Kendi Evimde Misafir Miyim?

“Oğlum, bir bakar mısın buraya?” Annemin sesi, mutfaktan koridora kadar yankılandı. O an, abimin eşi Elif’in gözlerindeki huzursuzluğu fark ettim. Salonda, abim Murat ve Elif oturuyordu; Elif’in kucağında yeni doğan bebekleri Defne vardı. Annem ise mutfakta telaşla çay bardaklarını tepsiye diziyordu. Ben ise kendi odamda, üniversite sınavlarına çalışmaya çalışıyordum ama evdeki gerginlik yüzünden bir türlü odaklanamıyordum.

Elif, gözlerini bana dikerek konuştu: “Ali, biliyorsun Defne daha çok küçük. Bizim odada çok gürültü oluyor, cam da yolun kenarında. Senin odan daha sakin, acaba odaları değişsek mi?”

Bir an donup kaldım. Burası benim çocukluğumdan beri yaşadığım oda; duvarlarında kendi çizdiğim resimler, kitaplığım, anılarım… “Elif abla, ben burada ders çalışıyorum. Sınavlarım da yaklaşıyor,” dedim, sesim titreyerek.

Abim hemen araya girdi: “Ali, bak Defne bebek. Biraz anlayışlı olsan? Hem sen salonda da çalışabilirsin.”

O an içimde bir öfke kabardı ama annemin bakışlarıyla sustum. Annem her zamanki gibi arabulucu olmaya çalıştı: “Çocuklar, kavga etmeyin. Ali’nin de sınavları var, Elif’in de bebeği var. Bir çözüm bulalım.”

Ama çözüm yoktu. O gece yatağımda dönüp durdum. Kendi evimde yabancı gibi hissetmeye başlamıştım. Sabah kahvaltısında Elif yine konuyu açtı: “Ali, bak dün gece Defne hiç uyumadı. Senin odanda daha rahat ederiz.”

Babam gazeteyi indirip söze karıştı: “Ali’nin de hakkı var. Ama Elif de haklı. Hepimiz aynı evdeyiz.”

O an içimde bir şeyler koptu. “Benim odamı neden hep bana sormadan konuşuyorsunuz? Ben burada büyüdüm! Sınavlarım var! Kendi odamda bile rahat edemeyecek miyim?” diye bağırdım.

Evde bir sessizlik oldu. Elif gözlerini kaçırdı, abim bana öfkeyle baktı. Annem ise gözleri dolu dolu bana baktı: “Oğlum, biraz sabret. Hepimiz zor zamanlardan geçiyoruz.”

Ama ben sabredemiyordum. Odamı kaybetmek istemiyordum. Akşam olunca abim yanıma geldi: “Bak Ali, Elif çok üzülüyor. Sen de kardeşimsin ama artık evde bir bebek var. Biraz fedakârlık yapman lazım.”

“Peki ya benim fedakârlığım? Hep ben mi vereceğim? Hiç kimse benim ne hissettiğimi sormuyor!” dedim.

Abim omzuma dokundu: “Büyüyorsun artık. Aile olmak böyle bir şey.”

O gece uyuyamadım. Kendi odamda bile huzurum yoktu. Ertesi gün Elif ve annem benim odamda bebek için yer hazırlamaya başladılar bile. Kitaplarımı kutulara koydular, duvardaki posterlerimi indirdiler. Sanki kendi hayatımdan kovuluyordum.

Bir hafta sonra artık salonda yatıyordum. Her sabah Elif’in bana suçlu gözlerle bakışını görüyordum ama hiçbir şey değişmiyordu. Abimle aramız açıldı; eskisi gibi konuşamaz olduk. Annem ise her gün arada kalmaktan yorgun düşmüştü.

Bir akşam babam yanıma geldi: “Oğlum, biliyorum zor bir dönemden geçiyorsun. Ama aile olmak bazen kendinden vermek demek.”

“Peki baba,” dedim gözlerim dolarak, “Ben kendimden verdikçe ne kalacak geriye?”

Babam sustu, cevap veremedi.

Geceleri salonda uyurken tavanı izliyorum. Kendi evimde misafir gibiyim artık. Arkadaşlarım arıyor; dışarı çıkmak istemiyorum. Üniversite sınavına hazırlanmak için kütüphaneye gitmeye başladım ama aklım hep evdeki huzursuzlukta.

Bir gün Elif yanıma geldi; gözleri dolu doluydu: “Ali, sana yük olduğumu biliyorum ama başka çarem yoktu.”

“Biliyorum Elif abla,” dedim yorgunca, “Ama bazen insan kendi evinde bile ait hissedemiyor.”

O an Elif ağlamaya başladı; ben de dayanamayıp ağladım. Annem bizi sarıldı; üçümüz de sessizce ağladık.

Aylar geçti; üniversite sınavını kazandım ama sevinemedim. Çünkü ailemdeki o eski sıcaklık yoktu artık. Herkes birbirine kırgın, herkes biraz eksik.

Şimdi geriye dönüp bakınca düşünüyorum: Aile olmak gerçekten fedakârlık mı demek? Yoksa herkesin biraz daha anlayışlı olması mı gerekirdi? Siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi alanınızı korumak için savaşır mıydınız, yoksa sessizce çekilir miydiniz?