Aşkın Bittiği Yer: Elif’in Sessiz Çığlığı

“Elif, yine mi sessizsin? Akşam yemeğinde iki laf etmedin.” Murat’ın sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağını tezgâha bırakırken içimdeki fırtınayı bastırmaya çalıştım. Yutkunup cevap verdim: “Yorgunum, Murat.”

Oysa yorgun değildim. Sadece konuşacak bir şeyim kalmamıştı. On üç yıllık evliliğimizde, her geçen gün biraz daha uzaklaşmıştık birbirimizden. İlk zamanlar göz göze geldiğimizde içimde kelebekler uçuşurdu; şimdi ise bakışlarımız birbirinden kaçıyordu. Murat hâlâ aynı adamdı belki ama ben… Ben artık aynı kadın değildim.

Bir zamanlar bana çiçekler getiren, sürprizler yapan adam gitmişti. Yerine akşamları televizyonun karşısında sessizce oturan, bana bakmadan yemek yiyen bir adam gelmişti. Ben ise her gün biraz daha yalnız hissediyordum. Annem aradığında bile sesimi neşeli çıkarmaya çalışıyordum: “İyiyim anneciğim, Murat da iyi, çocuklar da.” Oysa içimde koca bir boşluk vardı.

Bir akşam, çocuklar odalarında ödev yaparken Murat yanıma geldi. “Elif, seninle konuşmamız lazım,” dedi. Gözlerinde bir endişe vardı ama ben artık o endişeyi bile umursamıyordum. “Dinliyorum,” dedim kısaca.

“Bize ne oldu?” diye sordu. “Eskisi gibi değiliz. Sen hep susuyorsun, ben de ne yapacağımı bilmiyorum.”

İşte o an, içimde bir şeyler koptu. Gözlerim doldu ama ağlamadım. “Bilmiyorum Murat,” dedim. “Belki de çok geç kaldık.”

O gece yatağa sırt sırta girdik. Uyuyamadım. Tavanı izlerken kendi kendime sordum: ‘Ne zaman vazgeçtim? Ne zaman sevgim bitti?’

Ertesi sabah kahvaltı hazırlarken Murat yine gazeteye gömülmüştü. Ben ise yumurtaları tabağa koyarken ellerimin titrediğini fark ettim. İçimde bir öfke vardı; ona değil, kendime… Neden bu kadar uzun süre sustum? Neden hissettiklerimi söylemedim?

Bir gün annem aradı ve sesimdeki kırgınlığı hissetti: “Kızım, iyi misin?”

Dayanamadım, ağlamaya başladım. “Anne, ben artık mutlu değilim,” dedim. Annem sustu, sonra yavaşça konuştu: “Kızım, bazen insanın sevgisi biter. Ama bunu kendine itiraf etmek en zorudur.”

O gün karar verdim; artık susmayacaktım.

Akşam Murat eve geldiğinde ona baktım ve ilk defa yıllardır içimde tuttuğum her şeyi söyledim:

“Murat, ben artık seni sevmiyorum. Yıllarca denedim, sustum, bekledim… Ama içimdeki sevgi tükendi. Sen fark etmedin belki ama ben her geçen gün biraz daha yalnız kaldım bu evde.”

Murat’ın gözleri doldu. “Elif, ne olur böyle deme,” dedi. “Her şeyi düzeltebiliriz.”

Başımı salladım. “Bazen hiçbir şey düzelmez Murat. Bazen sadece biter.”

O gece uzun uzun konuştuk. O ağladı, ben ağladım. Çocuklar uyurken biz geçmişimizi masaya yatırdık. Nerede hata yaptık? Ne zaman birbirimizi kaybettik?

Ertesi gün Murat işten erken geldi ve bana bir demet papatya getirdi. Gülümsedim ama içimde hiçbir şey kıpırdamadı. O an anladım ki; aşk bitince hiçbir çaba yetmiyor.

Bir hafta sonra annemle otururken bana şöyle dedi: “Kızım, kadınlar sevdiklerinde dünyayı güzelleştirirler; ama sevgileri bitti mi, en sessiz çığlıkları bile duyulmaz olur.”

Ben de o sessiz çığlığı yıllarca attım; kimse duymadı.

Şimdi yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum. Çocuklarım için güçlü olmam gerektiğini biliyorum ama bazen geceleri hâlâ tavanı izliyorum ve kendi kendime soruyorum:

“Bir kadının sevgisi bittiğinde, gerçekten geri dönebilir mi? Yoksa her şeyin sonu bu sessizlik mi?”