Bir Anda Evli: Zeynep’in Sırrı
“Zeynep! Kalk kızım, kalk! Bugün her şey değişiyor!” Annemin titreyen sesiyle gözlerimi açtım. O sabah, güneşin ilk ışıkları bile odamı aydınlatamıyordu; içimdeki karanlık çok daha derindi. Annem ağlıyordu, babam ise mutfakta sinirli adımlarla volta atıyordu. Ne olduğunu anlamadan, üzerime eski bir elbise geçirdim. Kapının önünde bekleyen komşu kadınların fısıltıları, mahalledeki dedikoduların çoktan başladığını gösteriyordu.
“Anne, ne oluyor? Neden herkes burada?” diye sordum. Annem gözlerini kaçırdı, sesi titriyordu: “Kızım, mecburuz… Baban karar verdi. Mahallede adımız çıkacak yoksa.”
O an anladım ki, hayatım bana ait değildi. Bir gece önce, kuzenim Esra’nın nişanında, mahalleli beni bir çocukla konuşurken görmüş. O çocuk, sadece eski bir okul arkadaşımdı. Ama mahallede bir kızın bir erkekle gülerek konuşması bile olay olurdu. Babamın onuru kırılmıştı; annem ise korkudan ne yapacağını bilemiyordu.
Babam kapının önünde bekleyen adamı gösterdi: “Bu, Mehmet. Bundan sonra kocan olacak.” Mehmet’i ilk defa o gün gördüm. Yüzünde mahcup bir ifade vardı ama gözleri benden kaçıyordu. O da bu evliliği istemiyordu, belliydi. Ama ailesiyle bizimkiler anlaşmıştı bir kere; söz ağızdan çıkmıştı.
O an içimde bir şeyler koptu. Hayallerim vardı benim: İstanbul’da üniversite okumak, gazeteci olmak istiyordum. Ama şimdi, 19 yaşında, hiç tanımadığım bir adamın karısı olacaktım. Annem elimi tuttu: “Kızım, başka çaremiz yok. Baban çok sinirli. Mahallede adımız çıkarsa kimse yüzümüze bakmaz.”
Düğün hazırlıkları bir günde yapıldı. Komşular altınlarını getirdi, kadınlar mutfakta börek açtı. Ben ise odamda sessizce ağladım. Esra geldi yanıma: “Zeynep, belki de iyi olur… Mehmet iyi çocuktur.”
“Ben istemiyorum Esra! Kimse bana sormadı bile!” diye bağırdım. Ama sesimi kimse duymadı.
O gece, düğün salonunda herkes oynarken ben donuk gözlerle etrafı izliyordum. Mehmet yanıma yaklaştı: “Zeynep… Ben de istemedim böyle olmasını. Ama ailem… Biliyorsun işte.”
Başımı eğdim. O da benim kadar çaresizdi.
Evliliğimizin ilk günleri sessizlikle geçti. Aynı evde iki yabancı gibiydik. Mehmet işe gidiyor, ben ise evde annesiyle oturuyordum. Kayınvalidem her fırsatta laf sokuyordu: “Bizim zamanımızda kızlar böyle başına buyruk olmazdı.”
Bir gün annemi aradım: “Anne, ben burada çok mutsuzum. Ne olur gel al beni.”
Annem ağladı: “Kızım, baban asla izin vermez. Sabret… Belki zamanla alışırsın.”
Her gece yastığa başımı koyduğumda içimden bağırmak geliyordu: “Benim hayatım bu olmamalıydı!”
Bir gün Mehmet eve erken geldi. Yorgun ve üzgündü. Oturup bana baktı: “Zeynep, sen de mutsuzsun biliyorum. Ama ne yapabiliriz ki? Kaçsak mı buradan?”
Şaşırdım: “Nereye gideceğiz? Paramız yok, ailelerimiz peşimize düşer.”
Mehmet başını ellerinin arasına aldı: “Ben de bilmiyorum… Ama böyle yaşanmaz.”
O günden sonra aramızda bir dostluk oluştu. Birbirimize destek olmaya başladık. Ben gizlice üniversite sınavına hazırlandım; Mehmet ise işten arta kalan zamanlarda bana kitaplar getirdi.
Bir gün kayınvalidem beni odasında yakaladı: “Sen hâlâ ders mi çalışıyorsun? Evli kadın ders mi çalışır? Git yemek yap!”
Gözlerim doldu ama susmadım: “Ben okumak istiyorum! Hayatımı böyle geçirmek istemiyorum!”
O an kayınvalidem bana tokat attı. İlk defa o kadar küçük hissettim kendimi.
Mehmet akşam eve gelince gözümdeki morluğu gördü: “Kim yaptı bunu?”
Ağlayarak anlattım her şeyi. Mehmet annesine bağırdı: “Bir daha Zeynep’e dokunursan bu evde durmam!”
O gece ilk defa kendimi yalnız hissetmedim.
Aylar geçti. Üniversite sınavını kazandım; İstanbul’da gazetecilik okuyacaktım! Mehmet’le konuştuk: “Beraber gidelim mi? Yeni bir hayat kuralım mı?”
Ailelerimiz karşı çıktı ama biz dinlemedik. İstanbul’a taşındık; küçük bir ev tuttuk. Zor günler geçirdik ama özgürdük artık.
Şimdi üniversitede okuyorum; Mehmet ise çalışıyor ve bana destek oluyor. Bazen geçmişi düşündüğümde hâlâ içim acıyor ama artık kendi hayatımı yaşıyorum.
Peki siz olsaydınız ne yapardınız? Aile baskısına boyun eğer miydiniz yoksa kendi yolunuzu mu seçerdiniz?