Aşka Kapalı Bir Kalbin Hikayesi: Lilâ’nın Sessiz Çığlığı
– Hanginiz Lilâ? – diye sordu kız, gözlerinde merak dolu bir parıltı, dudaklarında hafif bir alaycılıkla. Yanında en yakın arkadaşı Elif vardı; ikisi de bana bakıyordu. Sınıfın ortasında, herkesin önünde bu soruyla karşılaşmak, içimde bir şeyleri yerinden oynattı.
– Benim Lilâ. Neden sordun? – dedim, sesim titrek ve biraz da savunmacıydı.
Kız, önlüğünün cebinden buruşturulmuş bir zarf çıkardı ve bana uzattı. – Sana mektup var. Hem de Volkan’dan.
Volkan mı? O an kalbim ne hızlandı ne de yavaşladı; sadece boşlukta asılı kaldı. Arkadaşlarımın çoğu böyle bir durumda heyecanlanır, yanakları kızarırdı. Ama ben… Ben hiçbir şey hissetmedim. Yine.
Zarfı aldım, parmaklarım titriyordu ama bu heyecandan değildi. Elif hemen yanıma sokuldu, gözleriyle mektubu deldi adeta. – Açsana hemen! Belki aşkını ilan etmiştir, dedi fısıltıyla.
Aşk… O kelime bana hep yabancıydı. Lisede herkes birilerine âşık olurdu, gizli bakışmalar, mesajlaşmalar, sosyal medyada kalp emojileri… Ben ise hep dışarıdan izledim. Sanki camdan bir fanusun içindeydim ve dışarıdaki dünyaya dokunamıyordum.
Mektubu açtım. Volkan’ın el yazısı tanıdıktı; sınıfın en sessiz çocuğu, bana bazen kitap önerirdi. “Lilâ,” diye başlamıştı, “Sana karşı hislerimi saklamak istemiyorum artık…”
Devamını okuyamadım. Elif mektubu elimden kapmaya çalıştı ama izin vermedim. Sınıfın arka köşesine çekildim, gözlerim doldu ama yine de ağlayamadım. Ne aşkı hissedebiliyordum ne de reddetmenin acısını… Sadece koca bir boşluk vardı içimde.
O gün eve dönerken annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Lilâ, sen de artık büyüdün. Bak Elif’in sevgilisi varmış, sen hâlâ kimseyle ilgilenmiyorsun!”
Babam ise her zamanki gibi sessizdi ama bakışlarıyla beni sorguluyordu. Akşam yemeğinde annem yine konuyu açtı:
– Kızım, senin hiç hoşlandığın biri yok mu? Herkesin var, sen neden bu kadar soğuksun?
Cevap veremedim. Çünkü bilmiyordum. Gerçekten bilmiyordum neden böyle olduğumu. Belki de içimde bir şeyler eksikti ya da kırılmıştı çocukken…
Küçükken babam çok hastaydı; annem hep onunla ilgilenirdi. Ben ise çoğu zaman yalnız kalırdım. Belki de o yüzden duygularımı bastırmayı öğrendim, belki de hiç öğrenemedim onları hissetmeyi…
O gece odamda mektubu tekrar okudum. Volkan’ın satırlarında umut vardı; “Birlikte sinemaya gidelim mi?” diye sormuştu sonunda. Ama ben… Ben sadece duvara bakıp düşündüm: “Neden ben böyleyim?”
Ertesi gün okula gitmek istemedim ama annem izin vermedi. Okulda herkes bana bakıyordu; Elif bile biraz uzak durmuştu sanki. Volkan ise koridorda karşıma çıktı:
– Lilâ, mektubumu okudun mu?
Gözlerinin içine bakamadım. – Okudum… Ama…
– Ama ne? – dedi Volkan, sesi titriyordu.
– Bilmiyorum Volkan… Ben… Ben kimseye âşık olamıyorum galiba.
Volkan’ın yüzü düştü; gözlerinde hayal kırıklığı vardı ama bana kızmadı. – Anlıyorum, dedi sessizce ve arkasını döndü.
O an içimde bir şeyler kırıldı mı yoksa zaten kırık olan parçalar daha mı çok dağıldı bilmiyorum… Sınıfa döndüğümde Elif yanıma geldi:
– Kızım, herkesin başına gelir böyle şeyler… Belki de doğru kişi değildir?
Ama mesele doğru kişi değildi ki… Benim sorunum bambaşkaydı.
Geceleri uyuyamaz oldum; annemle babamın tartışmalarını duydum sık sık. Annem bana bağırıyordu bazen:
– Senin yüzünden mi bu kadar soğuk oldun? Biz mi hata yaptık?
Babam ise sadece susuyordu; bazen gözlerinde yaş görüyordum ama o da konuşmazdı hiç.
Bir gün okuldan eve dönerken komşumuz Ayşe Teyze’yle karşılaştım. O da sordu:
– Lilâ kızım, niye hep dalgınsın? Bir derdin mi var?
Birden ağlamaya başladım; Ayşe Teyze beni kucakladı. – Herkesin duyguları farklıdır yavrum, dedi usulca.
O gece ilk defa kendimi biraz olsun rahat hissettim; belki de sorun bende değildi… Belki de sadece farklıydım.
Ama toplumun baskısı hiç bitmedi; okulda arkadaşlarım sevgilileriyle el ele gezerken ben hep yalnızdım. Annem her fırsatta laf sokar, babam ise göz göze gelmekten kaçınırdı.
Bir gün Elif’le tartıştık:
– Senin yüzünden gruptan dışlandık Lilâ! Hiçbir şeye katılmıyorsun!
– Elif, ben elimde değil ki…
– Herkes gibi ol biraz! Birini sev, birine âşık ol! dedi öfkeyle.
O an anladım ki yalnızca ailem değil, arkadaşlarım da benden farklı olmamı bekliyordu.
Aylar geçti; Volkan başka bir kıza âşık oldu, Elif başka arkadaşlar buldu. Ben ise hâlâ aynıydım: Duygularını hissedemeyen, aşkı anlamayan bir genç kız…
Üniversite sınavına hazırlandığım o yaz annemle büyük bir kavga ettik:
– Senin yüzünden mi bu kadar yalnız kaldın? Biz mi hata yaptık?
– Anne, lütfen! Ben böyleyim! Değişemem!
Annem ağladı; ben de ağladım ama yine de içimde o boşluk dolmadı.
Şimdi üniversiteye hazırlanıyorum; yeni bir şehirde belki kendimi bulurum diye umuyorum. Belki aşkı bir gün hissederim ya da hissetmem… Ama artık biliyorum ki farklı olmak suç değil.
Bazen geceleri pencereden yıldızlara bakıyorum ve kendi kendime soruyorum: “Acaba yalnızca ben miyim böyle hisseden? Yoksa başkaları da var mı?”
Sizce insan sevmeyi öğrenebilir mi? Yoksa bazı kalpler gerçekten aşka kapalı mı doğar?