Bir Ameliyatın Ardından: Kırık Hayallerin Gölgesinde

“Baba, neden bu kadar geç kaldın? Yine mi hastanede bir şey oldu?” diye sordu kızım Elif, kapıdan içeri sendeleyerek girdiğimde. Cevap veremedim. Ceketimi bile çıkarmadan, ayakkabılarımı kapının önünde bırakıp doğruca salona geçtim. Koltuğa kendimi öylece bıraktım. Gözlerim yanıyordu, başımda uğuldayan bir ağrı vardı; sanki kafamın içinde birileri balyozla duvar kırıyordu.

O gün hastanede üç basit ameliyatım vardı. Hepsi rutin, hepsi defalarca yaptığım türden. Ama üçüncü ameliyat… O ameliyat, hayatımın dönüm noktası oldu. Hastam, 42 yaşında bir adamdı: Murat Bey. Eşiyle birlikte sabah erkenden gelmişlerdi. Gözlerinde korku ama bana güvenen bir bakış vardı. “Doktor bey, size emanetiz,” demişti eşi, ellerimi tutarken. O an, içimde bir huzursuzluk hissettim ama belli etmedim.

Ameliyata başladık. Her şey yolunda gidiyordu, ta ki o lanet olası kanama başlayana kadar. Tüm ekip panikledi. Hemşire Ayşe’nin elleri titriyordu, ben ise soğukkanlı görünmeye çalışıyordum ama içimden dua ediyordum: “Allah’ım, lütfen bu adamı bana bağışla.” Ama olmadı. Tüm çabalara rağmen Murat Bey’i kaybettik.

Başhekim odasına çağırdı beni. “Kadir, ne oldu orada?” dedi. Gözlerime bakıyordu ama ben gözlerini kaçırdım. “Her şey protokole uygundu… Ama ani bir komplikasyon gelişti,” dedim kısık sesle. Başhekim başını salladı, “Ailenin haberi var mı?” diye sordu. O an içimden geçen tek şey kaçmaktı. Ama kaçamazdım.

Hastane koridorunda Murat Bey’in eşiyle göz göze geldim. Kadıncağızın gözleri kan çanağına dönmüştü. “Ne olur söyleyin, kocam iyi mi?” dedi. O an yutkundum, kelimeler boğazıma düğümlendi. “Çok uğraştık… Ama…” dedim ve sustum. Kadın yere yığıldı, çığlıkları hastanenin duvarlarında yankılandı.

O gece eve döndüğümde kendimi suçlu hissettim. Elif yanıma geldi, saçlarımı okşadı. “Baba, iyi misin?” dedi usulca. Ona sarıldım ama ağlayamadım bile. İçimde öyle bir boşluk vardı ki, sanki ruhumun bir parçası ameliyathanede kalmıştı.

Ertesi gün hastaneye gitmek istemedim. Ama annem aradı: “Oğlum, komşular konuşuyor… Televizyonda senin adını duymuşlar.” Ellerim titredi. Haberlerde adım geçiyordu: “Ünlü cerrah Kadir Yılmaz’ın hatası ölümle sonuçlandı.” Annem ağlıyordu telefonda: “Oğlum, sen kötü biri değilsin ki! Allah biliyor ya…”

Eşim Zeynep ise bana hiç destek olmadı o günlerde. “Senin yüzünden herkes bize sırt çevirdi! Elif okula gidemiyor, ben markete çıkamıyorum!” diye bağırdı bir akşam sofrada. Masadaki tabakları yere fırlattı. Elif korkuyla odasına kaçtı.

Geceleri uyuyamıyordum artık. Her gözümü kapattığımda Murat Bey’in yüzü gözümün önüne geliyordu. “Neden ben? Neden bu hata?” diye kendime sorup duruyordum. Hastaneye gitmek işkenceye dönüştü; koridorda herkes fısıldaşıyor, hemşireler bana acıyarak bakıyordu.

Bir gün Murat Bey’in oğlu Emre hastaneye geldi. Kapımı çaldı, gözleri doluydu ama öfkeliydi de: “Babam sana güvenmişti! Senin yüzünden şimdi onsuzuz!” dedi ve yumruğunu masama vurdu. Ona ne diyebilirdim ki? Sadece başımı eğdim.

Hastane yönetimi soruşturma başlattı. Herkes bana sırtını döndü; dost sandıklarım bile arkamdan konuşuyordu artık. Bir gece Zeynep valizini topladı: “Ben dayanamıyorum artık! Elif’i de alıp anneme gidiyorum,” dedi ve kapıyı çarptı.

Evde tek başıma kaldım. Duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Annem aradı yine: “Oğlum, ne olur kendine zarar verme… Herkes hata yapar.” Ama ben kendimi affedemiyordum.

Bir sabah aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmış, saçlarım beyazlamıştı. O an karar verdim: Ya bu yükle yaşamayı öğrenecektim ya da tamamen pes edecektim.

Bir psikoloğa gitmeye başladım. İlk seanslarda konuşamadım bile; sadece ağladım. Sonra yavaş yavaş içimi dökmeye başladım: “Ben insanları kurtarmak için doktor oldum… Ama birini kaybettim.” Psikoloğum bana şöyle dedi: “Kadir Bey, siz de insansınız. Hatalarınızla yüzleşmek sizi kötü biri yapmaz.”

Aylar geçti, soruşturma sonuçlandı: Tıbbi hata yoktu, komplikasyondu denildi ama toplumun gözünde ben suçluydum artık. Zeynep geri dönmedi; Elif’le sadece hafta sonları görüşebiliyordum.

Bir gün Murat Bey’in eşiyle karşılaştım pazarda. Göz göze geldik; önce bana bakmak istemedi ama sonra yaklaştı: “Sizi affedemem… Ama Allah’a havale ettim,” dedi ve arkasını döndü.

Hayatımda hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ama zamanla şunu öğrendim: İnsan bazen en büyük acılarıyla büyürmüş. Şimdi genç doktorlara ders veriyorum; onlara diyorum ki: “Her ameliyatta insan hayatı var; hata yapmaktan korkmayın ama sorumluluğunuzu da unutmayın.”

Bazen geceleri hâlâ uyanıyorum; Murat Bey’in yüzü gözümün önüne geliyor. Kendime soruyorum: “Bir insan bir hatayla ne kadar değişir? Siz olsaydınız beni affeder miydiniz?”