Koridordaki Gölge: Annemi Huzurevine Bıraktığım Gün

“Anne, lütfen… Bak, bu senin için en iyisi,” dedim titreyen sesimle. Annem gözlerini benden kaçırdı, dudakları ince bir çizgiye dönüştü. Koridorun ucunda bir hemşire, elinde dosyalarla bekliyordu. Huzurevinin duvarları, çocukluğumun sıcak evinden çok uzaktı; soğuk, beyaz ve yabancıydı. Annemin elleri ellerimdeydi ama parmakları gevşek, neredeyse cansızdı. O an, içimde bir şey koptu.

“Beni bırakıyorsun, değil mi?” dedi annem, sesi neredeyse fısıltıydı. Gözlerinde yılların yorgunluğu, kırgınlığı ve biraz da öfke vardı. “Yıllarca sana baktım, şimdi sen bana bakamıyorsun.”

Sözleri hançer gibi saplandı kalbime. “Anne, ben… Ben çalışmak zorundayım. Evde sana iyi bakamıyorum. Burada doktorlar var, hemşireler var. Sana daha iyi bakacaklar.”

“Ben sana bakarken kimse yoktu,” dedi. “Gece gündüz çalıştım, hasta oldum yine de seni bırakmadım.”

O an gözlerimden yaşlar süzüldü. Annemin ellerini daha sıkı tuttum ama o çekti ellerini. “Beni bırakıyorsun,” dedi tekrar. “Bunu hiç unutmayacağım.”

Çocukluğumun bütün anıları bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti: Annemin bana yaptığı tarhana çorbası, hastayken başımda sabaha kadar oturması, ilk bisikletimi sürerken düşüp dizimi kanattığımda beni kucağına alışı… Şimdi ise ben onu bir yabancıya teslim ediyordum.

Kardeşim Serkan ile haftalardır tartışıyorduk. O, “Evde bakamayız, ikimiz de çalışıyoruz,” diyordu. Ben ise her gece vicdanımla savaşıyordum. Komşular bile arkamızdan konuşuyordu: “Ayşe Hanım’ın çocukları annesini huzurevine bırakmış…”

Ama annem artık kendi başına kalkamıyor, banyoya bile yardımsız gidemiyordu. Geçen ay banyoda düştü, kalçasını kırdı. O günden beri korkuyordum; ya bir gün evde yalnızken başına bir şey gelirse? Ama şimdi de başka bir korku vardı içimde: Ya annem beni affetmezse?

Hemşire yaklaştı, “Ayşe Hanım’ın odası hazır,” dedi nazikçe. Annem bana son kez baktı. O bakış… O bakış ömrüm boyunca peşimi bırakmayacak biliyorum.

Odada eski bir radyo vardı, pencerenin önünde solmuş çiçekler… Annem yatağa oturdu, başını eğdi. “Git artık,” dedi sessizce.

“Anne…”

“Git!”

O an çıktım odadan, koridorda dizlerimin bağı çözüldü. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Serkan dışarıda bekliyordu.

“Ne oldu?” dedi.

“Bitti,” dedim sadece.

Eve döndüğümde her şey anlamsız geldi. Annemin terliği kapının önünde duruyordu hâlâ. Mutfakta onun sevdiği çaydanlık… Her şey yerli yerindeydi ama ev bomboştu.

O gece uyuyamadım. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Beni bırakıyorsun…”

Ertesi gün işyerinde kimseyle konuşmadım. Herkes kendi derdindeydi zaten. Ama ben her an annemin bana ihtiyacı varmış gibi hissediyordum.

Bir hafta sonra huzurevine ziyarete gittim. Annem beni görünce yüzünü çevirdi. Yanına oturdum.

“Anne, nasılsın?”

Cevap vermedi.

“Bak sana börek getirdim, en sevdiğinden.”

Yavaşça döndü bana baktı; gözlerinde yaşlar vardı ama gururundan akmasına izin vermedi.

“Beni burada unutursunuz sandım,” dedi.

“Unutur muyum hiç? Her gün seni düşünüyorum.”

“Düşünmek yetmiyor bazen,” dedi annem. “Yanımda olmanı isterdim.”

Sustum. Çünkü haklıydı.

O günden sonra her hafta gittim yanına. Ama aramızda görünmez bir duvar vardı artık. Annem eski neşesini kaybetmişti; bazen pencereden dışarı bakıyor, bazen de radyodan gelen eski şarkılara dalıp gidiyordu.

Bir gün huzurevinde başka bir yaşlı kadınla sohbet ettiğini gördüm. İçim biraz rahatladı; belki burada arkadaş bulmuştu. Ama sonra kadın bana yaklaşıp fısıldadı: “Anneniz çok üzgün… Sık sık ağlıyor.”

O an içimdeki suçluluk daha da büyüdü.

Kardeşimle aramız açıldı bu süreçte. O daha soğukkanlıydı; “Başka çaremiz yoktu,” diyordu hep. Ama ben geceleri uyuyamıyordum artık.

Bir akşam Serkan’la tartıştık:

“Sen hiç üzülmüyor musun?” dedim.

“Üzülüyorum ama gerçekçi olmak zorundayız! Annemize evde bakacak gücümüz yok!”

“Belki daha çok uğraşmalıydık… Belki bir yolunu bulabilirdik…”

Serkan omuz silkti: “Kendini suçlamaktan vazgeç.”

Ama vazgeçemedim.

Bir sabah huzurevinden aradılar: “Ayşe Hanım bu sabah biraz rahatsızlandı…”

Koşa koşa gittim; annem yatağında halsiz yatıyordu. Elini tuttum.

“Anne, buradayım,” dedim.

Gözlerini açtı, bana baktı ve fısıldadı: “Evimi özledim.”

O an içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. Keşke zamanı geri alabilsem… Keşke ona daha çok sarılsaydım… Keşke başka bir yol bulabilseydim…

Şimdi her gece o koridorda annemin gözlerindeki gölgeyle yüzleşiyorum. Onu huzurevine bırakmak zorunda kaldığım için kendimi affedebilecek miyim? Ya siz olsaydınız, ne yapardınız?