Suçun Gölgesinde: Ahmet ve Murat’ın Anadolu Köyündeki Yazı
“Baba, yemin ederim ben yapmadım!” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken. Annem mutfak kapısında ellerini önünde kenetlemiş, sessizce ağlıyordu. Babam ise, alnındaki damarlar belirginleşmiş, öfkeyle bana bakıyordu. O an, çocukluğumun geçtiği bu Anadolu köyünde, evimizin salonunda, hayatımın en uzun dakikalarını yaşıyordum.
Her şey, Murat’la göle balık tutmaya gittiğimiz o cumartesi sabahı başladı. Murat benim en yakın arkadaşım, komşumuzun oğlu. Onunla çocukluğumuzdan beri ayrılmaz bir ikiliydik. O gün gölde oltalarımızı attık, güneşin altında hayaller kurduk. “Ahmet,” dedi Murat, “bu yaz İstanbul’a gitsek mi? Belki iş buluruz.” Gülümsedim; İstanbul uzak bir hayaldi bizim için.
Akşam eve döndüğümüzde köyde bir telaş vardı. Komşumuz Zeynep Teyze’nin evinden hırsızlık olmuştu. Herkes birbirine şüpheyle bakıyordu. Babam eve girer girmez, “Ahmet, bugün neredeydin?” diye sordu. “Murat’laydım gölde,” dedim. Ama Murat’ın babası Hasan Amca, oğlunun öğleden sonra eve erken döndüğünü söylemişti. O an içimde bir şeyler koptu; Murat bana yalan mı söylemişti?
O gece uyuyamadım. Annem yanıma geldi, saçımı okşadı. “Oğlum, bana her şeyi anlatabilirsin,” dedi fısıltıyla. Ama anlatacak bir şeyim yoktu; ben suçsuzdum. Ertesi gün köy kahvesinde dedikodular başladı: “Ahmet’le Murat’ı gölde gören olmamış.” “Zeynep Teyze’nin altınları kayıp, kim bilir kim aldı?” Herkes birbirine şüpheyle bakıyordu.
Bir hafta boyunca köyde huzur kalmadı. Babam bana güvenmiyordu artık; gözlerinde sürekli bir sorgulama vardı. Annem ise arada kalmıştı; bana inanmak istiyor ama babamın baskısı altında eziliyordu. Murat’la konuşmak istedim ama o benden kaçıyordu. Bir gün cesaretimi topladım, onun evinin önünde bekledim. Kapıdan çıktığında göz göze geldik.
“Murat, ne oluyor? Neden bana yalan söyledin?” dedim titreyen bir sesle.
Başını öne eğdi, “Ben… Ben korktum Ahmet,” dedi. “Babam bana kızar diye erken döndüm dedim. Ama ben de hırsız değilim!”
İçimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. “Peki neden birlikte olduğumuzu söylemedin? Şimdi herkes bana bakıyor!”
Murat gözyaşlarını tutamadı. “Bilmiyorum… Herkes birbirine düşman oldu.”
Köydeki huzur tamamen bozulmuştu. Komşular birbirine selam vermez oldu. Babam her akşam eve geç geliyor, annemle kavga ediyordu. Bir gece babam masaya yumruğunu vurdu: “Bu evde doğruyu söylemeyen biri var!” Annem ağladı, ben ise sessizce odama çekildim.
Bir sabah Zeynep Teyze’nin oğlu Mehmet köy meydanında bağırarak koştu: “Altınlar bulundu! Tavuk kümesinin arkasındaymış!” Herkes meydanda toplandı. Meğer Zeynep Teyze’nin torunu altınları oyun oynarken saklamış.
Bir an için herkes rahatladı ama içimdeki yara kapanmadı. Babam bana dönüp bakamadı bile; annem ise sarılıp ağladı. Murat’la aramızdaki dostluk eski haline dönmedi. Köydeki insanlar ise bu olaydan sonra daha da mesafeli oldu.
O günlerden sonra hayatımız eskisi gibi olmadı. Babamla aramızda görünmez bir duvar oluştu; güven duygusu bir kere sarsılınca kolay kolay onarılmıyor. Annem ise hâlâ her akşam sofrada sessizce dua ediyor; belki de ailemizin yeniden bir araya gelmesi için.
Bazen geceleri gökyüzüne bakıp kendi kendime soruyorum: Bir suçun gölgesi bu kadar uzun sürmeli miydi? Sevdiklerimizi gerçekten tanıyor muyuz, yoksa sadece görmek istediğimizi mi görüyoruz? Sizce güven bir kere kırıldı mı, tekrar inşa edilebilir mi?