Bir Kayınvalide Gölgesinde: Sabır ve Sevgi Arasında Sıkışmış Bir Hayat
“Bu elbiseyle mi çıkacaksın kızım? İnsan biraz özen gösterir kendine!” Annemin sesi yine mutfağın duvarlarında yankılandı. O an ellerim titredi, çay bardağını tezgâha bırakırken içimden bir fırtına koptu. Gözlerim Emre’yi aradı; o ise her zamanki gibi sessizce gazetesine gömülmüştü. Üç yıldır bu evdeyiz, üç yıl boyunca annemin eleştirileriyle, iğneleyici bakışlarıyla yaşamak zorunda kaldım. Sadece ben değil, Emre de… Ama o, annemin sözlerini duymamayı öğrenmişti sanki. Ben ise her kelimesini iliklerimde hissediyordum.
Aslında bu eve taşınmak bizim için bir zorunluluktu. Emre’yle evlendikten hemen sonra, büyük hayallerle bir ev aldık. Krediye girdik, borçlandık; ama “Kendi yuvamız olacak” diye avunduk hep. Fakat hayat, planladığımız gibi gitmedi. Kredi taksitleri ağır gelmeye başlayınca, annem “Gelin burada kalın, hem kira vermezsiniz hem de ben yalnız kalmam” dedi. O zamanlar annemin bu kadar müdahaleci olacağını bilmiyordum. Şimdi ise her sabah gözümü açtığımda, onun gölgesinde nefes almaya çalışıyorum.
Bir sabah Emre işe gitmek için hazırlanırken, annem yine başladı: “Emre oğlum, şu gömleğini ütülemedin mi? Ayşe sen hiç bakmıyor musun kocana?” Emre başını öne eğdi, ben ise utançla karışık bir öfkeyle anneme baktım. “Anne, ben ütüledim ama Emre arabada kırıştırmış galiba,” dedim. Annem dudak büktü: “Senin işin gücün sosyal medyada gezmek zaten.”
O an içimde bir şeyler koptu. Ne yapsam yaranamıyordum. Akşam yemeklerinde de durum farklı değildi. Annem sofrada sürekli eleştirirdi: “Pilav lapa olmuş, salata tuzsuz, Emre oğlum senin annen olsa böyle mi yapardı?” Emre ise sessizce tabağını karıştırırdı. Bazen göz göze gelirdik; gözlerinde bir özür, bir çaresizlik görürdüm.
Bir gece Emre’yle odamıza çekildiğimizde artık dayanamayıp ağlamaya başladım. “Emre, ben bu evde boğuluyorum,” dedim. O ise ellerimi tuttu: “Biraz daha sabret Ayşe. Kredinin bitmesine iki yıl kaldı. Sonra kendi evimize geçeceğiz.”
Ama sabır… Sabır ne kadar dayanır ki? Her gün aynı baskı, aynı eleştiriler… Bir gün işten eve dönerken otobüste kendi kendime düşündüm: “Ben ne zaman kendi hayatımı yaşayacağım?” Annem için hep küçük bir kızdım; ne giysem, ne pişirsem, nasıl konuşsam yanlış bulurdu. Bir gün mutfakta bulaşık yıkarken annem yanıma geldi: “Bak kızım, kadın dediğin kocasını elinde tutmasını bilmeli. Sen böyle devam edersen Emre’yi kaybedersin.”
O an ellerimden tabak kayıp yere düştü. Cam sesiyle irkildik ikimiz de. “Anne yeter!” diye bağırdım ilk defa. “Ben elimden geleni yapıyorum! Senin beklentilerinle baş edemiyorum artık!” Annem şaşkınlıkla bana baktı; gözlerinde hem öfke hem de kırgınlık vardı.
O gece Emre’yle uzun uzun konuştuk. “Ayşe,” dedi, “Annemin huyu böyle… Ama ben senin yanındayım.” O an ona sarıldım; ama içimdeki boşluk dolmadı. Çünkü biliyordum ki bu evde ne yaparsam yapayım asla yeterli olmayacaktım.
Bir sabah annem kapımı çaldı. Elinde eski bir fotoğraf albümü vardı. “Bak,” dedi, “Sen küçükken ne kadar usluydun… Şimdi ise bana karşı geliyorsun.” Fotoğraflara baktım; çocukluğumun o masum günleri gözümün önüne geldi. Annemle aramızda hep bir mesafe vardı aslında. Babamı küçük yaşta kaybetmiştim; annem hem anne hem baba olmaya çalıştı bana. Belki de bu yüzden beni bırakmak istemiyordu.
Ama ben artık büyümüştüm ve kendi hayatımı yaşamak istiyordum. Bir akşam Emre işten geç geldiğinde annem yine başladı: “Nerede kaldın oğlum? Ayşe seni hiç merak etmedi mi?” Emre bana baktı; gözlerinde yorgunluk vardı. “Anne yeter artık,” dedi bu sefer o da. “Ayşe benim eşim ve ben onu seviyorum.” Annem sustu; ama bakışlarıyla yine binlerce laf söyledi.
Bir gün işyerinde arkadaşım Zeynep’e açıldım: “Zeynep, bazen kaçıp gitmek istiyorum bu evden.” Zeynep gülümsedi: “Ayşe, Türkiye’de kaç kadın kayınvalidesiyle aynı evde yaşarken mutlu ki? Ama sen güçlüsün, dayanırsın.”
Zaman geçtikçe annemin eleştirileri daha da arttı. Bir gün Emre’yle tartıştık; o da patladı: “Ayşe, annemi idare etmek zorundayız! Başka çaremiz yok!” O an kendimi çok yalnız hissettim. Evliliğimizin yükünü tek başıma taşıyor gibiydim.
Bir akşam annem hastalandı; ateşi çıktı, halsiz düştü. O gece başında ben bekledim; ona çorba yaptım, ilaçlarını verdim. Sabah olduğunda gözleri dolu dolu bana baktı: “Kızım… Biliyorum sana zor anlar yaşattım… Ama seni kaybetmekten korkuyorum.” O an anneme sarıldım; yıllardır içimde biriken öfke yerini hüzne bıraktı.
Ama yine de biliyorum ki bu evde kalmaya devam ettikçe kendi hayatımı yaşayamayacağım. Kredinin bitmesine daha iki yıl var… Her gün kendime soruyorum: “Ayşe, gerçekten mutlu musun? Yoksa sadece alıştığın için mi katlanıyorsun?”
Bazen düşünüyorum; Türkiye’de kaç kadın benim gibi kayınvalidesinin gölgesinde yaşamaya mahkûm? Peki ya siz olsaydınız, ne yapardınız? Sabretmeye devam mı ederdiniz yoksa kendi yolunuzu mu çizerdiniz?