Elli Yaşından Sonra Aşk: Hayatımın En Büyük Savaşı
“Anne, senin yaşında bir kadın böyle şeyler yapmaz!” diye bağırdı kızım Elif, gözleri öfkeyle dolu. O an mutfağın ortasında, elimde çay bardağıyla donup kaldım. Sanki yıllardır içimde biriktirdiğim bütün korkular, utançlar ve yalnızlık, Elif’in o tek cümlesinde vücut bulmuştu.
Oysa ben sadece mutlu olmak istemiştim. Elli iki yaşındaydım ve ilk defa kalbim bu kadar hızlı atıyordu. Mahallemizde yeni taşınan Kemal Bey’le tanıştığımda, içimdeki genç Sevim yeniden uyanmıştı. Ama işte şimdi, kızımın gözlerinde gördüğüm yargı, beni tekrar o karanlık yalnızlığıma itiyordu.
Kocam Hasan’ı kaybedeli sekiz yıl olmuştu. O günden beri hayatım, Elif ve oğlum Murat’ın etrafında dönüyordu. Onlar için yaşadım, onlar için çalıştım, onlar için her şeyden vazgeçtim. Ama çocuklar büyüyüp kendi hayatlarına daldıkça, ben evde tek başıma kalakaldım. Akşamları televizyonun karşısında uyuyakalan, sabahları kahvaltı masasını iki kişilik kurup sonra bir tabağı kaldıran bir kadına dönüştüm.
Kemal Bey’le ilk kez markette karşılaştık. Elinde domates seçiyordu, ben de yanına yaklaşıp “Bunlar çok sert, en iyisi şunlar,” dedim. Gülümsedi. O gülüşte yıllardır unuttuğum bir sıcaklık vardı. Sonra parkta yürüyüşlerde karşılaşmaya başladık. Bir gün cesaretimi toplayıp “Birlikte çay içelim mi?” dedim. O an kalbim yerinden fırlayacak sandım. Kabul ettiğinde ise içimde kelebekler uçuştu.
Ama işte, mutluluğumun bedeli ağırdı. Elif öğrendiğinde önce sessiz kaldı, sonra patladı: “Baba mezarında ters döner! İnsan biraz utanır!” Murat ise daha soğukkanlıydı ama yüzüme bakmamaya başladı. “Anne, bu yaştan sonra neyin peşindesin? Torunların var senin!” dedi bir akşam yemeğinde.
O gece sabaha kadar ağladım. Kendimi suçlu hissettim. Sanki bir suç işlemişim gibi… Ama sonra düşündüm: Neden? Neden ben de mutlu olamayacaktım? Erkekler ikinci kez evlenince kimse bir şey demiyor da, kadınlar neden yalnızlığa mahkûm ediliyor?
Bir sabah Kemal Bey aradı. Sesinde endişe vardı: “Sevim Hanım, sizi üzmek istemem. Eğer çocuklarınız istemiyorsa…” Sözünü kestim: “Kemal Bey, ben ilk defa kendim için bir şey yapmak istiyorum.” O an kararımı verdim.
Ama kolay olmadı. Mahallede dedikodular başladı. Komşum Ayşe Hanım kapımı çalıp “Kızım duyduğuma göre… Allah akıl fikir versin!” dedi. Pazarda arkamdan fısıldaşmalar… Camide bile bakışlar üzerimdeydi.
Bir gün Elif torunumu bana getirdiğinde kapıda durdu: “Anne, seni anlamıyorum. Bize hiç düşünmedin mi?” Gözlerim doldu: “Kızım, sizi düşünmekten kendimi unuttum zaten.” Elif sustu, torunum Ege ise kucağıma atladı: “Babaanne, Kemal Dede ne zaman gelecek? Onunla oyun oynayacağız!” O an içimde bir umut yeşerdi.
Kemal Bey’le birlikte tiyatroya gittik, sahilde yürüdük, eski Türk filmlerini izledik. Hayat yeniden renklenmeye başladı. Ama her güzel anın sonunda suçluluk duygusu gelip boğazıma oturuyordu. Bir akşam Kemal Bey bana döndü: “Sevim Hanım, siz mutlu olmayı hak etmiyor musunuz?”
O gece aynanın karşısına geçtim. Yüzümdeki çizgileri inceledim. Saçlarımda beyazlar çoğalmıştı ama gözlerimde hâlâ gençliğin ışıltısı vardı. Kendi kendime sordum: “Sevim, sen ne istiyorsun?” Cevabı biliyordum: Mutlu olmak istiyorum.
Bir gün ailemi topladım. Elif ve Murat karşıma oturdu. Ellerim titriyordu ama konuşmaya başladım: “Ben sizi çok sevdim çocuklarım. Hep sizin için yaşadım. Ama artık kendi hayatımı da yaşamak istiyorum. Kemal Bey’le birlikteyim ve bu benim kararım.” Murat başını eğdi, Elif ise gözyaşlarını tutamadı: “Anne, seni kaybetmekten korkuyorum…”
Onlara sarıldım: “Beni kaybetmeyeceksiniz. Sadece artık ben de var olacağım.” Zamanla çocuklar alıştı. Torunlar Kemal Bey’i sevdi, aile sofralarımız yeniden şenlendi.
Ama toplumun baskısı bitmedi. Komşular hâlâ arkamdan konuşuyor, bazı akrabalar aramayı kesti. Yine de içimde bir huzur var artık. Çünkü biliyorum ki hayat kısa ve mutluluk kimseye yasak değil.
Şimdi bazen pencereden dışarı bakıp kendi kendime soruyorum: Elli yaşından sonra aşk olur mu? Olursa insan cesaret edebilir mi? Siz olsanız ne yapardınız?