Bir Tavuk Yüzünden Dağılan Hayatım: Pişman Mıyım?
“Yeter artık, Necla! Bir tavuk için bu kadar yaygara yapılır mı?”
Kocam Hakan’ın sesi mutfağın kapısından içeriye öyle bir yayıldı ki, elimdeki bez yere düştü. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Sabahın altısında kalkmış, çocukların oyuncaklarını toplamış, çamaşırları asmış, yerleri silmişim. Sonra da mutfağa girip, Hakan’ın en sevdiği yemeği hazırlamışım: Fırında tavuk, patatesli. Evin her köşesi deterjan kokuyor, mutfak ise mis gibi tavukla dolu. Ama Hakan’ın gördüğü tek şey, fırının camındaki küçük bir leke ve masadaki eksik tuzluk.
“Senin için uğraşıyorum, Hakan! Bir teşekkür etmen gerekmez mi?” dedim, sesim titreyerek. O ise gözlerini devirdi, elindeki telefonla oynayarak koltuğa gömüldü. “Her gün aynı şey. Yemek, temizlik, çocuklar… Bir gün de kendin için bir şey yap!”
İçimden geçenleri söyleyemedim. Çünkü yıllardır sustum. Annem hep derdi: “Kadın dediğin sabreder kızım, yuvanı koru.” Ama ben ne kadar sabrettiysem, Hakan o kadar umursamaz oldu. Her geçen gün biraz daha yalnızlaştım bu evde. Sanki görünmez bir duvar örülmüştü aramıza.
O gün her şeyin değişeceğini bilmiyordum. Sadece yorulmuştum. Ellerim deterjandan çatlamış, gözlerim uykusuzluktan kızarmıştı. Çocuklar odada kavga ediyor, ben ise banyoda fayansları ovuyordum. Fırındaki tavuğun kokusu tüm evi sarmıştı. “On dakika daha,” dedim kendi kendime, “sonra sofrayı kurarım.”
Ama o on dakika yetmedi. Çünkü Hakan mutfağa girip fırının kapağını açtı. “Bu ne böyle? Tavuğun derisi yanmış!” diye bağırdı. O an içimde biriken tüm öfke dışarı taştı.
“Bir kere de teşekkür et! Bir kere de ‘eline sağlık’ de! Ben insan değil miyim?”
Hakan’ın yüzü asıldı. “Abartıyorsun Necla. Herkesin evinde böyle şeyler olur.”
“Olmaz! Olmamalı! Ben artık böyle yaşamak istemiyorum!”
Küçük kızım Elif kapıdan başını uzattı, gözleri korkuyla dolu. O an sustum. Çocuklarımın önünde kavga etmek istemedim ama artık geri dönüşü yoktu.
O akşam sofraya oturmadık. Hakan televizyonun karşısında yemek yedi, ben ise mutfakta ağladım. Elif ve Baran sessizce odalarına çekildi. O gece ilk kez kendi yatağımda değil, çocukların odasında uyudum.
Sabah olduğunda Hakan işe gitmişti. Masada bir not bırakmış: “Akşam konuşalım.”
Bütün gün düşündüm. Annemin sözleri kulaklarımda çınladı: “Yuvanı dağıtma kızım.” Ama ben zaten çoktan dağılmıştım. Yalnızlığın ortasında, kendi evimde yabancı olmuştum.
Akşam Hakan eve geldiğinde yüzüme bile bakmadı. Sessizce sofraya oturdu. Ben de karşısına geçtim.
“Konuşmamız lazım,” dedim.
Hakan başını kaldırmadan, “Ne konuşacağız?” diye sordu.
“Ben artık böyle yaşamak istemiyorum,” dedim titreyen bir sesle. “Senin için var olmaktan yoruldum. Kendi hayatımı istiyorum.”
Hakan bir an sustu, sonra öfkeyle kalktı masadan. “Ne demek istiyorsun? Boşanmak mı istiyorsun?”
O an gözlerim doldu ama kararlıydım. “Evet,” dedim. “Boşanmak istiyorum.”
Evde bir sessizlik oldu. Sadece mutfaktaki saat tik tak ediyordu.
Hakan kapıyı çarpıp çıktı. Ben ise ilk kez derin bir nefes aldım.
O gece çocuklarımla sarılıp uyudum. Sabah olduğunda korkuyordum ama aynı zamanda hafiflemiştim de.
Günler geçti. Hakan eve uğramaz oldu. Annem aradı, “Necla yapma kızım, çocukların hatrına dön barış,” dedi.
Ama ben kararımı vermiştim. Yıllarca kendi isteklerimi yok saydım, hep başkalarını mutlu etmeye çalıştım. Ama kimse beni düşünmedi.
Boşanma süreci sancılı geçti. Akrabalar arkamdan konuştu, komşular fısıldaştı. Ama ben her gün biraz daha güçlendim.
Bir gün Elif yanıma geldi, “Anne, sen üzülme olur mu? Biz hep yanındayız,” dedi küçük elleriyle yüzümü okşayarak.
O an anladım ki; bazen bir tavuk bile insanın hayatını değiştirebilir.
Şimdi kendi evimde, çocuklarımla yeni bir hayat kuruyorum. Zor mu? Evet, çok zor. Ama en azından artık kendim için yaşıyorum.
Bazen geceleri uyanıp düşünüyorum: Acaba başka türlü olamaz mıydı? Belki de olamazdı… Sizce bir kadın ne kadar susmalı? Yoksa bazen susmamak mı gerekir?