Çocuklarım Bana Yeniden Evlenmemi Yasaklıyor: Geçmişle Gelecek Arasında Sıkışmış Bir Kadının Hikayesi
“Anne, lütfen yapma! Bunu bize yapamazsın!”
Oğlum Emre’nin sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O an, mutfakta ellerim titreyerek çay bardağını tezgâha bırakmıştım. Kızım Zeynep’in gözleri dolmuştu, dudakları titriyordu. O an, hayatımda ikinci kez yıkıldığımı hissettim. İlkinde, tam bir yıl önce, eşim Ahmet’in ani kalp kriziyle aramızdan ayrılışında yıkılmıştım. Şimdi ise, çocuklarımın bana karşı duvar ördüğünü görmek, içimdeki boşluğu daha da derinleştiriyordu.
Ahmet’le yirmi iki yıl evli kaldık. O benim ilk aşkımdı, tek dayanağımdı. Onunla beraber büyüdüm, onunla beraber yaşlandım. Onun gidişiyle evimizde bir sessizlik başladı; yemekler yarım kaldı, kahkahalar eksildi, akşam çaylarımız anlamsızlaştı. İlk zamanlar çocuklarım için güçlü durmaya çalıştım. Onların gözünde dimdik bir anne olmalıydım. Ama geceleri yastığım gözyaşlarımla ıslanıyordu.
Bir yıl geçti. Acı biraz hafifledi ama yalnızlık ağırlaştı. Komşumuz Ayşe Abla bir gün bana, “Gülseren, hayat devam ediyor. Sen hâlâ gençsin, neden yeniden mutlu olmayı düşünmüyorsun?” dediğinde, ilk kez içimde bir umut kıpırdadı. Sonra mahalleden eski bir tanıdık olan Mehmet Bey’le karşılaştık. O da duldu, iki çocuğu vardı. Sohbetlerimiz başladı; önce parkta yürüyüşler, sonra çay sohbetleri… İçimde yeniden bir sıcaklık hissettim.
Ama çocuklarıma bunu nasıl anlatacaktım? Onların gözünde babalarının yerini kimse tutamazdı. Bir akşam cesaretimi topladım. Yemek masasındaydık. “Çocuklar,” dedim, “Sizinle önemli bir şey konuşmak istiyorum.” Emre hemen başını kaldırdı, Zeynep ise kaşığını tabağa bıraktı.
“Ben… Mehmet Bey’le görüşüyorum. Onu tanıyorsunuz zaten. Birbirimize iyi geliyoruz. Belki… ileride evlenmeyi düşünebiliriz.”
O an Emre’nin yüzü kıpkırmızı oldu. “Anne! Babamın daha toprağı kurumadı! Sen nasıl böyle bir şey düşünebilirsin?” Zeynep ise sessizce ağlamaya başladı.
O gece odamda sabaha kadar düşündüm. Anneliğimle kadınlığım arasında sıkışıp kalmıştım. Bir yanda çocuklarımın sevgisi ve onlara duyduğum sorumluluk, diğer yanda kendi yalnızlığım ve yeniden sevilme isteğim…
Ertesi gün Emre kapımı çaldı. “Anne, lütfen vazgeç bu işten. Biz sana yeteriz.”
Ama yetmiyordu… Akşamları yalnız başıma oturduğumda, evin duvarları üstüme üstüme geliyordu. Kimseyle konuşamadan geçen saatler, içimde büyüyen boşluk… Mehmet Bey’le buluştuğumda ise kendimi yeniden hayatta hissediyordum.
Bir gün annem aradı. “Kızım, çocukların tepkisini anlıyorum ama senin de bir hayatın var. Herkes kendi acısını farklı yaşar. Onların seni anlaması zaman alacak.”
Ama mahallede dedikodular başlamıştı bile. Bakkal Nuri Amca’nın karısı, “Gülseren dul dul gezmeye başladı,” demiş komşulara. Pazarda arkamdan fısıldaşmalar… Sanki suç işlemişim gibi bakıyorlardı.
Bir akşam Emre eve geç geldi. Yüzü asıktı. “Arkadaşlarım annesinin yeniden evleneceğini duyunca benimle dalga geçti,” dedi. Kalbim sıkıştı. Kendi mutluluğum için oğlumun gururunu mu kırıyordum?
Zeynep ise odasına kapanmaya başladı. Okuldan gelir gelmez kapısını kilitliyor, benimle konuşmuyordu artık.
Bir gece Mehmet Bey’le buluştuğumda ona her şeyi anlattım. “Çocuklarım beni anlamıyor,” dedim gözlerim dolarak.
Mehmet Bey elimi tuttu: “Onlara zaman ver Gülseren. Ben beklerim.”
Ama zaman geçtikçe çocuklarım bana daha da yabancılaştı. Evde soğuk bir hava esti; kahvaltılar sessiz, akşam yemekleri tatsız geçti.
Bir gün Zeynep’in defterinde bir not buldum: “Annem artık bizi sevmiyor.” O an içim parçalandı.
Kendi anneme gittim, ağladım: “Anne, ben ne yapacağım? Çocuklarımı kaybetmekten korkuyorum ama bu yalnızlığa da dayanamıyorum.”
Annem sarıldı: “Kızım, hayat hepimiz için zor. Ama sen de insansın, senin de mutlu olmaya hakkın var.”
Bir sabah Emre valizini topladı: “Bir süre halamlarda kalacağım.” Zeynep de babaannesine gitmek istediğini söyledi.
Ev bomboş kaldı… O an anladım ki ne geçmişi ne de geleceği tam anlamıyla sahiplenebiliyorum.
Mehmet Bey aradı: “Hazır olduğunda ben buradayım,” dedi.
Şimdi geceleri yine yalnız uyuyorum ama içimde bir umut var mı bilmiyorum… Çocuklarımı kaybetmeden kendi hayatımı kurabilir miyim? Yoksa annelik her şeyden önce mi gelir? Siz olsanız ne yapardınız?