İnancın Gücüyle Küllerimden Doğmak: Bir Evlilik Krizinin Ardından

“Bunu gerçekten mi söyledin, Serkan?” diye bağırdım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken. O an mutfağın ortasında, gecenin bir yarısı, hayatımın en büyük kırılma anını yaşadığımı biliyordum. Serkan’ın gözleri öfkeyle parlıyordu, ama arkasında yorgunluk ve çaresizlik de vardı. “Ne yapmamı bekliyorsun, Elif? Her şey üstüme üstüme geliyor!” dedi, sesi titreyerek. O an içimde bir şeyler koptu. On iki yıllık evliliğimizin, iki çocuğumuzun ve birlikte kurduğumuz tüm hayallerin bir anda yerle bir olduğunu hissettim.

O gece uyuyamadım. Salondaki koltukta oturup sabaha kadar dua ettim. Ellerimi açıp Allah’a yalvardım: “Allah’ım, bana sabır ver. Ne yapmam gerektiğini göster.” Annemden öğrendiğim duaları tekrarladım, gözlerim kapalı, içimde fırtınalar koparken. Sabah ezanı okunurken içimde hafif bir huzur hissettim ama sorunlarımın büyüklüğü hâlâ omuzlarımdaydı.

Serkan işe gittiğinde annemi aradım. “Anne, ben çok yoruldum. Bazen her şeyi bırakıp gitmek istiyorum,” dedim. Annem derin bir iç çekti: “Kızım, evlilik kolay değil. Biz de babanla çok şey yaşadık. Ama sabretmek lazım. Çocuklarınız var, onları düşün.” Annemin sözleriyle hem teselli buldum hem de üzerimdeki yük daha da ağırlaştı. Çünkü toplumda kadın olarak evliliği sürdürmek için hep daha fazla fedakârlık yapmamız bekleniyordu.

O gün çocukları okula bırakırken komşum Ayşe abla beni gördü. Gözlerimin şiş olduğunu fark etti. “Hayırdır Elif, iyi misin?” diye sordu. Bir an dayanamadım, her şeyi anlattım. Ayşe abla başını salladı: “Bak kızım, erkekler bazen böyle olur. Ama sen güçlü olmalısın. Allah’a sığın, dua et. Ama kendini de ezdirme.” Onun bu sözleri kafamı karıştırdı. Güçlü olmak ne demekti? Susmak mıydı, yoksa sesimi yükseltmek mi?

Akşam Serkan eve geldiğinde aramızda buz gibi bir hava vardı. Çocuklar odalarında oynarken biz salonda sessizce oturduk. Bir süre sonra Serkan başını eğdi: “Elif, ben de çok yorgunum. İşte her şey üst üste geldi. Sana bağırmak istemedim.” O an gözlerim doldu ama bu sefer ağlamadım. “Biliyorum Serkan, ama ben de yalnız hissediyorum. Sanki bu evde sadece anne ve eş olarak varım, Elif olarak yokum,” dedim.

O gece uzun uzun konuştuk. İlk defa birbirimize gerçekten içimizi döktük. Serkan’ın iş yerinde yaşadığı baskıları, benim evde hissettiğim yalnızlığı anlattık birbirimize. Ama sorunlarımız konuşmakla bitmedi tabii ki. Ertesi gün yine tartıştık; bu sefer çocuklar da ağladı. O an kendime kızdım: “Ben ne yapıyorum? Çocuklarımı bu kavgaların ortasında büyütmek istemiyorum.”

Bir hafta boyunca her gece dua ettim. Bazen Kur’an okudum, bazen sadece sessizce Allah’a içimi döktüm. Bir gece rüyamda annemi gördüm; bana sarılıyordu ve “Sabret kızım, Allah büyük,” diyordu. Sabah uyandığımda içimde garip bir güç hissettim.

O gün Serkan’la bir karar aldık: Birlikte aile danışmanına gidecektik. Bu kararı ailemize söylediğimizde annem önce karşı çıktı: “Aman kızım, yabancıya derdini anlatılır mı?” dedi. Ama ben kararlıydım; çünkü artık kendi mutluluğum için de bir şeyler yapmak istiyordum.

Danışmanla ilk görüşmemizde ikimiz de çok zorlandık; utandık, çekindik. Ama zamanla konuşmak kolaylaştı. Danışmanımız bize birbirimizi dinlemeyi, öfkemizi kontrol etmeyi ve en önemlisi affetmeyi öğretti.

Bir gün danışmandan çıkınca Serkan bana döndü: “Elif, ben seni gerçekten kaybetmekten korktum,” dedi. O an gözyaşlarımı tutamadım; çünkü ben de aynı korkuyu yaşıyordum haftalardır.

Ailemiz yavaş yavaş toparlanmaya başladı ama bu süreçte toplumun baskısını da iliklerime kadar hissettim. Komşuların fısıltıları, akrabaların “Ne oldu bunlara?” bakışları… Herkesin bir fikri vardı ama kimse bizim yaşadıklarımızı bilmiyordu.

Bir gün çocuklar okuldan döndüğünde küçük kızım Zeynep bana sarıldı: “Anneciğim, artık kavga etmeyin olur mu?” dedi. O an içim parçalandı; çocuklarımın gözünde güçlü bir anne olmak istiyordum ama bazen ne kadar zayıf olduğumu hissediyordum.

Aylar geçti; Serkan’la ilişkimizde inişler çıkışlar oldu ama artık birbirimize daha çok destek oluyorduk. Ben de kendime vakit ayırmaya başladım; kitap okudum, yürüyüşe çıktım, camideki kadın mevlitlerine katıldım. Her seferinde dua ettim: “Allah’ım bana güç ver.”

Bir gün annem bana geldi ve sessizce elimi tuttu: “Kızım, seninle gurur duyuyorum,” dedi. O an gözlerim doldu; çünkü ilk defa annemden böyle bir cümle duymuştum.

Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Evlilik sadece iki kişinin değil, bütün ailenin ve hatta toplumun sınandığı bir yolculukmuş. Ben bu yolculukta en çok inancımdan güç aldım; dua ettikçe içimdeki korkular azaldı, umutlar çoğaldı.

Bazen düşünüyorum: Eğer o gece sabaha kadar dua etmeseydim, Allah’a sığınmasaydım ne olurdu? Affetmek mi daha zor yoksa vazgeçmek mi? Siz olsanız ne yapardınız?