Görünmeyen Sınırlar: Bir Apartman Dairesinde Sıkışıp Kalan Hayatım

“Yeter artık Ayten Hanım! Lütfen kapımı bir daha çalmayın!” diye bağırdığımda, sesim apartmanın koridorunda yankılandı. Ellerim titriyordu. Kapının aralığından bana küçümseyici bir bakış fırlatan Ayten Hanım, “Senin yaşında bir kız biraz daha saygılı olmalı!” dedi ve arkasını dönüp gitti. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Bu ev, bu apartman, bana ait olan tek yerdi. Ama artık burada bile huzur bulamıyordum.

Her şey geçen kış başladı. Annemle babam boşandıktan sonra, üniversiteyi bitirip İstanbul’da tek başıma yaşamaya karar verdim. Küçük bir apartman dairesi buldum; eski ama sıcak bir yerdi. İlk başta komşularla pek muhatap olmamıştım. Ama Ayten Hanım, taşındığımın ikinci günü kapımı çalıp, “Kızım, hoş geldin. Biz burada aile gibiyizdir,” demişti. O zamanlar bu sözler bana güven vermişti. Meğer o ‘aile’ lafı, kendi kurallarına uymamı beklediği anlamına geliyormuş.

İlk sorun, bir pazar sabahı kahvaltı için müzik açmamla başladı. Saat daha ondu. Birden kapıma öyle bir vurdu ki, deprem oldu sandım. “Bu saatte müzik mi açılır? İnsanlar uyuyor!” dedi. Özür diledim, sesi kıstım. Ama o günden sonra her hareketim gözetlenir oldu. Çamaşır makinesini gece çalıştırmamdan, misafir ağırlamama kadar her şeye karışıyordu.

Bir akşam işten yorgun argın dönmüştüm. Kapının önünde annemle telefonda konuşuyordum. Annem, “Kızım, komşularla iyi geçinmeye çalış,” dediğinde içimden ağlamak geldi. “Anne, ben elimden geleni yapıyorum ama Ayten Hanım beni rahat bırakmıyor,” dedim. Annem ise, “Belki de sen fazla alıngansındır,” diyerek konuyu kapattı. Babam ise zaten yeni hayatına öyle dalmıştı ki, beni arayıp sormaz olmuştu.

Bir gün işten geç çıktım, markete uğrayıp eve geldim. Kapının önünde Ayten Hanım beni bekliyordu. “Senin posta kutuna yanlışlıkla benim faturam gelmiş,” dedi ve faturayı uzattı. Teşekkür ettim ama yüzündeki ifadeden huzursuz oldum. O akşam çöpü atarken yine karşılaştık. “Kızım, bu apartmanda herkes birbirini gözetir. Sen de biraz daha dikkatli ol,” dedi. Sanki bana gözdağı veriyordu.

Bir süre sonra apartmanda dedikodular başladı. Ayten Hanım’ın bana dair anlattığı şeyler kulağıma geliyordu: “Gece geç saatlere kadar eve erkek arkadaş getiriyormuş…”, “Çok gürültü yapıyormuş…” Oysa ben yalnız yaşıyordum ve en fazla iki üç arkadaşımı davet ediyordum. Bir gün posta kutuma isimsiz bir not bırakılmıştı: “Apartmanımızın huzurunu bozma!” Okuduğumda ellerim buz kesti.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi evimde yabancı gibi hissediyordum artık. Sabah işe gitmek için çıktığımda apartman görevlisi Mehmet Abi’ye rastladım. “Elif kızım, canını sıkma. Ayten Hanım herkese böyle davranır,” dedi ama bu sözler beni rahatlatmadı.

Bir akşam annemle telefonda tartıştık. “Anne, ben burada yalnızım! Kimseye derdimi anlatamıyorum,” dedim gözyaşları içinde. Annem ise, “Herkesin komşusuyla sorunu olur Elif’ciğim, büyütme,” dedi ve telefonu kapattı. O an anladım ki ailemden de destek beklememeliydim.

Ayten Hanım’ın baskısı arttıkça ben de içine kapanmaya başladım. İş yerinde dalgınlaştım, arkadaşlarım aradığında buluşmak istemedim. Bir gün iş çıkışı eve dönerken apartmanın önünde iki kadın beni göstererek fısıldaşıyordu. İçeri girerken biri bana soğuk bir şekilde baktı ve başını çevirdi.

Bir gece, saat on bir sularında kapıma polis geldi. “Apartmandan gürültü şikayeti var,” dediler şaşkınlıkla. Oysa evde tek başımaydım ve kitap okuyordum! Polisler gittikten sonra sinir krizi geçirdim; duvara yumruk attım, ellerim acıdı.

Ertesi gün Ayten Hanım’la karşılaştığımda yüzüme bakmadan geçti ama arkasından mırıldandığını duydum: “Gençler işte… Disiplin yok.” O an dayanamadım: “Siz bana neden böyle davranıyorsunuz?” diye sordum. Döndü ve soğuk bir ifadeyle, “Burası benim düzenimle yürür,” dedi.

Bir akşam babam aradı; yeni eşiyle tatile çıkacaklarını söyledi. “Sen nasılsın?” diye sorduğunda sesim titredi: “İyi değilim baba… Burada kimsem yok.” Babam ise konuyu değiştirdi; bana yeni işinden bahsetti.

O gece aynada kendime baktım; gözlerim şişmişti ağlamaktan. Kendi evimde yabancıydım artık; ne ailem ne komşularım yanımdaydı. Sadece Mehmet Abi bazen halimi soruyordu ama onun da elinden bir şey gelmiyordu.

Bir sabah işe gitmek için çıktığımda apartmanın girişinde Ayten Hanım’ın başka bir komşuyla benim hakkımda konuştuğunu duydum: “Gençler saygısız oldu artık.” O an dayanamadım; gözüm döndü ve bağırdım: “Ben kimseye zarar vermiyorum! Sadece huzur istiyorum!” Herkes sustu; bana tuhaf tuhaf baktılar.

O günden sonra apartmanda iyice yalnızlaştım. Kimse selam vermedi; markette bile insanlar yüzlerini çevirdi. İş yerinde de performansım düştü; müdürüm uyardı: “Elif Hanım, son zamanlarda çok dalgınsınız.”

Bir akşam eve dönerken apartmanın önünde ağladığımı fark ettim; gözyaşlarımı saklayamadım artık. Mehmet Abi yanıma geldi: “Kızım, bazen insanlar kötü olur ama sen kendini bırakma,” dedi.

O gece ilk defa düşündüm: Belki de gitmeliyim bu evden… Ama neden ben gitmek zorundaydım? Neden kimse bana sahip çıkmıyordu? Kendi evimde bile huzur bulamıyorsam, başka nerede bulabilirdim?

Şimdi bu satırları yazarken hâlâ cevabını bulamadığım bir soru var: İnsan kendi evinde bile yalnız kalıyorsa, gerçek yuva neresidir? Siz hiç kendi evinizde yabancı gibi hissettiniz mi?