Hayallerimin Adamı İçin Yıkılan Hayatım: Bir Aşkın Bedeli
“Bunu bana nasıl yaparsın, Selim?!” diye bağırdı Gülşah, gözyaşları içinde. O an, mutfağın köşesinde saklanmış gibi duran ben, nefesimi tutmuş, ne yapacağımı bilemeden titriyordum. Selim’in karısıydı Gülşah. O gece, her şey ortaya çıkmıştı. Yıllardır içimde büyüttüğüm yasak aşk, bir anda herkesin diline düşmüştü.
Ben Elif. Küçük bir Anadolu kasabasında doğdum, büyüdüm. Hayatım boyunca sıradan bir hayatım oldu; annem öğretmen, babam emekli memur. Hep uslu bir kızdım, kimseyi üzmemeye çalıştım. Ama Selim’i ilk gördüğümde, üniversitenin o eski amfisinde, içimde bir şeyler koptu. O zamanlar Selim’in bana bakacağını hiç düşünmemiştim. O popülerdi, yakışıklıydı, herkes ona hayrandı. Ben ise sıradan bir kızdım; gözlüklerim, kitaplarım ve sessizliğimle var oluyordum.
Yıllar geçti. Mezun olduk, herkes kendi yoluna gitti. Ben kasabaya döndüm; annem hastaydı, ona bakmam gerekiyordu. Selim ise İstanbul’da iş bulmuş, evlenmişti. Sosyal medyada arada bir karşıma çıkardı fotoğrafları; yanında güzel bir kadın ve küçük bir çocuk… İçim sızlardı ama hayat devam ediyordu.
Bir gün, kasabamızda yeni bir fabrika açıldı ve Selim’in orada çalışmaya başladığını duydum. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Onu yıllar sonra tekrar görmek… O ilk karşılaşmamızda elim ayağım titredi. Selim değişmişti; gözlerinin altında yorgunluk izleri vardı ama gülüşü hâlâ aynıydı.
“Merhaba Elif,” dedi, sesi yumuşak ve tanıdıktı. “Yıllar sonra seni görmek güzel.”
O günden sonra sık sık görüşmeye başladık. Önce tesadüflerle başlayan buluşmalarımız, zamanla kasabanın dedikodusuna dönüştü. Herkesin dilindeydik ama umursamıyordum. Selim’le konuşmak, ona dokunmak… Hayatımda ilk defa bu kadar canlı hissediyordum.
Bir gece, yağmur yağıyordu. Selim arabasında oturuyordu, ben de yanındaydım. “Elif,” dedi, “Ben Gülşah’la artık mutlu değilim. Senin yanında kendimi yeniden buluyorum.” O an gözlerim doldu. Hayatım boyunca beklediğim cümleydi bu.
Ama gerçekler acıydı. Selim’in bir ailesi vardı; küçük bir kızı… Vicdanım sızlıyordu ama aşk ağır basıyordu. Bir süre sonra Selim kararını verdi: “Boşanacağım,” dedi bana. “Seninle yeni bir hayata başlamak istiyorum.”
O gün geldiğinde kasaba ayağa kalktı. Gülşah’ın çığlıkları hâlâ kulaklarımda çınlıyor: “Senin yüzünden mi?!” Bana bakışındaki nefret ve çaresizlik… O an ilk defa ne yaptığımın farkına vardım.
Selim’in boşanması kolay olmadı. Ailesi ona sırt çevirdi, kasabada insanlar arkamızdan konuşmaya başladı. Annem bile bana küstü; “Bunu bize nasıl yaparsın Elif?” dedi gözleri dolu dolu. Babam ise sessizliğe gömüldü; akşam yemeklerinde kimse konuşmaz oldu.
Selim’le birlikte yeni bir eve taşındık ama mutluluk sandığım şey kısa sürdü. Selim işini kaybetti; kasabada kimse ona iş vermek istemiyordu artık. Geceleri kavga etmeye başladık; o eski romantik adam gitmişti sanki.
Bir gün Selim eve sarhoş geldi; “Senin yüzünden her şeyimi kaybettim!” diye bağırdı bana. O an içimde bir şeyler kırıldı. Ben de her şeyimi kaybetmiştim aslında: ailemi, dostlarımı, huzurumu…
Kasabada insanlar bana selam vermemeye başladı. Markete gittiğimde fısıldaşıyorlardı; “O kadın işte…” Annem hastalandı, hastaneye kaldırıldı ama ben yanına gidemiyordum; “Kızımı görmek istemiyorum,” demişti hemşireye.
Bir gece yalnız başıma otururken eski günleri düşündüm; üniversitedeki o saf aşkı… Şimdi ise elimde sadece pişmanlık vardı. Selim’le aramızda soğuk bir duvar örülmüştü; birbirimize yabancılaşmıştık.
Bir sabah Selim evi terk etti; hiçbir şey söylemeden gitti. Sonra duydum ki eski karısına dönmüş, kızıyla vakit geçiriyormuş. Ben ise yalnız kalmıştım; ne ailem vardı ne de sevdiğim adam.
Şimdi pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: Bir aşk için her şey feda edilir mi? Mutluluğun bedeli bu kadar ağır mı olmalıydı? Siz olsaydınız benim yerimde ne yapardınız?