“Anne, O Babanla Konuşmak İstiyor” – Eşim Tarafından Aldatıldığımda Hayatım Nasıl Dağıldı ve İzmir’de Kendimi Nasıl Yeniden Buldum
“Anne, babam seninle konuşmak istiyor.” Baran’ın sesi kapı aralığından titrek bir şekilde geldiğinde, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. O an, mutfakta ellerim bulaşık suyunda, kafamda bin bir düşünceyle donup kaldım. Serkan’ın sesini duymak istemiyordum ama oğlumun gözlerindeki korku, bana başka çare bırakmadı.
Telefonu elime aldığımda Serkan’ın sesi her zamanki gibi sakindi. “Zeynep, konuşmamız lazım,” dedi. O kadar çok şey birikti ki aramızda, hangi birini konuşacağımızı bile bilmiyordum. “Baran duymasın,” diye fısıldadım. Ama Baran zaten her şeyi duymuştu; çocuklar sandığımızdan çok daha fazlasını anlıyorlardı.
Serkan’ın ihanetini ilk kez üç ay önce, tesadüfen bulduğum bir mesajla öğrenmiştim. O gün, telefonunu şarjda unutmuştu ve ekranda beliren “Canım, bu akşam seni çok özledim” mesajı dünyamı başıma yıktı. Önce inkâr ettim, sonra sorguladım, ardından da sustum. Annem hep “Aileyi ayakta tutan kadındır,” derdi. Ben de sustum, yutkundum, Baran için sabrettim. Ama o gün, Serkan telefonda bana “Ben artık başka bir hayat istiyorum,” dediğinde, içimdeki bütün duvarlar yıkıldı.
O gece uyuyamadım. Baran’ın odasına gidip başında bekledim. Onun huzurla uyuyan yüzüne bakarken kendi hayatımdaki fırtınayı düşündüm. Annemle babamın boşanmasından sonra hep güçlü olmam gerektiğine inanmıştım. Ama şimdi ben de oğluma aynı acıyı yaşatıyordum.
Ertesi sabah anneme gittim. “Anne, Serkan beni aldatıyor,” dedim. Annem önce sustu, sonra gözleri doldu. “Kızım, herkesin başına gelir,” dedi. “Ama oğlun için güçlü olmalısın.” O an annemin de yıllarca babamın ihanetine göz yumduğunu anladım. Ben de mi aynı yolu seçecektim?
Bir hafta boyunca evdeki her şey bana Serkan’ı hatırlattı: birlikte aldığımız kahve fincanları, Baran’ın doğum günü fotoğrafları, salondaki eski koltuk… Her şeyin üstüme geldiğini hissettim. Baran ise sessizleşmişti; okuldan gelince odasına kapanıyor, benimle göz göze gelmekten kaçınıyordu.
Bir akşam mutfakta ağlarken Baran kapıda belirdi: “Anne, sen ağlayınca ben de üzülüyorum.” O an kararımı verdim: Bu evde daha fazla kalamazdım. İstanbul bana dar geliyordu; geçmişimden kaçmak için yeni bir şehir lazımdı.
İzmir’de üniversiteden arkadaşım Elif yaşıyordu. Onu aradım: “Elif, bana bir oda bulabilir misin?” dedim. Elif hiç düşünmeden “Gel Zeynep, burada yeniden başlarsın,” dedi.
Baran’a taşınacağımızı söylediğimde gözleri büyüdü: “Babam ne olacak?” dedi. “Baban seni her zaman görebilir,” dedim ama içimden geçenleri ona anlatamadım. Oğlumun babasız büyümesini istemiyordum ama başka çarem yoktu.
Taşındığımız gün İstanbul yağmurluydu. Arabaya binerken annem bana sarıldı: “Kızım, güçlü ol,” dedi. Baran arka koltukta sessizce ağlıyordu. Yol boyunca ikimiz de konuşmadık; sadece birbirimizin varlığına tutunduk.
İzmir’e vardığımızda Elif bizi küçük ama sıcak bir eve götürdü. İlk gece yeni evimizde uyuyamadım; duvarlar yabancıydı, sokaklar sessizdi. Baran ise hemen alıştı; ertesi gün mahallede arkadaş buldu bile.
İzmir’de hayat daha yavaştı ama acılarımı unutmam kolay olmadı. Her sabah işe giderken aynada kendime bakıp “Bugün daha iyi olacaksın,” diyordum. Elif’in desteğiyle bir kafede çalışmaya başladım; yeni insanlarla tanıştıkça kendimi yeniden bulmaya başladım.
Ama geceleri yalnız kaldığımda Serkan’ın sesini duyar gibi oluyordum: “Zeynep, affet beni.” Affetmek kolay mıydı? Yıllarca bana yalan söylemişti; güvenimi paramparça etmişti.
Bir gün Baran okuldan üzgün döndü: “Anne, arkadaşlarım babam neden yok diye soruyor.” Ne diyeceğimi bilemedim; sadece sarıldım ona. O an anladım ki en çok Baran’ı korumam gerekiyordu.
Aylar geçti; İzmir’de yeni bir düzen kurduk. Ama Serkan’dan gelen mesajlar bitmedi: “Baran’ı görmek istiyorum.” İlk başta izin vermek istemedim ama sonra düşündüm: Oğlumun babasına ihtiyacı vardı.
Bir gün Serkan İzmir’e geldi; Baran’la buluştuğunda uzaktan onları izledim. İçimde hem öfke hem de hüzün vardı. Serkan bana yaklaşıp “Zeynep, seni hâlâ seviyorum,” dediğinde gözlerim doldu: “Geç kaldın Serkan,” dedim sadece.
Şimdi geceleri pencereden denizi izlerken düşünüyorum: Doğru mu yaptım? Hayatımı baştan kurmak kolay olmadı ama en azından artık kendim için yaşıyorum. Baran’la birlikte büyüdük; acılarımızı paylaştıkça güçlendik.
Bazen düşünüyorum: Bir kadının en büyük savaşı kendiyle midir yoksa toplumun beklentileriyle mi? Siz olsanız benim yerimde ne yapardınız?