Kalbim Affetmiyor: Bir Annenin Sessiz Çığlığı

“Yeter artık!” diye bağırdım, elimdeki spatulayı tezgâha fırlatarak. O an, mutfağı saran kotlet kokusu bile midemi bulandırıyordu. Emir’in ağlaması, duvarları delip geçen bir siren gibi kulaklarımda çınladı. Koşarak yanına gittim; minicik elleri havada, gözleri yaş içinde bana bakıyordu. “Anneciğim, ne oldu sana?” dedim, ama bu soruyu aslında kendime soruyordum.

O sabah, her zamanki gibi uykusuzdum. Geceden kalan bulaşıklar, yıkanması gereken çamaşırlar ve bitmek bilmeyen bir yalnızlık… Eşim Serkan yine sabah erkenden çıkmış, arkasında bir not bile bırakmamıştı. Annem aramıştı sabah: “Kızım, bak kendine, çocukla başa çıkamazsın tek başına.” Sanki ben istemişim gibi bu hayatı. Sanki ben seçmişim gibi bu yalnızlığı.

Emir’i kucağıma aldım, o minik bedeniyle bana tutunmaya çalışıyordu. Bir an için içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. “Ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım?” dedim kendi kendime. Serkan’la evlendiğimizde her şey çok güzeldi; ailelerimiz bir araya gelmiş, herkes mutluluğumuza ortak olmuştu. Ama Emir doğduktan sonra her şey değişti. Serkan işten yorgun geliyorum diye bana yaklaşmaz oldu. Annem ise sürekli “Kadın dediğin sabreder,” diyordu. Ama ben sabredemiyordum artık.

Bir akşam Serkan eve geldiğinde ona dayanamayıp sordum: “Beni hiç düşünüyor musun? Ben de insanım, ben de yoruluyorum!” O ise televizyonun sesini açıp omuz silkti: “Abartma Zeynep, herkesin çocuğu var.” O an içimde bir şeyler koptu. O gece Emir’i uyuttuktan sonra balkona çıktım, soğuk havada derin derin nefes aldım. Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Ben nereye aitim?” diye sordum kendime.

Günler geçtikçe içimdeki boşluk büyüdü. Annem her aradığında “Bak kızım, yuvanı bozma,” diyordu. Ama benim yuvam çoktan dağılmıştı; sadece kimse görmüyordu. Komşular bile fısıldaşıyordu: “Zeynep iyice içine kapandı.” Kimse bilmiyordu ki geceleri Emir’in başında oturup sessizce ağladığımı.

Bir gün annem ziyarete geldi. Masada otururken bana dikkatlice baktı: “Kızım, yüzün solmuş. Bir doktora git istersen.” Gülümsedim; ama o gülümsemenin ardında koca bir boşluk vardı. “İyiyim anne,” dedim, ama iyi değildim.

O gece Serkan eve geç geldi. Yine sessizdi, yine uzak… Dayanamadım: “Serkan, ben böyle yapamıyorum artık! Yardım et bana!” dedim. O ise gözlerini kaçırdı: “Ne yapabilirim ki? Herkesin derdi var.”

O an kararımı verdim. Sabah olduğunda Emir’i giydirdim, küçük bir çanta hazırladım ve evden çıktım. Annemin evine gitmek istedim ama biliyordum ki orada da huzur bulamayacaktım; çünkü annem de beni anlamayacaktı. Otobüs durağında beklerken içimde bir korku vardı ama aynı zamanda bir özgürlük hissi de… Emir kucağımda uyuyakalmıştı; ben ise gözyaşlarımı tutamıyordum.

Bir süreliğine bir arkadaşımda kaldım. O da yeni boşanmıştı; bana sarıldı: “Zeynep, yalnız değilsin,” dedi. Ama toplumun bakışları peşimdeydi; komşuların fısıltıları, ailemin baskısı… Herkes bana “anne” olmamı hatırlatıyordu ama kimse “kadın” olduğumu görmüyordu.

Serkan aradı birkaç gün sonra: “Neredesiniz? Dön evine!” dedi öfkeyle. Sustum. Annem aradı: “Kızım, ne yapıyorsun sen? Çocuğun babasız mı büyüyecek?”

Ama kimse bana sormadı: “Sen nasılsın?”

Geceleri Emir’i uyuturken ona masallar anlatıyordum ama kendi masalım çoktan kabusa dönmüştü. Bir gün aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmış, saçlarım dağılmıştı. Ama ilk defa kendimi güçlü hissettim; çünkü ilk defa kendi kararımı vermiştim.

Aylar geçti… Serkan’la boşandık. Annem uzun süre konuşmadı benimle; komşular ise hâlâ arkamdan konuşuyordu. Ama ben artık korkmuyordum. Emir büyüdü; bazen bana sarılıp “Anneciğim, seni seviyorum,” diyor.

Şimdi bazen geceleri hâlâ uyanıp geçmişi düşünüyorum: Acaba doğru mu yaptım? Toplumun bana biçtiği rolleri reddetmekle bencil mi oldum? Yoksa ilk defa kendimi mi seçtim?

Sizce bir kadın hem anne hem de kendi olmayı başarabilir mi? Yoksa mutlaka birinden vazgeçmek mi gerekir?