Üçüncü Katın Sessizliği: Bir Evliliğin Çöküşü
“Bana sakın vaaz verme, Kemal!” Nermin’in sesi, üçüncü kattaki küçük salonumuzun duvarlarında yankılandı. Yumruklarını sıkmış, gözleri öfkeyle parlıyordu. “Otuz yıl! Otuz yıldır senin suskunluğunu çekiyorum. Ne zaman konuşmaya kalksam, ya gazetene gömülüyorsun ya da balkona kaçıyorsun. Benimle konuş! Bir kere olsun adam gibi konuş!”
Elimdeki gazeteyi yavaşça masaya bıraktım. Nermin’in yüzü kızarmış, alnındaki damarlar belirginleşmişti. O an, yıllardır biriktirdiği her şeyin patlayacağını hissettim. “Nermin,” dedim, sesim titrek ve yorgundu, “Ne söylememi istiyorsun? Her şey ortada.”
“Her şey ortada mı? Senin için belki! Ama ben bu evde yalnızım Kemal. Kızımız Elif üniversiteye gittiğinden beri bu evde sadece duvarlarla konuşuyorum. Sen ise… Sen hep kendi dünyanda!”
Bir an sustu. Gözleri doldu, ama ağlamamak için kendini zor tuttu. O an, içimde bir suçluluk dalgası yükseldi. Haklıydı. Yıllardır işten eve yorgun dönüp, sessizliğe sığınmıştım. Babamdan böyle görmüştüm; erkek susar, kadın konuşur sanmıştım. Ama Nermin’in yalnızlığına hiç bu kadar yakından bakmamıştım.
Nermin birden sandalyesini çekip oturdu. Ellerini başının arasına aldı. “Biliyor musun Kemal,” dedi kısık bir sesle, “Bazen diyorum ki, keşke Elif’i de alıp gitseydim bu evden. Belki o zaman bir hayatım olurdu.”
İçimden bir şeyler koptu. Elif… Kızımız… Onun çocukluğunu hatırladım; ilk adımlarını atarken Nermin’in gözlerindeki sevinci, Elif’in bana sarılışını… Şimdi ise aramızda kilometrelerce mesafe vardı. Sadece Elif değil, Nermin’le de aramda görünmez duvarlar örülmüştü.
“Nermin,” dedim usulca, “Ben de yalnızım aslında. Ama nasıl anlatacağımı bilmiyorum.”
O an göz göze geldik. Onca yılın ardından ilk kez birbirimize bu kadar açık bakıyorduk. Ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Yine sustum.
Nermin ayağa kalktı, pencereye yürüdü. Dışarıda İstanbul’un akşam trafiği uğulduyordu. “Bak Kemal,” dedi, “Ben senden mucize istemiyorum. Sadece insan gibi iki laf etmek istiyorum. Birlikte yaşlanmak istiyorum ama seninle değilmişim gibi hissediyorum.”
O an içimdeki korku büyüdü. Ya Nermin gerçekten giderse? Ya bu evde tek başıma kalırsam? Annemin babama söylediği o cümle geldi aklıma: ‘Susmak da bir ayrılıktır.’
Birden kapı çaldı. Komşumuz Ayşe Hanım elinde bir tabak börekle içeri girdi. Gerginliği fark etti, ama belli etmemeye çalıştı.
“Hayırdır Nermin abla, her şey yolunda mı?”
Nermin gülümsedi ama gözleri kırmızıydı. “Yolunda Ayşe’cim, biraz başım ağrıyor da.”
Ayşe Hanım bana döndü: “Kemal abi, kadınlar bazen sadece dinlenmek isterler. Bunu unutmayın.”
Ayşe Hanım gittikten sonra Nermin mutfağa geçti, ben ise salonda kaldım. Televizyonu açtım ama hiçbir şey izleyemedim. Kafamın içinde Nermin’in sözleri dönüp duruyordu.
Gece oldu. Yatakta yan yana uzandık ama aramızda kilometreler vardı sanki. Nermin sırtını döndü bana.
“İyi geceler,” dedi sessizce.
“İyi geceler,” dedim ben de ama sesim çıkmadı neredeyse.
O gece uyuyamadım. Geçmişi düşündüm; ilk tanıştığımız günü, düğünümüzü, Elif’in doğumunu… Sonra yavaş yavaş uzaklaştığımızı fark ettim. İş stresi, geçim derdi, aile baskısı… Her şey üst üste gelmişti ama en çok da konuşmamıştık birbirimizle.
Sabah olduğunda Nermin erkenden kalktı, kahvaltıyı hazırladı ama sofraya oturmadı. Ben de iştahsızca bir iki lokma aldım.
“Nermin,” dedim sonunda, “Belki bir gün birlikte yürüyüşe çıkarız ha? Sahile ineriz mesela.”
Başını kaldırdı, gözlerinde umutla karışık bir kırgınlık vardı. “Belki Kemal… Belki…”
O gün işe giderken metrobüste camdan dışarı baktım; insanlar kalabalıkta kayboluyordu. Herkesin kendi derdi vardı ama kimse konuşmuyordu sanki.
Akşam eve döndüğümde Nermin yoktu. Masanın üstünde bir not buldum:
‘Kemal,
Biraz nefes almam lazım. Annemlere gidiyorum birkaç günlüğüne.
Nermin’
Dizlerimin bağı çözüldü. O an anladım ki; suskunluğumla sadece kendimi değil, sevdiğim kadını da kaybediyordum.
Elif’i aradım o gece.
“Baba?” dedi şaşkınlıkla.
“Elif… Annen gitti.”
“Ne demek gitti?”
“Biraz nefes almak istemiş…”
Elif sustu bir süre.
“Baba… Annem hep yalnızdı biliyor musun? Sen de öylesin bence… Belki konuşmak iyi gelir size.”
Telefonu kapattıktan sonra salonda oturdum uzun süre. Nermin’in terlikleri kapının yanında duruyordu; evi onun kokusu sarmıştı hala.
O gece ilk kez ağladım yıllar sonra.
Şimdi düşünüyorum da… Acaba kaç kişi aynı evde yaşayıp birbirine bu kadar uzak? Kaç kişi suskunlukla sevdiklerini kaybediyor? Sizce de bazen en büyük ayrılık susmak değil mi?