İki Ev Arasında: Kayınvalidem Hayatımı Ele Geçirmeye Çalıştı

“Sen bu evi yönetemiyorsun Elif! Akşam yemeğinde pilavın lapa olmuş, Serkan da aç kalmış. Ben olmasam bu ev dağılır vallahi!”

Şükran Hanım’ın sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. O an ellerim titredi, kaşığı tencereye bırakırken gözlerim doldu. Kendi evimde, kendi mutfağımda, bir yabancı gibi hissettim. Oysa Serkan’la evlenirken hayalini kurduğum aile ortamı bambaşkaydı. Annem bana “Kızım, evlilikte sınırlarını iyi çiz” demişti ama kimse bana kayınvalidemin gölgesinde yaşamayı öğretmemişti.

Serkan işten geç gelirdi. Her akşam kapıdan girdiğinde annesinin şikayetleriyle karşılaşırdı. “Oğlum, Elif yine evi havalandırmamış, bak camlar buğulu. Sen böyle bir evde mi büyüdün?” Serkan başını öne eğer, sessizce odasına geçerdi. Ben ise mutfakta kalan yemekleri toplarken içimdeki öfkeyi yutardım. Bir gün patlayacağımı biliyordum.

Şükran Hanım üç yıl önce eşini kaybetmişti. O günden sonra bizimle yaşamaya başladı. Başlarda acısını anladım, ona destek olmaya çalıştım. Ama zamanla evin her köşesine hükmetmeye, her kararı sorgulamaya başladı. Perdelerin rengine bile karışıyordu: “Bu kadar açık renk perde mi olurmuş? Herkes içeri bakar!”

Bir akşam Serkan’la baş başa otururken cesaretimi topladım. “Serkan, annene biraz sınır koymamız lazım. Ben bu evde nefes alamıyorum.” dedim. Serkan gözlerini kaçırdı: “O benim annem Elif, yalnız kaldı. Biraz sabret.”

Sabretmek… Sanki sabır taşından yapılmıştım! Ama her geçen gün kendimden biraz daha vazgeçiyordum. Kendi odamda bile özgür değildim. Şükran Hanım sabahları kapımı çalar, “Kalk artık, genç kadınlar bu saatte yatakta mı olur?” derdi. Hafta sonu bile dinlenemezdim.

Bir gün annem aradı. Sesimdeki kırgınlığı hemen anladı: “Kızım, iyi misin?”

“İyiyim anne…” dedim ama sesim titredi.

“Bak Elif, kendini kaybetme. Evlilik iki kişi arasında olur. Başkası karışırsa huzur kalmaz.”

O gece uzun uzun düşündüm. Ben ne zaman bu kadar sessizleşmiştim? Ne zaman kendi isteklerimi unutmuştum? Evliliğimde neden üçüncü bir kişi vardı?

Bir sabah mutfakta Şükran Hanım’la yine tartıştık. “Elif, senin yüzünden oğlumun yüzü gülmüyor!” dedi.

Dayanamadım: “Şükran Hanım, ben de insanım! Bu evde ben de varım! Lütfen bana biraz alan bırakın.”

O an gözleri büyüdü, sesi titredi: “Sen beni bu evden mi kovuyorsun?”

Hayır, kimseyi kovmuyordum ama kendi hayatımı geri istiyordum.

O tartışmadan sonra evde soğuk bir hava esti. Serkan arada kaldı; bir yanda annesi, bir yanda ben… Akşamları sessizce yemek yiyor, herkes kendi odasına çekiliyordu. Bir gece Serkan yanıma geldi:

“Elif, annem çok üzülüyor. Sen de mutsuzsun. Böyle devam edemeyiz.”

“Peki ne yapacağız Serkan? Ben artık kendimi tanıyamıyorum.”

Serkan uzun süre sustu. Sonra ilk kez annesiyle konuşmaya karar verdi.

Ertesi gün işten döndüğümde Şükran Hanım’ın gözleri şişmişti. Serkan bana dönüp “Annem bir süre teyzesinde kalacak,” dedi.

İçimde bir rahatlama oldu ama aynı zamanda suçluluk hissettim. Bir kadını evinden göndermiş gibi… Ama sonra aynada kendime baktım: Gözlerimde ilk defa umut vardı.

Şükran Hanım gidince ev sessizleşti. Serkan’la yeniden konuşmaya başladık. Birlikte film izledik, yemek yaptık, güldük… Ama içimde hep bir korku vardı: Ya tekrar dönerse? Ya yine her şeye karışırsa?

Bir gün kapı çaldı. Şükran Hanım elinde poşetlerle gelmişti. “Elif, ben geldim,” dedi sessizce.

O an kalbim sıkıştı ama bu kez farklıydı. Kapıyı açtım ve ona şöyle dedim:

“Şükran Hanım, bu evde hepimiz huzur istiyoruz. Lütfen birbirimize saygı gösterelim.”

Gözleri doldu, başını eğdi: “Ben de yalnız kalmaktan korkuyorum Elif…”

O an anladım ki onun da savaşı vardı; yalnızlık korkusu… Ama benim de sınırlarım vardı.

O günden sonra ilişkimiz yavaş yavaş değişti. Her şey mükemmel olmadı ama artık birbirimizi daha iyi anlıyorduk.

Bazen düşünüyorum: Türk ailelerinde neden herkes birbirinin hayatına bu kadar karışıyor? Neden kadınlar hep arada kalıyor? Siz hiç kendi evinizde yabancı gibi hissettiniz mi?