Sadece Telefonu Sessize Almak İstedim: Eşimle Aramızdaki Sessiz Savaş
“Neden bana bunu yaptın, Serkan?” diye içimden haykırırken, mutfağın köşesinde sessizce ağlıyordum. Oğlum Emir odasında oyuncaklarıyla oynarken, ben gözyaşlarımı saklamaya çalışıyordum. Serkan’ın telefonu mutfak masasının üzerinde duruyordu; sabah işe gitmeden önce aceleyle bırakmıştı. Sadece sessize almak istemiştim, çünkü sürekli çalan bildirim sesi Emir’i uykusundan uyandırıyordu. Ama ekranında beliren bir mesaj, hayatımı ikiye böldü: “Dün gece için teşekkür ederim, yine görüşelim.”
O an kalbim yerinden çıkacak sandım. Parmaklarım titreyerek mesajı açtım. Gönderenin adı “Zeynep”ti. İçimde bir fırtına koptu; beynimden geçen binlerce düşünceyle ne yapacağımı bilemedim. O an, yıllardır süren evliliğimizin, birlikte kurduğumuz yuvanın bir anda yıkıldığını hissettim.
Serkan eve geldiğinde ona hiçbir şey belli etmemeye çalıştım. Akşam yemeğinde masada üç kişiydik ama aslında iki yabancı ve bir çocuk oturuyordu. Emir’in “Baba, bugün parkta ne oynayacağız?” sorusuna Serkan’ın dalgınca “Bakarız oğlum” demesiyle göz göze geldik. O bakışta suçluluk mu vardı, yoksa ben mi öyle görmek istiyordum?
O gece uyuyamadım. Serkan yanımda derin uykudaydı, ama ben gözlerimi tavana dikmiş, Zeynep’in kim olduğunu düşünüyordum. Sabah olduğunda içimdeki öfke ve kırgınlıkla ona sormaya karar verdim. Kahvaltı sofrasında, Emir’in önüne sütünü koyarken, “Serkan, dün gece Zeynep’le mi beraberdin?” dedim. O an zaman durdu. Serkan’ın yüzü bembeyaz oldu, eli titredi. “Ne diyorsun sen?” dedi kısık bir sesle.
“Telefonuna gelen mesajı gördüm,” dedim. Gözlerim doldu, sesim titredi. “Bana yalan söyleme.”
Serkan bir süre sustu. Sonra başını öne eğdi: “Bak, her şey göründüğü gibi değil,” dedi. “Zeynep işyerinden bir arkadaşım. Dün akşam iş çıkışı ekipçe dışarı çıktık. O kadar.”
Ama içimdeki şüphe dinmedi. “O zaman neden bana söylemedin? Neden mesajda ‘dün gece için teşekkür ederim’ yazıyor?” diye sordum.
Serkan sinirlenmeye başladı: “Sen bana güvenmiyor musun? Her şeyden şüphelenmek zorunda mısın?”
O andan itibaren evimizde soğuk bir savaş başladı. Serkan işe gidiyor, ben Emir’le ilgileniyor, akşamları ise sadece Emir’in ihtiyaçları için konuşuyorduk. Ne bir gülümseme, ne bir dokunuş… Sanki aynı evde iki yabancıydık.
Annem aradığında sesimi duyar duymaz “Kızım, iyi misin?” dedi. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Annem “Bak kızım,” dedi, “Evlilikte güven çok önemlidir ama bazen de insan yanılabilir. Önce konuşun, anlamaya çalışın.” Ama ben nasıl konuşacaktım? İçimdeki kırgınlık büyüdükçe büyüyordu.
Bir hafta boyunca Serkan’la aramızda buzdan bir duvar örüldü. Emir bile bu gerginliği hissetmiş olmalı ki daha sessiz, daha içine kapanık olmuştu. Bir akşam Emir uyuduktan sonra Serkan yanıma geldi: “Böyle devam edemeyiz,” dedi. “Ne istiyorsan sor, ne bilmek istiyorsan anlatayım.”
Gözlerimin içine bakıyordu ama ben ona bakamıyordum bile. “Sadece dürüst ol,” dedim. “Zeynep kim? Gerçekten sadece iş arkadaşın mı?”
Serkan derin bir nefes aldı: “Evet, sadece iş arkadaşım. Ama itiraf ediyorum; son zamanlarda seninle aramızdaki mesafe beni çok yordu. İşyerinde herkes birbirine destek oluyor, bazen dertleşiyoruz… Belki de yanlış anlaşıldı bazı şeyler.”
“Yanlış mı anlaşıldı yoksa sen mi yanlış yaptın?” dedim gözyaşlarımı tutamayarak.
Serkan başını öne eğdi: “Sana ihanet etmedim ama sana da yeterince yakın olamadım. Belki de bu yüzden böyle oldu.”
O gece sabaha kadar düşündüm. Evliliğimizin neresinde hata yaptık? Ben mi çok şüpheciydim yoksa Serkan mı uzaklaşmıştı? Sabah olduğunda Emir’in yüzüne bakınca içimde bir umut kırıntısı hissettim; belki de yeniden başlayabilirdik.
Ama kolay olmadı… Ailelerimiz devreye girdi; annem bana sabretmemi söylerken kayınvalidem Serkan’ı savundu: “Oğlum asla yanlış yapmaz!” dedi telefonda bana yüksek sesle. Herkes kendi tarafından bakıyordu meseleye; kimse benim hissettiklerimi anlamıyordu.
Bir gün Emir okuldan ağlayarak geldi: “Anne, arkadaşlarımın annesi babası hep birlikte parka gidiyormuş… Biz neden gitmiyoruz?” O an içimdeki tüm duvarlar yıkıldı; oğlumun gözyaşları bana her şeyden daha ağır geldi.
O akşam Serkan’la uzun uzun konuştuk. İlk defa birbirimize gerçekten açıldık; korkularımızı, kırgınlıklarımızı anlattık. Serkan bana sarıldı: “Sana söz veriyorum, bir daha seni böyle üzmeyeceğim,” dedi.
Şimdi hâlâ her şey tam olarak düzelmiş değil… Güven yeniden inşa edilmeyi bekliyor; bazen hâlâ geceleri uykusuz kalıyorum. Ama en azından konuşabiliyoruz artık; oğlumuzun yüzünde yeniden bir tebessüm var.
Bazen düşünüyorum: Bir mesajla yıkılan güveni tekrar inşa etmek mümkün mü? Siz olsanız affeder miydiniz? Yoksa her şey bitti mi dersiniz?