toplamaya çalıştım ama ellerim titriyordu. Annem salondan seslendi: “Kızım, yardım edeyim mi?”
“Yok anne, hallederim,” dedim ama sesimden bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. O an içimdeki fırtınayı kimseye belli etmemeye çalıştım. Misafirler gelmek üzereydi; annem, babam, ablam ve yeğenlerim… Herkesin yüzünde bir tebessüm, yeni yılın heyecanı vardı. Ama ben, içimde büyüyen bir korkuyla baş başaydım.
Murat eve geldiğinde yüzü bembeyazdı. Kapıyı açar açmaz gözlerimin içine bakmadan içeri girdi. Annem hemen ona sarıldı: “Oğlum hoş geldin! Ne oldu sana böyle?” Murat başını eğdi, “Biraz yorgunum anneciğim,” dedi. Ama ben biliyordum; bu yorgunluk başka bir yorgunluktu.
Yemek masasına oturduğumuzda herkes neşeliydi ama Murat’ın gözleri sürekli kaçıyordu. Ben ise her lokmada boğazımda bir düğüm hissediyordum. Nihayet yemek bittiğinde Murat bana gözleriyle işaret etti: “Kübra, balkona gelir misin?”
Balkona çıktığımızda soğuk hava yüzümü keserken Murat ellerini cebine soktu. “Bak Kübra,” dedi, “Sana yalan söyleyemem. Bugün Elif aradı.”
Elif… O ismi duyunca kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Elif, Murat’ın eski iş arkadaşıydı. Bir zamanlar çok samimi olduklarını biliyordum ama son yıllarda hiç görüşmemişlerdi.
“Ne dedi?” dedim, sesim buz gibiydi.
Murat gözlerini kaçırdı: “Birkaç ay önce tesadüfen karşılaştık. Sonra birkaç kez daha konuştuk. Bugün de aradı… Bilmiyorum, sana söylemem gerekirdi ama… Kafam çok karışık Kübra.”
O an içimdeki öfke ve korku birbirine karıştı. “Ne demek kafan karışık? On yıldır evliyiz Murat! Bir çocuğumuz var! Sen bana ne anlatıyorsun?”
Murat’ın gözleri doldu: “Sana ihanet etmedim Kübra, yemin ederim! Ama Elif’le konuşmak bana iyi geldi… Son zamanlarda kendimi çok yalnız hissediyordum. Sen de sürekli evle, çocukla meşgulsün… Sanki birbirimize yabancılaştık.”
O an içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. Onca yıl boyunca kurduğum düzenin pamuk ipliğine bağlı olduğunu fark ettim. “Ben mi suçluyum yani? Her şeyi senin için yapmadım mı? Bu evde huzur olsun diye kendimi paralamadım mı?”
Murat başını eğdi: “Biliyorum Kübra… Ama bazen insan kendini kaybolmuş hissediyor. Elif’le sadece konuştum… Dertleştik… Ama sana söylemem gerekirdi.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Misafirler gittikten sonra oğlum Emir’i yatırdım ve salonda tek başıma oturdum. Murat odasında sessizce ağlıyordu. Ben ise geçmişi düşündüm; ilk tanıştığımız günü, evlendiğimiz o güzel yaz akşamını… O zamanlar birbirimize verdiğimiz sözleri hatırladım.
Sabah olduğunda Murat yanıma geldi. Gözleri şişmişti. “Kübra, seni kaybetmek istemiyorum,” dedi. “Ne olur bana inan.”
Ama ben artık hiçbir şeyden emin değildim. Güven bir kere sarsılınca, tekrar inşa etmek ne kadar mümkün? Annem kahvaltı hazırlarken bana baktı: “Kızım, evlilik kolay değil. Bazen affetmek gerekir…”
Ama ben affetmekle unutmak arasındaki farkı düşündüm. Murat’a bakarken içimde hem sevgi hem öfke vardı. Oğlum Emir’in uykulu gözleriyle bana sarılması ise içimi daha da acıttı.
O günden sonra hayatımız değişti. Murat’la haftalarca konuşmadık; aynı evde iki yabancı gibi yaşadık. Sonra bir gün Emir hasta oldu; ateşi çıkınca ikimiz de başında sabahladık. O an anladım ki, ne olursa olsun bu aileyi ayakta tutmak için mücadele etmeliydim.
Bir akşam Murat yanıma geldi: “Kübra, terapiye gitmek ister misin? Belki birlikte üstesinden gelebiliriz.”
Uzun süre düşündüm; sonra kabul ettim. Terapide yıllardır içimizde biriktirdiğimiz her şeyi konuştuk; kırgınlıklarımızı, beklentilerimizi… Zamanla birbirimizi yeniden tanımaya başladık.
Ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Güven duygusu kolay kolay geri gelmiyor insanın içine… Yine de oğlumuz için, ailemiz için mücadele etmeye devam ettik.
Şimdi yılbaşı yaklaşırken o geceyi hatırlıyorum; mutfakta titreyen ellerimi, Murat’ın korkulu bakışlarını… Hayat bazen en mutlu anında bile insanın karşısına beklenmedik fırtınalar çıkarabiliyor.
Peki siz olsaydınız ne yapardınız? Affetmek mi daha zor, yoksa unutmak mı? Aileyi ayakta tutmak için nereye kadar mücadele edilmeli?