Sadece Doğum Günlerinde Hediye: Annemle Hesaplaşmam

“Bak, anne, bundan sonra senden tek beklentin doğum gününde benden bir hediye almak olsun. Başka hiçbir şey bekleme, çünkü bende fazlası yok.”

Bu cümleyi kurarken ellerim titriyordu. Annemin yüzündeki şaşkınlık ve kırgınlık karışımı ifadeyi asla unutamam. O an, yıllardır içimde biriken her şeyin dışarı taştığı andı. Belki de ilk kez, ona karşı gerçekten dürüsttüm.

Benim adım Zeynep. İstanbul’un kalabalık ve gri apartmanlarından birinde, çocukluğumun çoğunu dedemlerin evinde geçirdim. Annem, Sema Hanım, bana göre hep bir yabancıydı. Babam ise iş seyahatlerinden başını kaldıramazdı; zaten üç yaşımdayken boşanmışlardı. Annem ise kendi dünyasında, kendi hayatında bir figürandı. Benim hayatımda ise çoğu zaman yoktu.

İlkokula başladığımda annemle aynı evde yaşıyorduk ama sanki iki yabancı gibiydik. Sabahları beni okula götüren dedemdi. Akşamları ise eve döndüğümde annemi çoğu zaman göremezdim; ya işte olurdu ya da arkadaşlarıyla dışarıda. Evde olduğunda da odasına kapanır, telefonuyla uğraşırdı. Bir keresinde ona, “Anne, bugün okulda resim yarışmasında birinci oldum,” demiştim. Kafasını kaldırıp sadece “Aferin,” dedi ve tekrar telefonuna döndü. O an içimde bir şeyler kırıldı.

Beni büyüten aslında annem değil, babaannem ve dedemdi. Onların sıcaklığıyla, ilgisiyle büyüdüm. Annemin bana ayırdığı tek özel zamanlar, doğum günlerimdi. O günlerde bana pahalı hediyeler alır, güzel bir restoranda yemek yedirirdi. Sonra yine kendi hayatına dönerdi.

Bir gün okuldan eve döndüğümde evde yeni bir kadın vardı: Gülten Abla. Annem onu bana “bakıcı” olarak tanıttı. “Artık seninle daha çok ilgilenecek biri var,” dedi. Oysa ben annemin ilgisini istiyordum, başkasının değil.

Yıllar geçti, ben büyüdüm ama içimdeki boşluk hiç dolmadı. Lise yıllarında annemle aramızdaki mesafe daha da arttı. Arkadaşlarım anneleriyle alışverişe giderken ben yalnız başıma dolaşırdım. Bir gün anneme, “Neden hiç birlikte vakit geçirmiyoruz?” diye sordum. Yüzüme baktı ve “Zeynep, ben de çalışmak zorundayım. Herkesin hayatı farklı,” dedi. O an anladım ki, onun için ben sadece bir sorumluluktum.

Üniversiteye başladığımda başka bir şehirde okumak istedim; uzaklaşmak istedim ondan ve o evden. Ankara’da bir üniversite kazandım ve İstanbul’dan ayrıldım. İlk defa özgür hissettim kendimi ama yine de içimde anneme dair bir özlem vardı. Belki de hâlâ onun sevgisini kazanabileceğimi umuyordum.

Bir gün Ankara’da yurtta otururken telefonum çaldı. Annem arıyordu. Heyecanlandım; belki ilk defa bana gerçekten ihtiyacı vardı ya da beni özlemişti. Telefonda bana yeni aldığı arabadan bahsetti, işindeki terfiden söz etti ve sonra laf arasında “Doğum günün yaklaşıyor, ne istersin?” diye sordu. O an içimdeki tüm umutlar söndü.

Yıllar böyle geçti. Ben mezun oldum, iş buldum, kendi ayaklarım üzerinde durmaya başladım. Annem ise hâlâ aynıydı; hayatında ben yoktum ama doğum günlerimde bana pahalı hediyeler göndermeye devam ediyordu.

Geçen yıl babaanemi kaybettik. Cenazede annemle yan yana oturduk ama aramızda kilometrelerce mesafe var gibiydi. O gün dedemin elini tutup ağlarken anneme baktım; gözleri kupkuruydu. Sanki hiçbir şey hissetmiyordu.

Bir akşam eve döndüğümde annem salonda oturuyordu. Yüzünde yorgun bir ifade vardı. “Zeynep,” dedi sessizce, “Seninle konuşmak istiyorum.”

İçimde bir öfke kabardı ama belli etmedim. “Buyur anne,” dedim soğukça.

“Biliyorum, sana iyi bir anne olamadım,” dedi titrek bir sesle. “Ama elimden geleni yaptım.”

O an patladım: “Elinden gelen bu muydu? Beni başkalarına emanet etmek mi? Sadece doğum günlerimde hatırlamak mı? Hiçbir zaman yanımda olmadın anne!”

Gözleri doldu ama ağlamadı. “Ben de gençtim Zeynep, hayatın yükünü tek başıma taşımak zorundaydım,” dedi.

“Ben de çocuktum anne! Senin sevgine muhtaçtım!” diye bağırdım.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. İçimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı. Sabah olduğunda annemin odasına gittim ve ona o cümleyi söyledim:

“Bundan sonra senden tek beklentin doğum gününde benden bir hediye almak olsun.”

O günden sonra aramızdaki ilişki tamamen değişti. Artık ona karşı hiçbir beklentim yoktu; o da benden beklemesin istedim.

Şimdi bazen düşünüyorum: Bir anneyle çocuk arasındaki bağ koparsa, onu tekrar kurmak mümkün mü? Yoksa bazı yaralar asla iyileşmez mi?

Sizce ben çok mu acımasız davrandım? Yoksa herkes kendi yarasını sarmak zorunda mı?