Neden Evimi Satmamı İstiyorlar? Bir Türk Kadınının Kendi Hayatına Sahip Çıkma Mücadelesi
“Senin de bir fedakârlık yapmanın zamanı gelmedi mi artık, Elif?”
Bu cümle, mutfakta çaydanlığın fokurdamasıyla birlikte havada asılı kaldı. Kayınvalidem, gözlerini gözlerime dikmiş, dudaklarının kenarında o tanıdık, sabırsız gülümsemeyle bana bakıyordu. Eşim Murat ise başını öne eğmiş, masadaki ekmek kırıntılarıyla oynuyordu. O an, yirmi yıllık evliliğimizin ve birlikte kurduğumuz evimizin duvarları üstüme üstüme gelmeye başladı.
İçimde bir yerler titredi. “Fedakârlık mı?” dedim, sesim çatallandı. “Yirmi yıldır bu evde, bu ailede her gün fedakârlık yapmadım mı zaten?”
Kayınvalidem derin bir iç çekti. “Bak kızım,” dedi, “Kadir’in borçları başını aştı. Banka kapıya dayandı. Eğer şu evi satsak, oğlumuzun yuvası dağılmayacak. Senin de bir elini taşın altına koyman gerek.”
Kadir, Murat’ın küçük kardeşi. Hayatı boyunca bir işte tutunamamış, hep bir köşede tökezlemişti. Şimdi ise kumar borçları yüzünden ailesinin başına bela olmuştu. Ama neden ben? Neden bizim evimiz? Neden benim yirmi yıl boyunca dişimle tırnağımla kurduğum yuvam?
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Tavanı izlerken, geçmişteki her an gözümün önünden geçti: Murat’la ilk tanıştığımız gün, bu evi birlikte aldığımızda yaşadığımız sevinç, çocuklarımızın ilk adımları… Her köşe başında bir anı, her duvarda bir izimiz vardı.
Sabah olduğunda Murat’la konuşmaya karar verdim. O kahvaltı masasının başında otururken, gözlerinin altındaki morluklar dikkatimi çekti. “Murat,” dedim, “Gerçekten istiyor musun bunu? Evimizi satmamızı?”
Başını kaldırmadan konuştu: “Bilmiyorum Elif… Annem haklı belki de. Kadir’in başı büyük dertte. Eğer yardım etmezsek hapse girecek.”
“Peki ya biz?” dedim. “Biz ne olacağız? Çocuklarımız ne olacak? Onca yılın emeği ne olacak?”
Murat’ın gözleri doldu. “Bilmiyorum,” dedi tekrar. “Ama ailemiz dağılmasın istiyorum.”
İşte o an anladım ki, ben bu evde hep ikinci planda kalmıştım. Hep birilerinin mutluluğu için kendi mutluluğumdan vazgeçmiştim. Ama artık yeterdi.
O gün öğleden sonra kayınvalidem tekrar geldi. Yanında kayınpederim ve Kadir de vardı. Salonda otururken herkes bana bakıyordu. Kayınpederim söze girdi: “Elif kızım, bak biz seni çok severiz. Ama aile dediğin zaman bazen herkes elinden geleni yapmalı.”
Kadir ise başını öne eğmişti, sesi titriyordu: “Ablam, ne olur… Bir kerecik yardım et bize.”
İçimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. “Benim de bir hayatım var,” dedim sessizce ama kararlı bir şekilde. “Bu ev benim de yuvam. Yirmi yıldır çalıştım, didindim, çocuklarımı büyüttüm. Şimdi her şeyimi bırakıp gitmemi mi bekliyorsunuz?”
Kayınvalidem yüzünü buruşturdu: “Senin de çocukların var! Onlar için yapacaksın!”
“Tam da bu yüzden yapmayacağım!” dedim yüksek sesle. “Çocuklarımın geleceği için, onların başını sokacak bir evi olsun diye bu kadar çalıştım ben! Kadir’in hatalarının bedelini neden biz ödeyelim?”
O an salonda derin bir sessizlik oldu. Herkes birbirine baktı. Murat’ın gözleriyle buluştu gözlerim; içinde minnet ve suçluluk vardı.
O gece Murat’la uzun uzun konuştuk. O da biliyordu ki Kadir’in borçları bitmeyecek, bu ev satılsa bile başka bir sorun çıkacaktı. Ama ailesinin baskısı altında eziliyordu.
Günler geçti, baskılar arttı. Kayınvalidem komşulara laf çarptı, akrabalar aradı; herkes bana karşı cephe aldı. Mahallede adım çıktı: “Elif bencilmiş, aileyi düşünmezmiş.” İşe giderken arkamdan fısıldaşmalar duydum, çocuklarım okulda arkadaşlarından laf işitti.
Bir akşam eve döndüğümde kızım Zeynep ağlıyordu. “Anne,” dedi, “Arkadaşlarım bana ‘annen bencil’ diyorlar. Biz evsiz mi kalacağız?”
O an içimdeki tüm korkular yerini öfkeye bıraktı. Kızımı kucağıma aldım: “Hayır yavrum,” dedim, “Biz kimseye boyun eğmeyeceğiz. Bu ev bizim yuvamız ve kimse bizi buradan atamaz.”
Ertesi gün işten izin aldım ve bir avukata gittim. Durumu anlattım; avukat bana haklarımı tek tek açıkladı. Evin yarısı benimdi ve kimse beni zorla çıkaramazdı.
Eve döndüğümde Murat’a kararlı bir şekilde söyledim: “Artık yeter! Bu ev satılmayacak! Kadir’in borçlarını ödemek bizim sorumluluğumuz değil!”
Murat önce şaşırdı ama sonra rahatladı sanki; sanki yıllardır sırtında taşıdığı yük hafiflemişti.
Kayınvalidem ise öfkeyle aradı: “Sen bu aileyi mahvettin Elif! Allah seni bildiği gibi yapsın!”
Telefonu kapattığımda ellerim titriyordu ama içimde garip bir huzur vardı.
Aylar geçti… Kadir’in borçları yüzünden ailesi zor günler geçirdi ama biz yuvamızı koruduk. Zeynep ve oğlum Emre bana daha çok sarıldı; Murat’la ilişkimiz zamanla güçlendi.
Şimdi bazen pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Bir kadının kendi hayatına sahip çıkması neden bu kadar zor? Neden hep bizden fedakârlık bekleniyor? Siz olsaydınız ne yapardınız? Ben mi bencilim yoksa yıllardır sustuğum için mi suçluyum?